Etiket arşivi: ay büyürken uyuyamam

Hah! Bir hortumumuz eksikti, ÅŸimdi tam oldu

 

 

 

Alper TURGUT

 

Efendime söyleyeyim, eskiden yağmur, dolu, kar, çamur, su baskını, sel gibi kenti esir eden doğal durumlar için (İstanbul’da bir damlada bile trafik arapsaçı olur, o başka), gazetelerde naylondan yağmurluk ve su geçirmeyen sarı çizmeler bulundurulurdu. Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, paçayı toplar, kütük gibi botu, dizine kadar çekerdi, kuru yerlerde seker, alçak bölgeleri göle çeviren, altyapı eksikliğini resimlerdi. Sağanak mı var, hop istikamet belli, alt geçitler, aşağı mahalleler ve dere yatakları… Oysa şimdi, yağmur da delirdi, bırak sarı çizmeyi, dalgıç kıyafeti ve paletler bile kurtarmaz, besbelli… Evet, bu hafta gösterime giren “Fırtınanın İçinde” (Into the Storm) filmi, hortum belasını anlatıyor, hani artık memleketimize de dadanan, hatta ta İstanbul’a kadar gelen, fır fır dönen dev dondurma külahını… Tabiat Ana, resmen ezberimizi bozdu, eskiden hortumla ne güzel, araba, bahçe ve birbirimizi sulardık. Harbiden vah vah!

 

Tarım ve hayvancılık, bizi terk edeli çok oldu, ağaçlar azaldı, kuraklık çoğaldı, güzelim Akdeniz iklimi, yerini yarı-tropikal, hayli garip ve çok tuhaf bir iklime bıraktı. Küresel ısınma, artık farazi ve mecazi değil, hissedilir ve fark edilir oldu. Elin Viking’i bile, kar yağmadı bu yıl hayret diyor, çöldeki insanlar ne yapsın? Petrol savaşları zaten malumunuz, Ortadoğu’da gündelik hayat daha da zorlaşacak, gelecekte su savaşları yaşanacak. Hayır, bu bir öngörü değil, yalın bir gerçek. Vahşi sapkınlar sürüsü IŞİD, suyla ilgili tehditler savurmaya başladı bile, Atatürk Barajı’nı açmak ve suyu salmak için, İstanbul’a geleceğiz diyorlar. Kibar Feyzo filminde unutulmaz bir replik vardır; “Sen gelme ulan ayı!” diye, zaten İstanbul’un barajlarının su seviyesi beşte bire inmiş, sizin kanlı ellerinizi yıkamaya bizim suyumuz yetmez. Haydi ikileyin.

 

Felaket filmleri, çeşit çeşittir. Depremle sarsılır, volkanla taşarsın, kasırgayla uçuşur, kıyametle tutuşursun. Bizim memleket, bir deprem ülkesi, suçu, hemen zelzeleye atmayalım, kevgir gibi binalar ve üçkağıtçı kafalar yüzünden on binlerce can verdik, yıkıldık, yılmadık, bir başka afete dek bekleşip durduk. Afet ve felaket filmleri, bizim hünerimizden ve tekniğimizden uzak şimdilik, “Ay Büyürken Uyuyamam” filminde, bir deprem sahnesi var, insana manyak gibi kahkaha attırıyor, üzülmek, kahrolmak ne kelime… Her neyse, felaket filmleri, klişenin dibine vurur. Bir bilim insanı gelir, yakında büyük bir afet olacak, aman dikkat! der. Hadi len oradan, serseri diye kovalarlar bunu, oysa eleman haklıdır, Hanya’yı, Konya’yı görürler, en nihayetinde… Özgürlük Heykeli, Pentagon, Beyaz Saray, neredeyse her felaket filminde yıkılır, aman diyeyim, bizim memlekette, her şeyi yıkmayın, zaten ortalık çok karışık. Ha, kurmaca film sonuçta, bari AVM’leri ve TOKİ’nin eciş bücüşlerini dümdüz edin, sonra, finalinde, park, lunapark yaparsınız çocuklar ve gençler için, çok da güzel de olur hani… Bir musibetten, bin mutluluk doğar belki.

 

KASIRGA…

 

“Kasırga” (Twister / 1996), hortum denen, çılgın ve çığırından çıkmış yıkıcının gücünü bize gösteren ve hatıralarımıza işleyen bir yapıt idi, şimdilik bizim hortumlar küçük ve kendi kendine takılıyor sadece, ya büyürse ve hedef belirlerse? Gülmeyin, hortumun gözü sakindir ve kendinden emindir, o, her şeyi görür derler. Kim mi demiş, bir belgeselde seyretmiştim, hayatları, ABD kırsalında, hortum avcılığıyla geçenler (avcılık derken, yıkıma şahit olmak ve belgelemek ) zikretmişti. Teknoloji devi, güç delisi, dünyanın jandarması ve külhanbeyi ABD, mevzu kasırga ve hortum olunca, saklanacak delik arıyor. Yurttaşları, korunaklı alanlara çekilip, gizleniyor, çatılar, evler, tekneler, arabalar havalarda uçuşuyor, hortumun dans gösterisi bitince, saklandıkları yerlerden çıkanlar, büyük yıkımı görüyorlar. Sonra tamirat işleri, yeniden kurulan evler ve sürekli bir endişe, bir sonraki yıkıma dek.

