ALPER TURGUT

 

Nuh: Büyük Tufan (Noah), daha gösterime girmeden hakkında çok konuşulan bir film oldu, malumunuz. Hatta eleştiriler, tartışmalar, hakaretler kesmedi, bazı Ortadoğu ülkelerinde yapım yasaklandı. Müslümanlar, peygamberi gösteremezsiniz dedi, Hristiyanlar, yanlış ve hatalı dedi, yani üstüne herkes bir şeyler söyledi.  Adem’den sonra insanlığın ikinci babası sayılan Nuh’un öyküsü, kutsal kitaplar kadar, birçok medeniyetin mitolojisinde de var olan büyük ve yok edici tufanı anlatır. Mucizeler, efsanevi yaratıklar, kardeş kavgası, dünyayı saran kötülük ve Allah’ın gazabı… Dünya sularla kaplanacak, kurtuluş ve yeni hayat, dev bir gemiyle gelecektir.

 

Daren Aronofsky’nin yeteneğine ve yönetmenliğine elbette lafımız yok, Pi’den Bir Rüya İçin Ağıt’a, ardından da Kaynak, Şampiyon ve Siyah Kuğu’ya, az ama öz film çeken, hayli detaycı, ışık ile karanlığın, ak ile karanın, iyi ile kötünün mücadelesinde ısrarcı bir yönetmen o… Bu kez Russell Crowe, Emma Watson, Jennifer Connely ve Anthony Hopkins gibi ünlüleri yanına katarak, yerkürenin en meşhur afet hikâyesinin canlandırmaya girişmiş. Her ne kadar, umuda yolculuğu aktarmak istese de, karanlık ve karamsar bir film bu, haliyle… Hollywoodvarı hareketler, kostümlerin, aletlerin çağını yansıtmaması, aksiyonun fazla yer kaplamaması, özetle bu filmi üç boyutlu seyretmeye pek gerek yok. Nuh’u başkası çekse sevdim, beğendim derdim, ancak Aronofsky’den daha derinlikli ve incelikli bir iş bekliyordum, belirteyim. Yine de kadınların azmi, erkeklerin seçme talihsizliği gibi önemli meseleler, filmin çekici ve düşündürtmeye meyilli noktaları, es geçmeyeyim. Ve her şeyden önemlisi, yönetmenin cesaretinin hakkını vermeli, Nuh değil de, kahramanın adına başka bir isim koyup, öyküyü biraz değişikliğe uğratarak, fantastik film çektim size ne kardeşim diyerek tüm tepkilerden kaçabilirdi, lakin Nuh dedi, peygamber demedi, dört yıl boyunca bu filmle uğraştı.

 

İnsanlar, Adem’den sonraki gelen 10. nesilde, cennetten neden kovulduklarını ispatlamaya girişirler. Habil ve Kabil’in arasında vuku bulanlar, aslında geleceğe nasıl bir miras bırakıldığının göstergesidir. Dünyada kalan tek masumlar, hayvanlardır. Yaradan, insanlardan umudu kesmiş, dünyanın kadim dostu hayvanların kurtularılmasını Nuh’a buyurmuştur. Nuh emri almıştır, beni seçmesinin nedeni sonuna kadar gideceğimi bilmesidir der ve düşkün meleklerin yardımıyla gemisini yapmaya girişir. Ancak Nuh, buyruğu, kendi soyunu da kurutarak, dünyayı tamamen insan kötülüğünden arındırmak sanır. Oysa Allah, seçimi ona bırakmıştır, Nuh’un inancını sınamaktadır, kötülük veya iyilik, nefret veya sevgi, galip gelen hangisi olacaktır? İnsanın doğası, günümüze kadar taşıdığı iki yanı, bitmez tükenmez seçimlerin, bu amansız mücadelenin, hiç bitmediğini gösteriyor zaten.