-2014’te en çok Recep İvedik 4 izlendi. Bunun sebebi nedir?

 

2014’te en çok Recep İvedik 4’ün izlenmesi beni şaşırtmadı, kesinlikle… Çünkü bu malumdu, yani beklenen bir sonuçtu, aksi olsaydı hayrete düşerdim. Şaşırdığım tek şey, tüm zamanların gişe rekorunu, 7 milyon 369 bin 98 seyirciyle kırmasıydı. Serinin ilk üç filmi, 3 ila 4 milyon gişe yapmıştı. Son projenin, bu denli yükseğe sıçraması hayli ilginç ve en az film kadar tuhaftı. Recep İvedik serisi, filmden ziyade, bir kolaj çalışmasıdır, skeçlerden oluşur, kaba güldürüye yaslanır. Amerikan sinemasında da örneklerini gördüğümüz salyalı, balgamlı, tükürüklü ve benzeri iğrençlik, elbette küçümseme, çokça küfür, cinsellikle ilgili çeşitli göndermeler, çirkinle, şişmanla, zayıfla, kadınla, vesaireyle alay etmek, dalga geçmek yapıtın iskeleti gibidir. Bu tür ucuz numaraların çok tuttuğu bir gerçek, senaryo derinliği, öykü bütünlüğü gibi önemli mevzuların aranmadığı da… Yani alan memnun, satan memnun. Ötesinde 2008 ve 2009 yıllarında da Recep İvedik ve Recep İvedik 2 filmleri, yılı birincilikle kapatmışlardı. Sadece serinin en az seyredilen filmi olan Recep İvedik 3, 2010’da yaklaşık 150 bin koltukluk bir farkla New York’ta 5 Minare filmine geçilmişti. Serinin tüm filmleri, 19 milyon 330 bin 19 kişiyi salonlara topladı ve yaklaşık 165 milyon liralık gelir elde edildi. Şaka gibi, ancak memleketin gerçeği bu…

 

-Artık gişede sadece komedi mi satıyor?

 

Sadece komedi değil, haliyle… Ancak uzak ara birinci, elbette… Cin odaklı korku filmlerinin de bir pazarı oluşmaya başladı, rağbet gördüğü için bu tür filmler çekilir oldu. Aşk zaten her zaman satar. Vurdulu kırdılı, ateş etmeli, kaçıp kovalamaca filmleri de, çekene ve oyuncu kadrosuna göre, gişede tutunabiliyor. Sanat filmleri ise deyim yerindeyse yerlerde, pardon gişede sürünüyor. Evet, biz komedi filmlerine dönelim, memleket sineması, 100 yaşını doldurdu, ikinci asırdan gün almaya başladı, ülke sinemasının artık yerelden, evrensele geçmesi gerektiğini düşünürken, resmen ucuz komedi filmleri furyasıyla karşılaştık. Neredeyse artık haftada iki tane yerli komedi filmi vizyona giriyor. Hatta bir filmin yapımcısı ve dağıtımcısı güçlüyse, diğer film, gösterimde sorunlar yaşıyor, gişede batıyor. Gişe odaklı çok film çekilmesi, sinemaya bir şey kazandırmıyor, sinema salonlarına kazandırıyor. AVM çılgınlığı yaşayan bir ülkede, sinema da, doğal olarak tüketim ve eğlence paketine dahil ediliyor. Çoğu harbiden vasat olan bu komedi denemelerinin uzun bir süre daha beyazperdeye taşınacağı mutlak. Umarım, 1990’lardaki gibi bir krize girilmez, sonunda seyirci bunalıp, sinemayı terk etmez. Ancak 2013’ten 2014’e, yaklaşık 11 milyonluk rekor bir seyirci artışının yaşandığı ve 61 milyon 248 bin 838 biletle, tüm zamanların izleyici rekorunun kırıldığı Türkiye’de, şu an için komediden kaçmak imkansız gibi bir şey.

 

-Aslında bir sinema eleştirmeni olarak bu sonuç seni şaşırttı mı?

 

Şöyle bir algı vardır; bir film eleştirmeni, bir yapıtı beğendiyse ondan uzak dur, sevmediyse o yapım güzeldir ve gidilmelidir. Belki doğruluk payı vardır. Ancak ben sadece Avrupa filmlerini seven, festival filmlerine bayılan, az diyaloglu, uzun plan çekimlerle, fotoğrafa abanan denemeleri göklere çıkartan eleştirmenlerden değilim. Bağımsız sinemaya da, dünyanın tüm ülkelerinin sinemasına da (özellikle Uzak Doğu’nun kalburüstü filmlerine) ve iyi kotarılmış gişe filmlerine de saygım ve sevgim var. Hatta sanattan kopmayan, gişeye de yakın duran filmlerin daha çok çekilmesinden yanayım. Teknoloji coştu, efekt gelişti, üç boyutlu filmler çoğaldı. Salt teknik ve gerçeklik değil, sinema bir rüyadır, büyüdür, ruhtur ve her şeyden önemlisi senaryodur. Memleket sinemasında, senaryo en büyük zaafımız. Karakterlerden ziyade tiplemelerle, kısa film öyküsünü, uzun metraja çevirme gayretiyle, komik olmayan şeyi gülünç diye yutturma çabasıyla, tek tük örnekler dışında yerelden çıkmak, şu şartlarda mümkün görünmüyor. Hah! Neden bu kadar seyirci çekiyor Recep İvedik serisi? Çünkü insanlarımız yorgun, mutsuz, üzgün, çatışmaya ve kamplaşmaya dayalı siyasi iklimde, gülmeye ihtiyaç duyuyorlar. Recep İvedik, tam onların istediği bir anti-kahraman, zengin değil, ancak bankaya haddini bildiriyor, fakir ama işadamını tokatlıyor. Yeşilçam filmlerinde yakaladıkları, işte bunlar bizden biri yakınlığını, Recep İvedik’te de yaşıyorlar. Bu etkileşimi, filmin galasında da görmüştüm. Aynı ben diyordu bir adam, yan koltukta oturan diğer adamı dürterek, sonra birlikte gülüştüler. Mesele özetle budur.