Etiket arşivi: Mar

Geriye Kalan, Toprağın Çocukları ve memleket sineması…

ALPER TURGUT

“Geriye Kalan” ve “Toprağın Çocukları”, her ikisi de ÅŸu an gösterimde, ilki geçen yıl Altın Portakal’da yarıştı, ikincisi ise bu sene yarışacak. Festivalde yarışmak, gösterim ÅŸansı yakalamak anlamına gelmiyor, ne yazık ki… Kimi film vizyona bile giremiyor. Ãœstelik Geriye Kalan, en iyi yönetmen ve en iyi kadın oyuncu ödüllerini almıştı, gösterime girmek için neredeyse bir yıl bekledi. Peki, iki haftada kaç kiÅŸi seyretti bu filmi, üç bin kusur, ötesi yok. Toprağın Çocukları ise daha ÅŸanslı, üç günde 8 bin civarı izleyici toplayabildi. Yeter mi? Asla! Ne zorluklarla gösterim ÅŸansı yakaladığını yakından bildiÄŸim Mar, dün Ä°skenderiye Film Festivali’nde en iyi film ödülünü kazandı. Mısırlı’nın sevdiÄŸi filme, biz ilgi gösterdik mi? Elbette, hayır. Yukarıda adını andığım filmler, ilk filmler, ilk heyecanlar, ancak hevesleri kursağında bırakmak konusunda uzman bir memlekette sinema yapmaya çabalayan genç insanlar, ikinci filmlerini çekecek enerjiyi ve elbette parayı nasıl bulurlar, takıldığım mevzu bu… TV dizileri bağımlısı olmuÅŸ, sinemayı da Kolpaçino filan sanan çoÄŸunluÄŸun, bunu pek dert etmediÄŸi malum, yine de hayli ucuz, salt giÅŸe hedefli yabancı aksiyon, komedi, gerilim ve korku filmlerine verilen zamana ve paraya yazık, yerli iÅŸi yapımlara vasat da olsa ÅŸans tanımak gerek, memleket sineması diye bir ÅŸey var olsun ve yereli evrensele taşıyacak dev bir sektöre dönüşebilsin diye…

Diyeceksiniz ki, sen de yerden yere vuruyorsun bazen yerli filmleri, haklısınız, lakin benim tepkim, izlenmesine deÄŸil, öykünmeye, kanırtmaya, zorlamaya, etkilenmeye, kısa film olacak iÅŸi, uzun metraja dönüştürme ısrarına… Neyse, mesaj alınmıştır umarım.

ÇiÄŸdem Vitrinel’in çektiÄŸi, güzelim Kadıköy’de geçen bir aldatılma ve suç öyküsü, elbette intikam temalı… Devin Özgür Çınar, Erkan BektaÅŸ ve Åžebnem Hassanisoughi’nin baÅŸrolleri sırtladığı film, özellikle kadın oyuncuların performanslarıyla kendini izlenebilir kılıyor. Hem Åžebnem hem de Devin döktürüyor. Finaldeki bir iki küçük hataya karşın, doyumsuz koca, aldatılan kadın, aldatan kadın sacayağında, en nihayetinde bedel ödemek gerekiyor. Kadınların bir erkeÄŸe sırtını dayama ve kendini güvende hissetme konusu ise, filmin asıl derdi…

Toprağın Çocukları ise Köy Enstitüleri’ne dair bir ilk film. Erkan Can, Åžebnem Sönmez, Bahtiyar Engin, Suzan KardeÅŸ, Müge Boz, Türkü Turan, Ufuk Bayraktar’ın oynadığı filmi, Ali Adnan Özgür yönetti. Ä°mece ve dayanışmayla çekilen, memleketin önemli meselelerinden birine kendince pencere açan, eÄŸitim konusuna çözüm getirmek isterken günah keçisi ilan edilen, siyasetin oyunlarıyla baÅŸ edemeyen Köy Enstitüleri’ni yeniden güncele taşıyan bu filmin, birçok eksiÄŸi var ancak yine de seyretmeye deÄŸer. Evet, oy deposu kırsal, hep aynı kalsın, eÄŸitim bir toplumu uyandırmasın diyenler, Köy Enstitüleri’ni kapattırdılar. Cehalet ikliminden beslenenler, bugün yine iÅŸ başındalar, haliyle dünden bugüne deÄŸiÅŸen hiçbir ÅŸey yok.

