ALPER TURGUT

 

Adana’da İşi Yarar Bir Şey filmini seyredince, valla işe yaradı, çünkü ansızın aklıma güzelim Mavi Tren düştü ve kimi unutulmaya yüz tutmuş anılar üşüştü. Ah ulan mavi, Haydarpaşa’daki gar lokantasında demlenip, sabırsızca seni beklerdim, başkente varmak için… Askerlik, eylemler, iş, görev, fark etmez, yaz, kış da, canım lokomotif dururken, uçak ve otobüs de neymiş, hem trenle seyahat değildi bu, tastamam eprimiş örtüsüyle, arada da sallanan, bir sıcacık masada yolculuk demekti, yanında rakı ve meze, elbette birayla cila. Genç adam, enerji tavan, niye uyusun be, tanışmalar, açılmalar, sohbeti sohbete katmalar, içip içip sarhoş olmalar varken…

 

Harbiden işe yarar bir şeydi mavi, iyiydi, hoştu, salına salına giden manzaramız, kartpostal kıvamındaki istasyonlar, arkadan el sallayanlar, büyük makinenin ve onunla buluşan rayların müziği, haaa düdükler ve havalı korna da cabası… Edip Cansever’e uyup, mavi huydur bende dedim ve hoppppp maviye daldım, ama filmi de unutmadım, çünkü anıları canlandıran filmler unutulmaz.

 

Evet, İşe Yarar Bir Şey, İstanbul Film Festivali’nde FIBRESCI, Adana Film Festivali’nde ise senaryo, en iyi görüntü yönetmeni ve en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazandı. Jüri olsaydım, daha çok ödül verirdim, bu salt benim görüşüm de değil ha, birçok arkadaşım aynı fikirde… Şiir gibi bir film bu, hem dışsal, hem de içsel yolculuğa dair, naif bir işçilik, tıkır tıkır bir metin, oyunculuklar da tabiri caizse cuk, sadece bir iki fazlalık sahneyi atardım, trenden sonraki bölümde düşen enerji ve rayından çıkan gidişat, yapıtı, başyapıt olmaktan alıkoyuyor, ne yazık ki. Unutmadan, Pelin Esmer’in en sevdiğim işi oldu, keşke daha çok film çekebilse, resmen üstüne kata kata gidiyor ve artık ustalık kendini belli ediyor. Lafımı dinlerlerse şayet, Barış Bıçakçı ve Pelin Esmer, senaryo işbirliğine devam etsinler, iyi şeyler, güzel şeyler, önemli ve değerli şeyler çıkabilir, bu besbelli.

 

Şimdi de dilerseniz, oyuncu performanslarına değinelim, yani Başak Köklükaya, Öykü Karayel ve Yiğit Özşener’e gelelim. Heyyy Başak Köklükaya, sen senelerdir nerelerdeydin yahu, harbiden sıkı, sağlam ve kadraja şık oturan bir dönüş olmuş. Geçen yıllar yaramış, sinematografik bir yüze dönüşmüş, anlamlı ve akılda kalıcı. Öykü Karayel’i de beğendim, saf bir kızı, gayet iyi taşımış, Yiğit Özşener ise rolünün hakkını, ziyadesiyle vermiş.

 

Bir şair-avukat ve oyuncu olmak için yanıp tutuşan bir hemşire adayı, birbirlerine yabancı iki kadın, 16 saatlik tren yolculuğunda, önce kaynaşıp, ardından da bir büyük sırrı paylaşabilirler mi? Hayat bu, inanın her an her şey olabilir ve sırların, kendini açığa çıkartmak gibi bir büyük tutkusu vardır. Şair Leyla ve hemşire Canan’ın, İzmir yolculuğunda, tanımadıkları bir adama, Yavuz’a yaklaştıkça, acaba tesadüf de, bir amaca dönüşecek midir? Ve bildik yanlışların, bazen doğru olma ihtimali var mıdır? Gelin tüm bu soruların yanıtlarını, sinema salonunda bulalım. İyi seyirler.

 

Cinedergi Ekim sayısı için yazılmıştır.