ALPER TURGUT

Erkek egemen toplum, son süreçte resmen zıvanadan çıktı, kadınlara yönelik saldırılar, harbiden ardı ardına geliyor. İşte en son müzisyen bir kadının, polislerce dövülmesi, hakaret ve tehdit edilmesi, haklı olarak gündemin en üstüne tırmandı. Her türlü şiddete karşı çıkmak adına, seslerimiz daha da yükselmeli, hesap sorma bilinci, acilen gelişmeli, hiç kuşkusuz. Aksi takdirde şiddete dair bu örnekler, alışılagelir bir hale bürünecek, zamanla sistematik bir şekle dönüşecek. Peki, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, kendi çalışanlarının karıştığı mevzuyla ilgili nasıl bir tepki verdi? Buyurun; “Kadıköy Metrosu’nun doğu turnikelerine gelen G.E. isimli bayan şahsın, çantasını özel güvenlik görevlilerine bırakmak istemiş, özel güvenlik görevlileri de çantayı alamayacaklarını belirtmiştir. Bunun üzerine, şahsın ‘Bomba mı var’ şeklinde bağırması ve devamında kendisini uyarmak için gelen polis memurlarından birinin boğazını sıkarak hakaret etmesi neticesinde, gözaltına alınmış olup, hakkında görevli memura mukavemet, hakaret ve kasten yaralama konularında işlem yapılmıştır” Hımmmm, bir hışımla çantadan çellosunu çıkartıp, kolluk güçlerinin kafasında parçalamamış mı yani, açıklamaya katsaydınız, mağduriyet aşkına, sanki daha havalı dururdu. Daha geçen gün sinemada, Sarışın Bomba (Atomic Blonde) adlı filmi izledim, hızlı, kızgın, dövüşken ve acımasız bir casusu canlandıran meşhur Charlize Theron geldi gözlerimin önüne, herkesi itinayla patakladı, polis, ajan falan filan hiç ayırmadı, vurdukça vurdu, valla gözlerinin yaşına bakmadı. Haydi, o bir film idi, harbi harbi bu ne yahu?

 

Yapış yapış eden, sinsi mi sinsi nem, pek yakında hepimizi delirtecek, tezgâhtan çaldığı kocaman balığı, pantolonuna sokan ve oradan tıngır mıngır uzaklaşan adamla (pantolon balığı esprisi kasmayalım), bile duygudaşlık kurar hale geleceğiz, normale zaten hasrettik, böylesi bir rutubet, anormalliğin doruklarında seyrettirecek, şu tuhaf yazıyla boğuşurken dahi, terli ve öfkeli bir haldeyim, sakinleşmek ne mümkün! Evet, garip haberlerin, tek kelimeyle sıradanlaşmaya başladığı bir memlekette, daha neler yaşayacak, daha nelerle sınanacak, daha neler göreceğiz, herhangi bir fikri olan var mı? Neyse boş verin, malum sefadan çok cefa olacak, dert, bela, sorun, asla yakamızı bırakmayacak, yaşayıp görelim! Ve en nihayetinde hepimiz sıyırınca, döngü tamamlanacak!

 

Sarıklı, sakallı polisin, emniyetin resmi aracında görüntülenince, açığa alınması üzerinde, ne yazsam bilemedim, tüm karakolları camiye çevirirsek, sanki sorun da kalmaz, 90 bin cami yetmedi zaten canım memlekete, her yer cami olsun, herkes huzur bulsun. Oh be! Hah! Aklıma gelmişken, bunca yıldır iktidarla olup, hala mağduruz edebiyatından vazgeçmemeleri, üstüne üstlük alınganlıkta sınır tanımamaları, sizce de sıkıcı, yorucu ve bunaltıcı değil mi? Bir şey de konuşulmuyor yandaş takımıyla, anında ima mı var nakaratı devreye giriyor, kendileri dışında kalan herkesi güzelce ötekileştirip, işsiz, güçsüz bırakıp, hala biz ötekiyiz can simidine sarılmaları, valla takdire şayan, belki de susmak en iyisidir, böylelikle asap ayarları da bozulmamış olur. Lakin az da olsalar, bir kısmının uyanmaya başladığına, silkinip ayağa kalktıklarına şahitlik ediyorum bir süredir, yani bunca saçmalığın arasında, sevindirici gelişmeler var. Böyle geldi ama böyle gitmeyecek elbette, bazılarının uykusu derin olur, zamana ihtiyaçları olur, kemikleşmiş tiplerden bahsetmiyorum elbette, onlar derdi uyku değil, tereddütsüz uyanıklık!