Gülelim ağlanacak halimize!

 

ALPER TURGUT

Adana Büyükşehir Belediyesi 18. Uluslararası ‘Altın Koza’ Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda sekizi ilk film olmak üzere, tam 14 film yarıştı.

Serkan Acar’ın “Aşk ve Devrim”, Ali Özgentürk’ün “Beni Sev”, Onur Ünlü’nün “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi”, Cemil Ağacıkoğlu’nun “Eylül”, Özcan Alper’in “Gelecek Uzun Sürer”, Erdoğan Kar’ın “Kadife”, Tolga Örnek’in “Kaybedenler Kulübü”, Caner Erzincan’ın “Mar”, İsa Yıldız ve Murat Onbul’un “Memleket Meselesi”, A. Haluk Ünal’ın “Saklı Hayatlar”, Ruhi Karadağ’ın “Simurg”, Burak Cem Arlıel’in “Türk Pasaportu”, Mustafa Nuri’nin “Vücut” ve Muzaffer Özdemir’in “Yurt” isimli filmleri, seyirciyle, eleştirmenlerle ve elbette jüriyle buluştu.

Yarışmacılardan Türk Pasaportu ve Simurg, belgesel idi, Memleket Meselesi, Kaybedenler Kulübü ve Saklı Hayatlar ise daha önce gösterime girmiş filmlerdi. Öncelikle vizyona giren, televizyonda gösterilen ve DVD’ye basılan yapımların yarışma kapmasına alınmasında herhangi bir mantık yok. Yarışa hükmen yenik başlamak gibi bir şey bu, merak uyandırmıyor öncelikle ve yenilere haksızlık olacak diye düşünür her jüri, ister istemez. Kurmaca filmlerin arasında belgesellerin yarışması da bir başka yanlış, elmalarla armutlar birlikte toplanmaz. Belgeselleri ayrı bir kategoride değerlendirmek gerek. Neyse ki; Adanalı sinemaseverler, Simurg’a hakkını teslim etmesini bildiler, hem fiziksel hem de zihinsel bir sakatlanmayla sonuçlanan büyük bir bedel ödeyen eski ölüm orucu eylemcilerini, izleyici ödülüyle onurlandırdılar.

Altın Koza’yı Altın Portakal’dan ayıran ve eşitlik aşkına üzerinde çalışmaları gereken biricik şey, yarışma filmlerinin, farklı ve birbirlerinden uzak sinemalarda gösterilmesidir. Filmlerin bazıları büyük perdede, yeni ve güzel salonlarda, bazıları da küçük perdede, köhne ve sıkışık salonlarda yarıştı. Bu hem seyirciye hem de film ekiplerine yapılmış bir haksızlıktır. Devamında 14 yarışma filminin 4 güne sıkıştırılması, aynı saatlerde farklı yerlerde yarışma filmlerinin gösterilmesi de bir başka sorun. Özetle; Sinemaseverler, yabancı yapımlara, kısa filmlere ve belgesellere bu yoğunlukta nasıl vakit ayıracak? Mümkün değil! Adanalı hemşerilerim, Altın Koza’yı giderek büyütüyor ve cazibe merkezine dönüştürüyor, sinema müzesi, sinema kongresi güzel hareketler, şimdi sırada yarışma filmlerinin gösterileceği bir sinema merkezini, Güney’in en bereketli kentine kazandırmak var, umarım tez zamanda bu gerçekleşir.

