ALPER TURGUT

Şimdi doğruya doğru, oh be her şeyin müsebbibi lanet sene bitti, umut dolu yepyeni bir yıl geldi tipi yazıları sevmem, tüm güzelim hayallerin katili, zavallı seneymiş gibi, çok acınası ve saçmalığın daniskası bir söylem olur, o kadar. Lakin geçmiş bir zaman diliminde, ne haltlar karıştırdık, neden bu haldeyiz, ne değişti, ne gelişti ve benzeri suallere yanıt da bulmak için, hatırlamak ve özeleştiriyi ıskalamamak adına da elbette, bir döküm işine girmek, haliyle bir parça mecburiyetten. Kolaya kaçıp 2018 senden nefret ediyorum birader, 2019 sen benim biricik bebeğimsin demeyeceğim, merak buyurmayın. İnsan ne yaparsa, kendine yapıyor, toplum da keza öyle. 

Toplumsal muhalefetin bunca yara aldığını, yaprak bile kımıldamadığını, haksızlığa böylesi boyun eğildiğini görmedim, 1980’lerin cunta karanlığına inat, büyüyen örgütlenme çabası, derin ve kanlı 1990’lara inat, kitlelerin sokağa çıkma havası vardı, bu denli bir yılgınlığa, yorgunluğa, vazgeçişe, tükenmişliğe asla tanık olmadım. Sosyal medyadan hızla yayılan trajikomik “Silivri soğuktur şimdi” dalgası, konuşulacak ve yapılacak çok şey var da, susma zamanıdır şimdi kafasını iyice içselleştirmek değilse, harbiden nedir? Şakalarımız dahi güldürmüyorsa artık, başkalarının dayattığı yapaylık, çaresiz gerçekliğimize dönüşmüş ve bu tarifsiz zulüm, tüm gündelik hayata egemen olmaya başlamıştır, ötesi de yoktur. İleride 2018’i, bizler adına tepkisiz ve etkisiz bir yıldı diye anımsayalım, buraya notumuzu alalım. Evet, tastamam “katran gecelerin heyulası.”

Tüketim çağını, iliklerimize dek hissettiğimiz, hayat pahalılığının iyice kendini gösterdiği bir seneydi işte, vahşi kapitalizm, obur suretini, defalarca aksettirdi, yine de huylanmadık, silkelenip kendimizi bulamadık. Doymayan bir sistem bu, açlığı hiç bitmiyor, insanın yegâne hayatını, resmen emerek tüketiyor. Ömrümüzü çalıyor, çırpıyor, hep bedel ödetiyor, asla ve kata durmuyor, yerine de bir şey koymuyor. Büyülenmiş gibi kitleler, uyuyor, uyanmıyor, görüyor, hareket edemiyor, biliyor, anlam veremiyor. Çok yazık!

Ağzını açan da dikkati üzerine çekiyor ha, nice arkadaşım var, soruşturma manyağı oldular, bir değil iki değil, ikin elin parmaklarını geçen dahi mevcut, bir de ihbarcı kuşağı türedi, sormayın gitsin, acayip tipler bunlar, iki kişi sohbet etse, kulağı sende, illa muhbirlik yapacağım, işte bir şey çıkar mı zihniyeti, nasıl bir koşullanmak, anlamaya mecal yok, adam, kendi ve benzerleri dışındaki her şeye düşman. Tamam, onlar öyle, bunlar şöyle, peki, biz ne yapıyoruz? 2018’i onlara bıraktık, ya 2019’da ne edeceğiz? Mühim olan bu, hepimizi ırgalayan bu, mutsuzluğumuzu, noksanlarımızı, suskunluğumuzu, masum bir seneye kakalayacaksak, yandık ki ne yandık!

