ALPER TURGUT

 

Memleketlerinin geleceği için azim ve heyecanla çabalayan insanlara dair; Sandıkları asla terk etmeyin ifadesi, artık kocaman bir dalga konusu oldu, Millet İttifakı desen, çoktan çatırdadı, aslında seçim günü bile uyum içerisinde değillermiş, bu kaçıncı ders oldu muhaliflere, saymayı unuttum. Sanırım uslanmaz ve usanmaz bir halimiz var, hem acıklı, hem de hayli insani… Evet, bu ittifak şeysinin adı, Cacık İttifakı olsaymış, harbiden cuk otururmuş ya, her neyse… Misal CHP, o gün 50 bin sandıktan veri alamamış, çünkü müşahit yokmuş, ötesinde 20 bin sandıkta zaten hiç kimse bulunmuyormuş, iddialar gırla, bla bla… Adil Seçim Platformu deseniz, ucuz, amaçsız ve güldürmeyen bir komedi gibi, acemilik desen değil, belki umut tacirliği olabilir, o da tam karşılamaz ha, bu bambaşka bir garabet, gerçekten tarifsiz.

 

Bir habere denk geldim az önce; Güney Afrika’daki bir doğal koruma alanında, kaçak gergedan avlayan en az iki kişinin, aslanlar tarafından öldürülüp yendiğine dair. Orman kanunda bile bir adalet ışığı var yani, bizim durum daha vahim, bunca beceriksizliğin ve boşa kürek çekmenin ortasında, hak, hukuk nafile, anca Alaattin Çakıcı’ya, “Yine de her şeyi Allah bilir” diye sağlık raporu hazırlayan hekimlerin haline gülebiliriz belki, o kadar. Türk Tabipleri Birliği (TTB); “Şimdiye kadar böyle bir şey görmedik, şaşkınız. Bu rapor dünya tıp tarihine geçer” diyor, tarihe geçeceğimiz tuhaflığa bakar mısınız Allah aşkına, tam tekmil hicran ve hüsran, tey teyyyyyy.

 

Çay ve kek mavrası, hayat buldu, çay demli mi, açık mı, sıcak mı, ılık mı, kek kabardı mı, artık tüm meselemiz bunlar, haaaa yepyeni, gıcır gıcır ya haline yan, ya da parkta güzelce yuvarlan mottomuzu unutmayalım arkadaşlar, sevgili halkımız, bize böylesi sabun köpüğü yarınları uygun gördü, sağ olsunlar, var olsunlar. Zaten hay maşallah, hep bir sağ oluyorlar, sol olmak gibi bir seçenek, onlara göre değil! Sol mu, yol mu diye sorsanız, yanıt çoktan hazır; yol yabtılar, yol! Bu da bizim büyük dramımız demeyeceğim, halkı teşvik eden biricik şey, umut değil de korkuysa şayet, onları, kesinlikle ikna edemeyen, hiçbir koşulda inandıramayan bizlerin hatası barizdir, aman onlar öyle, ama onlar şöyle, ama onlar böyle demenin de kimseye bir faydası yoktur. Kapı kapı gezme, sadece kendine benzeyenleri eyle, onlara dair, bıkmadan, usanmadan, yorulmadan, geyik çevirmeyi dene, sonra da suçu kendinde bulma, hadi canım oradan… Özeleştiri, solda duran insanın, biricik prensibidir. Ve halk sana gelmeyecek, sen halka gideceksin, 1 Mayıs marşında dahi var; “Hakkını alması için, kitleyi bilinçlendirin” diye…