 

Okuldan ziyade, neden cami peşindeler, yersiz bir soru olacak, çünkü mesele apaçık aslında… Reyiz, daha geçen gün yine ve yeniden; “Dinini, tarihini, kültürünü bilen kuşaklar yetiştirmekte kararlıyız. Bu konuda netice almak, ancak camilerimizi gençlerimiz ile dolu görmeye başladığımızda olacak” dedi. Yani okul zorunlu, gençler oraya mecburi gidiyor, asıl gitmeleri gereken yere, camilere ise uzak duruyorlar. Eee haliyle oy potansiyelini korumak lazım, son referandumda gösterdi, gençlerle iktidar partisinin arası çok da sıcak değil! Bilime, fenne, teknolojiye, özgürlüğe, sanata yönelen gençlik, biat kültüründen hızla uzaklaşıyor, çözüm de camide yatıyor. İşte salt inanan, asla sorgulamayan yeni yeni nesiller… Biricik amaç bu, gaye bu, hedef bu, talep bu, istek bu, arzu bu, lakin bu hesabın çarşıya uymadığının da gayet farkındalar, zira gençlerin bambaşka idealleri ve tutkuları var, sıkıntı bu yüzden büyük!

 

İktidar partisinin MKYK eski üyesi Ayhan Oğan; “Yeni bir devlet kuruyoruz, kurucu liderimiz de Tayyip Erdoğan” dedi. Yenisini kurmak için, eski devleti yıkmak gerekmiyor mu? Eee bu bedeli ağır olan bir suç değil mi? Bu memleketin garibim solcuları, yıllar yılı, devleti yıkmaya teşebbüs etmek iddiasıyla, asılmadılar mı, yargılı-yargısız infazlarla yok edilmediler mi, ömürlerinin baharını, damlarda tüketmediler mi, süründürülüp, sürgün edilmediler mi? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu be! Eski Türkiye’nin sevdalısı değildik, yenisinin de değiliz, normal ve düzgün bir ülke istedik, o kadar. Harbiden bu söylemler, kabak tadı vermeye başladı. Analar der ya; onlar kendini kurtarır yavrum, olan sana olur. Sakın karşı çıkmayın, geyik malzemesi filan değil bu, şüphesiz yalın bir gerçeklik. Bunca bedel ödemiş, kendilerini değil, başkalarını düşünmüş ve harekete geçmiş o iyi insanlara ayıp ediliyor, onlarla dalga geçiliyor, yazık, çok yazık! Ortada adalet olmayınca, pardon adalet denen zamazingo kendilerine göre yontulunca, bik bik etmek de pek kolaylaştı, ardına kanun düşmeyince, haliyle rahatlık da o biçim, mis gibi mis!

 

Son olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan emekli olan Mehmet Görmez, hakkınızı helal edin demiş ya, onu yanlış anladı çoğu arkadaşımız ve tek tek, sıra sıra helal olmasın diye karşılık verdiler. Helalliği, bizden istemedi bence, çapulcuyuz biz, kötü çocuklarız biz, uslu durmayanlarız biz, günah gibiyiz, haram olan her şeyiz, o, kendisini oraya getiren, peşinden yürüyen, söz etmeyen, laf dinleyen, karşılık vermeyen, iktidar gölgesinde serinleyen, cüzdanlarını böylelikle şişirenlere söyledi, niye üstümüze alıyoruz ki, komik miyiz, neyiz?