ALPER TURGUT

 

Affedersiniz şansıma tüküreyim, en bunaltıcı, bayıltıcı, kavurucu sıcakları hedeflemişçesine, birkaç gün önce Adana’ya gittim. Burası püfür püfür idi, sen geldin, resmen cehenneme döndü dediler. İhale, Afrika üzerinden gelen çöl sıcaklarına değil, bana kaldı, neyse sağlık olsun. Hadi gölgedeki, güneş altındaki sıcaklığı geçtim, hissedilen 51 ile 61 derece arasındaysa, dayanmak ne mümkün, biri gaz verse, vantilatör ve klima asri zamanlar tanrısıdır dese, neredeyse tapınacak ahali. Artık fantastik sıcaklıktan olsa gerek, bizim ‘gavur’ Kadıköy’e dönmüş memleketim Adana… Bıkkın taksici, abi be, pek oruç tutmuyor kimse, herkes serinleme peşinde diyor. İşte gündüz sokaklar boş, gece baraj yoluna akın var akın. Neden mi bunu anlatıyorum, geçenlerde bir video seyrettim, sosyal medyada yayınlanan, Erzurum’da ramazan günü, yiyecek bir şeyler arıyordu eleman, deney yapıyordu sanırım. İyi bari dayak yemedi, lakin açık bir lokanta da bulamadı. Adana’da tüm kebapçılar açık, meşhur mahalle baskısını, tınlayan yok, terli bir zulüm altında, sevap da benim, günah da, kime ne diyorlar. Şimdi buradan, ekstra sıcaklığın, insanı ateist ettiğini çıkartan birileri olursa, hani şaşırmam, çünkü iyice sıyırdık, dolduk ve taştık, kabımıza sığamadık.

 

Aslında yazacak tonla mevzu var, balonu patlayan egolar, yani milli maç, pardon utanç var, Gezi’ye tarihi eser yapmak var, Türkiye, 3000 yılına dek AB’ye giremez diyen İngiltere’nin, açıklamadan bir ay sonra AB’den çıkması var, orucu ne bozar adlı 1400 yıldır çözemediğimiz havuz problemi var. Yani say say bitmez, bizde ilginçlikler hiç tükenmez. Güney Koreli plakçının dükkânını, hoyratça basanların serbest bırakıldığı, Özgür Gündem gazetesine destek olanların ise cezaevine konulduğu bir ülkede, konuşmanın da, yazmanın da, anlatmanın da abes olduğu aşikâr, insan yine de umut ediyor işte demeyeceğim, içimizi döküyoruz, o kadar.

 

Tarihi eser yapmak, iyi fikirmiş aslında. Düşünsenize dünyanın en tarihi yeri, Mezopotamya, Anadolu ve Ortadoğu değil, kumarhaneler diyarı Las Vegas olurdu. Eksantriklik aşkına, otellerini, yerkürenin eski harikalarına benzetiyorlar. Neyse yahu, hem Vegas’ta yaşanan, Vegas’ta kalır. Adana’nın hayli eski ve güzelim Atatürk Parkı’nda soluklandım, keşke dedim, ‘ucube’ Taksim, meydan olmaktan çıksa, Gezi ile birleşip, kocaman ve yemyeşil bir park olsa. Valla dünyanın en çirkin alanı, harbiden var mıdır hiç hayranı? Bir kişi de çıkıp ortaya, ben bayılıyorum oraya derse, kesin arsızdır, şüphesiz dayaklıktır.

 

Benim üniversiteli cici oyum, ilkokul terk ‘cahil’ oydan 10 kat değerlidir dersem, gerçeği söyleyin, ciddiye alır ve tepki verir misiniz? Yoksa git, hortumla su tut kendine gardaşım, güneş geçmiş senin gafana mı dersiniz? Nenem çok yaşlı ve kaç yıllık hacı, ömrü boyunca halk partiye atmış reyini, okuma yazması da yok, eee ne yapacağız bu durumda? Okumamışlar şöyle kötüdür, okuyanlar böyle iyidir, bik bik, vik vik… Geçiniz efendim, sadece yıldızlara bakarak, güzelim hayaller kurmuş, gerçeği, ilmi, bilgiyi, topraktan, doğadan almış, fukara yaşamış ama asla yoksun-yoksul olmamış değerler de var hayatta. Ve ne eğitimli insanlar var, kibirden kasılan, egosuyla yaşayan, onların başımıza çorap örmekten başka bir marifetleri yok. Hâliyle genellemeler yanlıştır, çözüm de getirmezler. Üstelik yeni derdi, lümpenlik bu memleketin, yozluk da, kaos da buradan doğuyor, şimdi moda diye inançtan yürüyor bu dev kitle, başka bir güç gelse, devir değişse, anında oraya meylederler. Lümpenlikten önce de seçkincilik idi sorunumuz, ortayı bulayım diyen yok, elit, münferit, hepten bıktık be!

