ALPER TURGUT

 

“Blue Jasmine” (Mavi Yasemin), Woody Allen’in son icadı, şimdilik. “Fantezi tek kurtuluşumuzdur. Hepimiz gerçeğe hapsolmuş durumdayız” diyen ustanın, kendisiyle çelişerek ve doğal olarak bunu isteyerek, acımasız gerçekliğe yaslanması, günümüz insanına ve sosyal katmanına, alın size ayna birader, doya doya seyredin kendinizi ve birbirinizi, demek olsa gerek. Yüksekten düşmeye korkan, olduğu yerden kurtulmak için çırpınan, sınıf ve statü kaybından ödü kopan, yozlaşmaya kapılarını ardına kadar açan ve her zaman yalanla, dolanla, parayla var olan insanları, fanteziyle kurtarmamış, resmen gerçekle tokatlamış usta…

 

Yaklaşık 50 yıldır film çeken Woody Allen, hemen her konuyu deşen, kendi de dâhil her şeyle dalgasını geçen güzel bir abimiz, elbette hınzır, zıpır, zeki ve yetenekli… Bilgi birikimi ve entelektüel kişiliği ise, tartışma konusu bile değil! Üstelik kararlı bir üretici, her yıl bir film yaratmadan huzur bulamıyor. Gündelik hayata dair bildik diyalogları hicivle süsleyen, klişeyi dahi akıcı hale getiren Woody Allen’ın tüm filmini severim, elbette her zaman bütününü değil, çoğunlukla bazı sahneler, bazı replikler aklımda yer ederler, ustanın her sene bir Annie Hall, bir Manhattan çekecek hali zaten yok. Neyse… O, Amerika ve Avrupa arasında mekik dokuyor ve kent kent geziyor, son durağı ise San Francisco… Bu kez komediyi geri plana atıp, psikolojik dramda karar kalmış. Blue Jasmine için en karamsar, en bunalım, en depresif filmi bile diyebiliriz, rahatlıkla…

 

 

İyi yazılmış, iyi çekilmiş bir filmde, iyi bir oyuncuya da, bir Mavi Yasemin’e ihtiyaç var. Mia Farrow, Diane Keaton, Scarlet Johansson vs. derken, bence üstat aradığını nihayet buluyor, evet, Cate Blanchett ne güne duruyor? Cate için ne söylenebilir, onun yaşayan en iyi birkaç aktristen biri olduğuna deli gibi inanırken… Oscar’ı alır veya almaz, bunu diğer filmleri ve adayları izlemeden bilemem. Lakin gönlümüzün heykelciğini çoktan kaptı. Memleketimin tüm aktrislerinin ve oyuncu olma hevesindeki genç kadınlarının, bu filmi ve hüznü bir zarafet gibi taşımayı beceren 44 yaşındaki Cate’i mutlaka seyretmesi gerek. Son olarak, çıta bu kadar üste konur mu be ablam? Alec Baldwin, Sally Hawkins, Peter Sarsgaard, Boby Cannavale, Andrew Dice Clay filmin öne çıkan diğer oyuncuları… Sally Hawkins de en yardımcı kadın oyuncu için Oscar adaylığı alabilir, o denli iyi… Boby Cannavale ise filmin neşesi, o olmasa depresyondan çıkamazdık sanırım.

 

 

Burjuva ahlakının çöküşünü anlatıyor öykümüz, eski zengin ve ‘mükemmel’, yeni fakir ve nevrotik kadınımız Jasmine (Cate Blanchett), adeta paramparça bir halde, New York’tan San Francisco’ya gelir. Dolandırıcı kocası Hal (Alec Baldwin), cezaevinde intihar etmiştir, elde avuçta ne varsa devlete kaptıran, hala pahalı zevklerden ödün vermemeye kasan Jasmine, bugüne dek sıradan hayatına burun kıvırdığı, hep kaba ve yanlış adamlarla birlikte olduğu için suçladığı Ginger (Sally Hawkins)’ın yanına taşınır. Bir markette kasiyer olan Ginger, iki yetimken aynı eve verilen ve Jasmine’i abla belleyen, iyi yürekli, neşeli ve eğlenceli bir kadındır. Onun iki yavrusu vardır, işçi kocasından ayrılmış, tamirci sevgilisiyle evlilik planları yapmaktadır. Sonra geriye dönüşlerle, Mavi’nin hikâyesinin detaylarını öğreniriz. Onun korkunç bir sırrı vardır, Jasmine’i kemirir durur. Apaçık ortada olandan korkma zaten, bazen bir şey sende saklı kalır, işte o aklı alır.