Etiket arşivi: sinem kobal

Ne romantik, ne de komik…

 

 

ALPER TURGUT

 

“Romantik Komedi”, kendine bir türün adını koyacak kadar güvenen ancak ne romantik ne de komik olmayı beceremeyen bir film. Sevgililer Günü için çekilmiÅŸ sabun köpüğü bu seyirlik, yalnızca eÄŸlenceye ve bildiÄŸiniz üzere tüketmeye dair… Sinemaseverlere kesinlikle önermiyoruz.

 

Romantik Komedi’yi, video klip ve reklam filmleri çeken Ketche yönetti. Film de haliyle upuzun bir klipe benzedi. Ama yalan yok, görüntü yönetmenliği istisnasız barajı aşıyor. Ceren Aslan ve Aslı Zengin’in ortaklaşa yazdıkları senaryo ise, baştan sona klişelerden destek alıyor. Bildik formül dahi filmi kurtarmaya yetmiyor. Tamam, yapım, şaşırtmaktan yoksun ve bir yere kadar da ite kaka ilerliyor, ya sonra? En can alıcı bölümde yani finalde, fena çuvallıyorlar.

 

Romantik Komedi’nin başrollerini Cemal Hünal, Engin Altan Düzyatan, Gürgen Öz, Sedef Avcı, Sinem Kobal, Burcu Kara ve Begüm Kütük paylaşıyorlar. Senaristler toparlayamıyor, asıl yük oyunculara kalıyor. Hayır, burada da bir problem var. Çünkü oyuncular da bir âlem, kimi üstünkörü de olsa görevini yapıyor, kimi yapmacıklık konusunda resmen birbiriyle yarışıyor.

 

BEÅž GÃœNLÃœK Ä°LÄ°ÅžKÄ° VE BÄ°R KÄ°TAP

 

Esra, Didem ve Zeynep… Üç kadın, üçünün de karakterleri farklı… Esra, sessiz sedasız bir tip, Didem, ayran gönüllü, Zeynep ise biraz despot ve evlenmek üzere… Zeynep’in düğünün ardından Esra, yaÅŸamını deÄŸiÅŸtirme kararı alır, sevgilisini bırakır, iÅŸinden de istifa eder. Åžans ve aÅŸk meleÄŸi, Esra ve Didem’i, reklam ajansı kreatif direktörü Mert ve aktör Cem Sezgin ile karşılaÅŸtırır. Sonra birbirlerinin izini kaybederler, ta ki; Esra, Mert’in çalıştığı reklam ajansında iÅŸe baÅŸlayana dek… Mert ile Esra, Didem ile Cem yakınlaşırlar ve olaylar ardı ardına gelir. Esra, kısa sürede reklam gurusu olur, beÅŸ günlük iliÅŸkisinden yola çıkarak roman da yazar. Åžaka gibi…

 

MENDÄ°LLER HAZIR OLSUN

 

“Herkesin Keyfi Yerinde”nin (Everybody’s Fine) adına sakın aldanmayın, insanı yere serebilecek ve gözyaÅŸlarına boÄŸabilecek kalibrede bir film bu… Filmin orijinalini, tam 20 yıl önce ünlü Ä°talyan yönetmen Giuseppe Tornatore yazdı ve yönetti. Kirk Jones’in yönetmenlik koltuÄŸuna oturduÄŸu bu taze soluklu uyarlamanın baÅŸrollerini ise Robert De Niro, Drew Barrymore, Kate Beckinsale ile Sam Rockwell sırtlıyorlar. Özellikle uzun bir zaman sonra dramatik bir rolde görebildiÄŸimiz De Niro, tek kelimeyle harika… EÅŸini kaybettikten sonra artık birer yetiÅŸkin olan çocuklarıyla tekrar temas kurmak isteyen otoriter baba Frank Goode (De Niro), “Siz çocukların derdi ne, anlamadım. Annenize her zaman her ÅŸeyi anlattınız, bana hiçbir ÅŸey anlatmadınız” der. Evet, ailenin lideri konumundaki babanın, çekirdek yapılanmanın diÄŸer üyelerinden ayrı bir yerde, belki de tek başına durmasına dair güzel bir örnek. Acı ama gerçek…

 