Yani canım kardeşlerim, iktidar, her türlü iletişim aracına sahip diye, OHAL var diye, tüm güç ve kolluk onda diye, eşitlik yok diye, senelerdir tekrar eden ve sürekli önümüze serilen acı faturayı, erk ve muktedire kesmenin, kolay ve anlaşılır olduğunun gayet farkındayım. Lakin bizim en büyük sorunumuz, muhaliflerin darmadağınık olması, amaçsız davranması, heyooo biz ittifak kurduk deyip, anlaşmayı başaramaması değil midir? Kendi adıma, bu muhalif kesimle, ne görüş, ne düşünce, ne de hedefler konusunda, herhangi bir ortak noktam olmadığı halde, yeni Türkiye zımbırtısının karşısına, eski Türkiye şeysini çıkartmanın, çözüm olmadığını, bize adil, özgür, eşitlikçi, demokratik bir memleket gerektiğini gördüğüm halde, yine de destek olmayı deniyorsam, partiler de köstek olmayıversin bir zahmet, ama nerede? Aman koltuklarınızı koruyun, aman yenilginin bedelini kabul etmeyin, aman size inanan insanları, kandırmaya ve kullanmaya devam edin, aman da aman.

 

İroni, benim için tekdüze hayatın gerekçesidir. Düz, dümdüz şeyler, gazı kaçan gazoz etkisi yaratıyor benim bünyede, bu yüzden zamdan, enflasyondan, kurdan, şundan bundan yazmaya (mavra bulursam, asla ıskalamam, o ayrı) devam etmeyi düşünmüyorum. Harbiden ne öyle; arabeske bağlamış gibi damarlarımı, içselleştirmiş gibi gündelik politikanın pespayeliğini; pes ettik, yıkıldık, oh ne güzel yıkıldık, bittik, eridik, çürüdük, tükendik, mahvolduk (yazarken yoruldum resmen). Bundan sonra sinemaya, spora ve elbette hayata ve umuda dair birikmiş söyleyeceklerimi, dökeyim hele.

 

O parti şu oyu almış, bu parti, kurultay peşindeymiş, Takılsınlar işte, kendi aralarında top çevirsinler, bizi, hepimizi sinir etmeyi sürdürsünler. Kendilerine yakışan bu, yapacak pek bir şey de yok. Özetle; Çok güzel Kek’lendik! Kabul edin, yeni bir seçime kadar, oy ve sandık kelimelerini duymaya mecaliniz kalmadı, güven zedelendi, arzu ve şevkiniz kırıldı. Ama iyi haberim de var; Bizler, kandırılmaya doyamıyoruz, seçim yaklaşsın hele, yine kıpır kıpır olur, azimle dolarız. Heyecanla gündelik siyasete döner, bu kez olacak ruhuna kavuşuruz. Safız biz, saf. Kötü bir şey değil ha, iyidir saf olmak, tüm kirlenmişliğe, karanlığa ve yakımızı yapışan saçmalığa inat!

 

Dünya Kupası, dört senede bir geliyor, seçim meçim derken, bu güzelliğin tadını tam çıkartamadık. Arjantin takımı, yalan yok büyük sevdamız, var olsun futbolun büyücüsü Maradona yarattı, 32 sene önce bunu, sömürgeci İngiltere karşısında, tüm adayı, resmen çalımlayarak. Ama al işte, Arjantin, elendi gitti, Uzak Doğulu takım kalmadı, Afrika erken havlu attı. Gerisi sömürgeci Avrupa, ben bu yazıyı yazarken, Güney Yarımküre de ipe un serdi. Elbette desteğimiz Hırvatistan’dan yana, futbol, hayat gibidir, yıldız önemlidir (Messi ve Ronaldo kaybetti işte), takım olmak daha önemlidir. Kolektif bir birliktelik, müthiş bir uyum ve koşulsuz destek, sürprizler hazırlayabilir, devleri yıkabilir, oyunu bozabilir. Bize lazım olan işte bu ruh hali, takım olabilme, savunma ve hücumda işlerliği sağlayabilme, küllerinden doğabilme hali… Yıldıza dönüşmeye çabalayanların, azmi, arzusu, hırsı yoksa şayet ve sevkten, idareden muaflarsa, yani 10 numara olmaya layık değillerse, malum sonuç, kesinkes kaybetmektir. Bizim büyük çaresizliğimiz ve sersemliğimiz, tam olarak bu işte; her yeni ortaya çıkanı Maradona sanmak ve aklımız başımıza gelene dek, itinayla aldanmak!