İkisi belgesel 11 yeni film ile büyük sükse yapan, yarışma tarihini de Haziran’dan Eylül’e alarak Türk Sineması’nın sezon açılışına dönüşen Altın Koza, yarışma filmlerinden bazılarının bütçesi kadar da ödül veriyor. Yeşilçam’ın eski kalelerinden Adana, sinemayı, sinema da Adana’yı seviyor, buraya kadar her şey çok güzel. Peki, festivalde boy gösteren sinemamız ne durumda? Yanıt yerine sinirden kahkaha atabilirim. Tamam, her yerde söylüyorum, ülke sinemasından bahsetmek için çok erken, bizim yerel, evrensel ile henüz buluşmuş değil. Tek tük yönetmen başarıları, bazı filmlerin nadir de olsa kalburüstü etiketini hak etmesi, bizlere bir katkı sağlamıyor. Emin olun. Üstelik bizim sinemamız, dizi film sektörünün bir uzantısı gibi. Yazlık sinemaları kapattık salt yazlık film çeker olduk. Kışın dizilerde öbekleşen yönetmenler, görüntü yönetmenleri, oyuncular ve senaristler, sınıfta çakmış ve yaz okuluna kalmış gibi, dizi muadili filmler yaratmaya çabalıyorlar, ağır olmayacaksa…

Bir hafta sonra Antalya Altın Portakal Film Festivali var, duyduklarımız gerçekse yandığımız resmidir. Altın Koza’dan umutluyduk, affedersiniz sıçtık. Altın Portakal’dan umudumuz bile yok, artık bez getiririz, bir zahmet. Ön jürinin önüne gelen ve seçilemeyen filmler nasıldı acep? Onları hayal etmekte bile güçlük çekiyorum, gerçekten…

Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmi olmasaydı, bereketli topraklar çöle dönüşecekti, Ceylan’ın son filmi, sinemamızda adına bir vaha, bir heyecan, bir umut… Keşke yarışsa ve tüm ödüller ona gitseydi, bir kez daha keşke… Geri kalanlar nasıl? Demode var, müsamere var, yönetilmekten aciz olanlar var, senaryosu güdük olanlar, hatta senaryosu kabus olanlar var, tv filmlerine rahmet okutanlar var, karikatürize roller var, ödül almalarına pis pis sırıttığım ne naneler var. Erkek gözüyle yazılmış ve çekilmiş olanlar çok, kadın yok, yine yok. Minimal saplantısı, fotoğraf abanması, diyalog fukarası, metin zavallısı… Ne anlatayım sizlere, olmayan sinema sektörü tehlike zillerini çalıyor mu diyeyim, ego sorunu yaşayanlardan, rakiplerini suçlayanlardan mı bahsedeyim, umudumun kısa filmcilere kaldığını mı tekrarlayayım, Türkiye’de senaryo yazılamadığından mı dem vurayım, senaryosuz bir filmin omurgasız olacağını, felç kalacağını mı haykırayım. Hem bazı jüri üyeleri hem de değerlendirmeye alacakları oyuncular aynı menajerlik şirketinden, sizlere böyle alengirli dedikodular mı vereyim, sonra jüriyle tanış yapımcılar var ama haksızlık yok, bunu mu dillendireyim.

Kişisel görüşümdür, jürinin olduğu yerde adalet olmaz. Atıyorum sekiz kişinin verdiği karar, bir başka sekiz kişinin kararıyla örtüşmez bile. Hem bir yandan jüri ne yapsın diye düşünüyorum, iyi filmler arasından film, performans vs. vs. seçmek kolay, kötüler arasından seçmek ise zordur. Bu festivalde çok iyiler ve iyiler yoktu, kötüler, kötünün iyisi ve eh işteler vardı. Kimse çok sevinmesin ve kimse hakkımız yenildi diye üzülmesin. Asıl kahrolacak, kahrolunacak şey ıskalanır o vakit. En iyi yönetmen ödülü alan film, bir faciaydı misal, oyuncu performanslarının tümü Bir Zamanlar Anadolu’da susarak oynayan Fırat Tanış’ın yakınından bile geçmezdi. Düşünsenize en iyi senaryo ve en iyi film ödülü, absürt bir filme veriliyor, işte sinemamız adına kara mizah, tam olarak budur.

CineDergi 42. sayısında yayımlanmıştır.