Ä°nsanları birbirine yakınlaÅŸtıran telefon tellerini yapan bir adam, onları geçindirmek adına hem saÄŸlığından olmuÅŸ, hem de onlardan uzaklara savrulmuÅŸtur. Ä°htiyarlık, yalnızlık ve yeniden bir arada olma kavgası… Herkesin Keyfi Yerinde, hepimizi ilgilendiren bir film, mutlaka seyretmeli…

 

İNCİL YOKSA YAMYAM ÇOKTUR

 

“Tanrının Kitabı” (The Book of Eli), alelade din propagandası yapan, misyoner soslu bir seyirlik. Dünyadaki son büyük savaşın üzerinden 30 kış geçer ve insanoÄŸlu, Ä°ncilsiz kalır. Ve bir adam sırtını doÄŸuya döner ve elde kalan tek rehberi, batıya götürür. Denzel Washington ve Gary Oldman hatırına da olsa, tonla mantık hatası barındıran Tanrının Kitabı izlenir mi? Karar sizlerin…

 

OSCAR, ACI SÃœT VE NAZÄ°ZM

 

“GüneÅŸi Gördüm”, Los Angeles’in ünlü kırmızı halısını göremezken, 10 ay önce Uluslararası Ä°stanbul Film Festivali’nde izleyip, kotarılamamış diye de not düştüğümüz “Acı Süt” (La Teta Asustada) ise en iyi yabancı film dalında Oscar’a aday oldu. Yöresel, geleneksel, siyasal ve ayrıksı… Peru yapımı ve “Altın Ayı” ödüllü Acı Süt, bireyin ve toplumun hafızasını, alışılmadık bir öyküde harmanlamayı deniyor. Ancak ve ne yazık ki; dikiÅŸ tutturamıyor. Ä°ÅŸte tam da bu yüzden, Michael Haneke’nin Nazizm’i masaya yatırdığı “Beyaz Bant”, hala ve inadına favorimiz.

 

Cumhuriyet Gazetesi / 5 Åžubat 2010

Türkiye solunun son 30 yılı

 

ALPER TURGUT

 

Türkiye’nin en beğenilen ilk filmlerinden “Sonbahar”ın yapımcısı olan Serkan Acar, “Aşk ve Devrim” ile yönetmen koltuğuna oturdu. Aşk ve Devrim, Adana ‘Altın Koza’ Film Festivali’nin ulusal uzun metraj yarışma filmlerinden biri. “Gelecek Uzun Sürer”den “Simurg”a, “Memleket Meselesi”nden “Saklı Hayatlar”a, politik göndermeli filmlerin yer alacağı Altın Koza, sanatın yanı sıra siyasete de kucak açmış durumda… Evet, ülkemizde salt gişe odaklı filmler dışında siyasi sinema örneklerinin de çoğaldığını görmek tüm sinemaseverleri sevindiren bir gelişme, hiç kuşkusuz. Filmin yönetmeni Serkan Acar ile Aşk ve Devrim’i konuştuk.

 

 

 

 

—Aşk ve Devrim, nasıl doğdu?

 

Aşk ve Devrim, yapmak istediğim siyasi üçlemenin ilk ayağı… Üçleme, Türkiye solunun son 30 yılına yakın plan kamerayı tuttuğum bir süreç olacak. 1980’lerden bugünlere uzanacağız. Film, “Başka Semtin Çocukları”nın senaryosunu kaleme alan Mehmet Serkan Turhan’ın “İki Yol” öyküsünden uyarlandı, senaryoyu da o yazdı. 1989’larda geçiyor öykü, devrimci gençler üzerinden Türkiye solunu anlatıyor, kirli savaşın başladığını dönemleri, solun darbenin etkisinden kurtulup yeniden toparlanmaya çalıştığı, neoliberal dalganın dünyayı kapladığı yılları… Altı yaşımdaydım darbe oldu, 1991’de üniversiteye girdim. Arkadaşlarımı kaybettim, yaşadıklarım ve gördüklerim var. Herkes kendi sokağını anlatır, sonuçta 1968’i anlatacak yetkinliğim yok.

 

—Peki, ikinci filmin konusu nedir?

 

İkinci film adı “Uzun Yürüyüş”. Türk solundan gerillaya katılan bir kızın öyküsü bu… Film, onun gerilladan ayrılıp gündelik hayata geri dönmesini anlatıyor. Kürt sorunu aslında bir Türk sorunudur, bunu ifade etmek ve göstermek istiyorum.

 

—Ya üçüncü ve son film?