 

Çevre felaketlerini, insanların açgözlülüğü tetikliyor, kömürün kullanımı, ağaçların katli, spreyler, egzoz gazları derken, denge bozuluyor ve doğa, intikam alıyor bizlerden… Felaket filmleri, rağbet gören ve çokça tüketilen bir projeler serisidir, oysa yeni olan pek bir şey yoktur, lakin merak çoktur. Eski İstanbullulara sordum; “Abi, abla, gördünüz mü daha önce hortum?” Hayır, dediler. “Peki ananız, babanız, dedeniz ve nenenizden duydunuz mu?” Yok, dediler. Hortumu gören ve bilen yok, özetle bizim kuşağa ve çağa nasip oldu, vay hain felek!

 
Fırtınanın İçinde filmine gelelim, oyunculuklar dökülüyor, senaryo evlere şenlik, yönetmenlik becerisi sıfır, etkilenme ve öykünme hat safhada… Ancak görsellik çok etkileyici, gelecekte başımıza ne iş açar bu meret diyorsanız, seyredin derim. Üstelik filmde hortum avcıları şöyle bir şey diyorlar; “Eskiden bir ömür boyu yakalayabileceğiniz böyle büyük bir hortum artık her yıl yaşanmaya başlandı. Bu yetmezmiş gibi, daha önce hiç hortum görmemiş coğrafyalarda da hortumlar görünmeye başladı.” Mesaj alınmıştır umarım.

2011’in yabancı ve yerli en iyi filmleri

 

 

ALPER TURGUT

 

2011’de 71’i yerli toplam 291 film gösterime girmiÅŸ, üç boyutlu yapımların sayısı artmış. Evet, bu bir rekor ancak seyirci sayısı ve hasılata yansımış mı? Elbette, hayır! 2010 kıl payı geçildi ve 42 milyon küsur seyirci sinema salonlarına koÅŸtu. Her insanın bir kez filme gittiÄŸini varsaysak, 75 milyonluk ülkede, 33 milyon kiÅŸinin sinemadan bihaber olduÄŸu ortaya çıkar. Yani giÅŸe filmleri de olmasa sinema salonları kapılarına kilit vuracak, resmen…

 

Memleket insanının aptal kutusu televizyondan ve onun saçmasapan dizilerinden başını kaldırıp, sinema büyüsüne kapılmasını ummak, belki safdillik, lakin uygun bilet fiyatları, nitelikli filmler ve AVM’lerden kurtulup sokakla soluklanan sinemalar, bu amansız ve uÄŸursuz kördüğümü çözebilir. Ä°ÅŸte o vakit halk yeniden beyazperdeyle barışır ve böylelikle mutlu bir son yazılmış olur. 

 

En iyi yerli filmler

 

1- Bir Zamanlar Anadolu’da

2- Press

3- Gölgeler ve Suretler

4- Bizim Büyük Çaresizliğimiz

5- Saklı Hayatlar

6- AÅŸk ve Devrim

7- Gelecek Uzun Sürer

8- Dedemin İnsanları

9- Misafir

10- Atlıkarınca

11- Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi

12- Hayde Bre

13- 40

14- Türkan

15- Kaybedenler Kulübü

16- Zefir

17- Saç

18- Küçük Günahlar

19- GiÅŸe Memuru

20- Nar

21- Yangın Var

22- Eyvah Eyvah 2

23- Labirent

24- Çalgı Çengi

25- Almanya’ya HoÅŸgeldiniz

 

 

En iyi yabancı filmler, animasyonlar

 

1-Hugo

2-Bir Ayrılık

3-Biutiful

4-İçimdeki Yangın

5-Siyah KuÄŸu

6-Maymunlar Cehennemi Başlangıç

7-Şeytanı Gördüm

8-YaÄŸmuru Bile

9-Çölde Kutup Ayısı

10-Benim Hikayem

11-Ömrümüzden Bir Sene

12- Daha İyi Bir Dünyada

13- Dövüşçü

14-Hayat Ağacı

15-Üç

16-Serseriler

17-Aşk ve Küller

18-Bisikletli Çocuk

19-Tanrılar ve İnsanlar

20-Güzel Bir Hayat Düşlerken

21-Beni Asla Bırakma

22-127 saat

23-Paris’te Gece Yarısı

24-Çılgın Aptal Aşk

25-Benim Adım Aşk

26- İçinde Yaşadığım Deri

27- Aşırıcılar

28- Yeryüzündeki Son Aşk

29- Rango

30- Trol Avı

31- Rio

32- Mega Zeka

33- Patrondan Kurtulma Sanatı

34- Kader Ajanları

35- Zoraki Kral

 