Bari alanı daraltalım, kültür ve sanat cephesinde durum ne? Hey gençler, memnun muyuz aktivitelerden? Yoksa, aman canım, kendi yağımızda kavruluyoruz, boş boş takılıyoruz, hala geçerli bir sebep mi, bilcümle kaçışlar adına? Ben şahsen, sıkıldım bu tekdüze hallerden, hep aynı nakaratı dinlemekten, bıktıran klişelerden, tek tipleşmekten, ezberlemekten, ucuzluktan, aptallıktan, ziyadesiyle tiksindim. Süreç, zekâya da hakaret gibi, suya sabuna dokunmayan, saksıyı zorlamayan derme çatma projeler, haliyle nöronları da zedeler. Aksi mümkün mü? Eskiden film eleştirilerimin ardından, isyan ederdi yapımcılar filan, “kanlı kalem” de dedi birileri, kötüyü görmezden gelmek, onu güzelce süslemek gibi bir görevim varmış gibi, ha ciddiye bile almadım, o ayrı. Şimdilerde kötü işleri yazasım bile yok, o kadar çoklar ki, ne buna takatim var, ne de arzum. Yahu koskoca sene boyunca, kocaman bir ülkenin, yüz yaşını aşmış sineması, birkaç idare eder işçilik dışında, hep mi dibi görür? Ne anlatıyorsunuz, derdiniz ne, meseleniz ne, amacınız ne, harbiden belli değil!

2018 biterken, sinema mevzusu, bariz taraflara ayrıldı, mevzu mangır olunca, işler çığırından da çıktı. Efendim, vizyon denince, yaklaşık 900 milyonluk bir para var, tüm sene içerisinde, bunu paylaşmayı da beceremiyorlar, eser sahipleriyle, salon sahipleri, sen çok aldın, ben az aldım diye didişiyorlar. Sinemaseveri düşünen yok ha, biletler pahalı, şunu bir indirelim, sıradan ve müşteriyi tokatlayan esnaf kafasından sıyrılalım, diyen yok! Memleket sinemasının makus talihini nasıl değiştirebiliriz diyen hiç yok! Herkes kendi çıkarlarının peşine düşmüş, yedinci sanatı, resmen AVM paketine yedeklemiş. Mısır, kola, reklam, bir de kötü filmler, harbiden zorumuz ne bizim, deli miyiz? Üç boyutlu bir filme bakayım dedim, ederi ne? Gözlük dâhil, bir kişi 40 lira, eee yuh! O paraya, insan, bir internet platformuna üye olur, bir ay boyunca sınırsız film seyreder be! Eskiden daha az paraya, iki veya üç film izliyorduk sinemada, öyle AVM de yoktu, sokağa açılıyordu kapıları, hayata karışırcasına. Geçmişe özlem filan değil ha benimkisi, gelecekte yaşanacak saçmalıklar, ta bugünden besbelli ya. İsyanım buna. 

Amaçsız yaşanmaz, bir şeylere inanmadan yaşanmaz, hedef olmadan, yola koyulmadan yaşanmaz. İdeallerimizi yitirerek, yarınları düşünmeyerek, insana, hayata dair bir güzelim hayali gerçekleştirmeye çabalamadan, salt günü geçirerek de yaşanmaz. Bu yüzden, 2019’dan beklentimiz olmasın, merak da etmeyelim, o gemi, bu limana uğrar diye beklemeyelim de, hiçbir şey değişmeyecek. Mümkünse, kendimizden ve aynı düşü gördüklerimizden beklentimiz olsun. Susurluk’ta derin devletin kamyona çarpmasının ardından, karanlığa inat, aydınlığı çağırmaya koşmuştuk evlerimize, dursun demiştik, bu amansız yağma, talan ve insanlık suçu. Lambayı aç-kapa hayli basit diyorsunuz belki ama, en ufak bir devinimin, insafsız durağanlıktan daha iyi olduğunu görmüyor musunuz? 

Umut iyidir, umut güzeldir, öyle ya da böyle, fakirin ekmeğidir, umut bizdendir, siz bakmayın, işkenceyi uzatır filan gibi saçmalıklara, ölümsüz şair Metin Altıok demiş ya; “Sen bugünden yarına, birazcık umut sakla” 2018’den, 2019’a bir parça umut kalsın, yine her koşulda. Bu yazının sonu da, Gülten Akın’dan gelsin; “Karayı kaldırın, sevgi koyun, umudumu yitirmedim”.