 

Dedeme sordum, şoförlükten, motor ustalığından önce, köyde tarladaydın, ağa ve maraba ile haşır neşir idin, bereketli topraklar üzerinde, dünden bugüne ne değişti diye? Dedi artık buğday ve pamuk kalmadı, üretici karpuz ve narenciyeye döndü. Pamuk tamam da, buğday, ekmeğimiz, yaşama nedenimiz, işte bu en büyük yanlış. Sonra iki de örnek verdi, ağalara dair. Üç, dört bin dönüm toprağı olan bir ağanın oğlu, har vurup, harman savuran bir delikanlı imiş, bu gece barda, gönlüm hovarda yani. Ağa, günlerden bir gün, küt diye düşüp ölmüş. Mirasyedi oğul, üç senede, tüm tarlaları satmış ve yemiş. Şimdilerde dilenci imiş, işte nereden nereye… Sonra bir başka ağadan bahsetti, daha büyük, daha güçlü, daha zengin. Tam 18 bin dönüm toprağı ve dört fabrikası olan ağa, sevimsiz bir herifmiş, pek yakını da yokmuş. Marabaya kök söktürür, eziyet eder, bol bol beddualarını alırmış. Hayat kısa, kuşlar uçuyor, haliyle ömür de tez tükenmeye meyilli. Bu ağa da, hop mevta. Cenazesine neredeyse kimse katılmamış, işte birkaç ırgat, istemeye istemeye götürmüşler mezarlığa, ayaklarının ucuyla da atmışlar çukura. Özetle; “Ölülerinizi hayırla yad ediniz” minvalindeki peygamber buyruğu bile, kar etmemiş. Adını anan, küfrü basmış, sövmüş de sövmüş.

 

Affedersiniz, ota b.ka kayyum atanacağına, sıcaklık illetine atansın. Nem var kuzum diye sorsun kayyum efendi, hakikaten olmuyor böyle, sürekli yıkanmaktan su kaynakları da kuruyacak, ısı ve nem, hesap versin, israfa sebebiyetten… Ya akıllı olsunlar, ya cezaevine konsunlar.

 

Kusura bakmayın, daldan dala sıçrayan bir yazı oldu, lakin Antalya Belek’teki esnaf ve taksici eylemini es geçemeyeceğim. Kontak ve kepenk kapatmışlar, son 20 senenin en kötü turizm sezonu için isyan etmişler, hain otellere, turistlerden nasiplenmek bizim de hakkımız demişler. Rus savaş uçağı düşürüldüğünde, turist de neymiş, yaşasın büyük ve yeni Türkiye diye nara atıyordunuz, ne oldu canlarım, aniden ne değişti? Yav he he, kutsal bellediğiniz istikrar işte, harbi harbi ne bekliyordunuz? Unutmazsınız artık, su gelir iz bırakır, turist gelir döviz bırakır sözünü.

 

Gösterdiğiniz sabır ve anlayış için, eyvallah! Daha uzatmayacağım, bitiyor yazı, son olarak, şunu söylemek istiyorum; memleket, kültür, sanat, spor, gündelik hayat, aklınıza artık ne gelirse, tükenmişliği ve kirlenmeyi yaşıyor, iliklerine dek. Ekonomik kriz de kapıda, duyduklarım, gördüklerim, hissettiklerim bu yönde. Her şey geçer, elbette bir gün yoluna girer. Sakın ha, arada sağlığınızı kaybetmeyin, hele hele akıl sağlığınızı asla! Bu absürt süreç, bizi ya deli, ya da veli edecek olsa da.