MüthiÅŸ Senna belgeseliyle, çarpıcı 5 No’lu Cezaevi’ni unutmak olmaz. Åžimdi 291 filmden 62 tanesini yazmış olduk, üstelik bu yaptığım listeden tam olarak memnun da deÄŸilim. Peki, geriye kalan yerli ve yabancı yapımlardan 229’unun durumu nedir? Bir kısmı idare eder, büyük bölümü vasat, bazıları akıllara zarar, ama uzak ara en fena “Ay Büyürken Uyuyamam”, çünkü o bir tanımsız, eÅŸi ve benzeri yok. 

Biri gayet komik diÄŸeri harbi trajik

Bu hafta gösterime giren yerli yapımlardan “Yangın Var”, gerçek hayattan kurguladığı bir yol hikâyesini, “Selvi Boylum Al Yazmalım” ile süsleyen keyifli bir komedi… Necati Cumalı’dan uyarlanan, Şerif Gören gibi bir ustanın çektiği “Ay Büyürken Uyuyamam” ise son yıllarda izlediğim en kötü film. “Dünyayı Kurtaran Adam” nasıl çöp (tresh) film kategorisinde zirvedeyse Ay Büyürken Uyuyamam da ileride kötü filmler arasında bir kült olabilir, tanımsız bir yapım bu, anlaşılır ve anlatılır gibi değil…

Yangın Var, “120”, “O. Çocukları”, “Deli Deli Olma” ve “72. Koğuş”u çeken Murat Saraçoğlu’nun beşinci uzun metrajlı kurmaca filmi. Yangın Var, onun en beğendiğim filmi oldu. Çünkü daha ağdasız bir dille kotarılmış, anlaşılırlığı artmış ve ortaya gayet temiz bir iş çıkmış. Ustalaşmak, karmaşaya değil basit ve öz bir sinemaya götürüyor, kesinlikle… Gerçek bir öyküden esinlenilen filmin senaryosunu Murat Batgi ve Koray Çalışkan yazdı. Osman Sonant ve Nesrin Cavadzade’nin başrolleri paylaştığı filmin diğer oyuncuları ise Yavuz Bingöl, Şerif Sezer, Erkan Can, Reha Özcan ve Gaffur Uzuner… Türkan Şoray ve Kadir İnanır kadar olmasalar da Sonant ve Cavadzade ikilisi, beyazperdeye yakışmış. İyi oyunculuklar filmin en büyük artısı, bazı yan rollerin sırıtmasına rağmen. Sonuçta Yangın Var, Diyarbakır’dan Trabzon’a aşkı stepnesine alan, mesaj veren ama kasmayan, 1200 kilometrelik yol boyunca dilin, iklimin, renklerin değiştiği güzel ve içten bir komedi. İzlenesi…

Trabzon’un Çayırbağı beldesine, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bir itfaiye aracı hibe eder. Artvinli Koşman itfaiye arabasını teslim almak için Diyarbakır’a gelir, dönüşte itfaiye aracında yalnız değildir, güzel Asya da onunla birliktedir.

AY BÃœYÃœRKEN UYUYAMAM

Yılmaz Güney’in yarattığı, Şerif Gören’in çektiği “Yol” filminden bahsetmeyeceğim, ya da diğer Gören filmlerinden de… En son 18 yıl önce “Amerikalı”yı yöneten Gören, keşke “Ay Büyürken Uyuyamam” adlı kusura bakılmasın, film diyemeyeceğim şeyi çekmeseydi. Bunun beklentiyle alakası yok, yeni yönetmenler dahi bu kadar olmamış ve bu kadar fena film çekmiyorlar. Bir sinema salonu düşünün, eleştirmenler film izliyor ve en duygusal sahnelerde kimse kahkahasını engelleyemiyor. Diyalog, senaryo, oyunculuklar, hangi birini ele alalım, doğru olan bir şey yok ki… Ayvalık’ta çekilen filmin oyuncu kadrosunda Ayça Bingöl, Hazal Kaya, Fırat Çelik, Selin Şekerci, Fırat Tanış, Hakan Boyav, Serdar Yeğin ve Ali Düşenkalkar var. Hadi Ayça Bingöl, Hazal Kaya, Fırat Çelik çeşitli dizilerin ünlüleri, oyunculuk performansına laf etmeyelim, Fırat Tanış ödüllü bir aktör, bu kadar kötü oynadığı bir filmi hatırlamıyorum, oyuncu yönetimi yoksa o ne yapsın. Ve son söz; Necati Cumalı iyi ki bu filmi izlemedi.