 

Düzenle bağlarını kopartan bir anarşisti, sistemle bir anda tüm bağlarını kopartan bir adamın hikâyesini anlatacağımız filmin adı “Ret” olacak. İlk film 20’li yaşları, ikincisi 30’lu yaşları ve sonuncusu da 40’lı yaşları resmedecek. Bu öykülerin kahramanları, Türk ve Kürt sol hareketleri içerisindeki aktif insanlar olacak.

 

 

 

—Aşk ve Devrim ile anlatılmak istenen tam olarak nedir?

 

Aşk ve Devrim, çözülüş ve yalnızlık filmi… Sosyalist bloğun çöktüğü, dünyanın değiştiği, aşkın ve devrimin çözüldüğü yıllar bunlar. İllegal ve legal alanda mücadele eden sol bir örgütün üyesi olan genç bir devrimcinin, aşka ve devrime bakışı var konunun odağında. Ve tutku var, biliyorsunuz ki, tutkuda çelişkiler olur ve bu çelişkiler insanı ihanete kadar götürür. Evet, filmin ana teması ihanet. İlki sosyalist bloğun çökmesi, dünyanın ütopyasız bırakılması ihanet… İkincisi küçük sol örgütün çözülmesi, üçüncüsü ise bireyin çözülmesi. İranlı filozof Hafız’ın bir lafı var; “Sen nasıl bakıyorsan dünya öyledir” diye, ihanette herkese göre değişir. Filmin karakterleri idealize etmedim, film bir yandan 68, 78 ve 88 kuşağından insanların meselelere bakışını anlatıyoruz. Aşk ve Devrim’de kahramanlık miti yok, her türlü çelişkileriyle insanlar var.

 

—Devrimcilerin yaşamına dair (Fırtına / Bahoz dışında), pek örnek yok sinemamızda…

 

Bugüne dek devrimciler, dizilerde yan öğe olarak, çeşni olarak kullanılıyordu, seyirciler ilk kez devrimcilerin yaşamına tanık olacak. Bir sendika direnişi üzerinden direnişteki devrimcinin de zamanla çözülmesini aktarıyoruz. Üç radyo haberi var filmde, Berlin duvarının yıkılışı, Çavuşesku’nun idamı ve Gorbaçov’un konuşması.

 

—Aşk…

 

Filmde aşkın yeri çok önemli… İki aşk var, hem devrimcinin yaşadığı aşk, hem de rol modeli olan ağabeyinin altı dakika anlattığı bir aşk var.

 

 

 

 

—Filmin oyuncu kadrosu kimlerden oluşuyor?

 

Çoğu bilinmeyen genç tiyatroculardan oluşuyor. Nurgül Yeşilçay ve Sinem Kobal’a devrimci oynatacak halimiz yoktu, gülünç olurdu bu. Bunun dışında Saç filmiyle hatırlayacağınız Ayberk Pekcan ile Derya Durmaz var, onun dışındakiler dört aylık bir kast sürecinin ardından deneme çekimlerinden sonra belirlenen genç isimler; Gün Koper, Serhan Alben, Deniz Denker…

 

—Aşk ve Devrim, müziksiz olmaz gibi…

 

Filmin müziklerini o dönemin ruhunu iyi bilen bir isim olan Kemal Sahir Gürel yaptı. Az müzik kullandık ancak radyodan gelen şarkılar var, Ahmet Kaya, Edip Akbayram ve Ezginin Günlüğü’nden… Sonra Kazım Koyuncu’nun ilk grubu Grup Dinmeyen var; “Gece trenlerine binme çocuk vurulursun…”

 

—Son olarak filmi nerede çektiniz, maliyeti ne kadar, vizyona ne zaman giriyor ve festivallere gönderecek misiniz?

 

Aşk ve Devrim’in görüntü yönetmeni Feza Çaldıran, filmi altı haftada çektik. Çekimlerin çoğu İstanbul’da oldu, sadece bir kez Batı Karadeniz’de bir köye gittik. Aşk ve Devrim’in maliyeti, 900 bin lira ile 1 milyon lira arasında… Altın Koza’nın ardından film, 16 Aralık’ta gösterime girecek. Festivaller konusuna gelirsek, filmin kopyasını San Sebastian’a yolladık, Aşk ve Devrim’in uluslararası film festivallerinde şanslı olacağına inanıyorum.