ALPER TURGUT

 

Küresel emperyalizm, vahşi kapitalizm ve neoliberalizmin merkez üssü ABD’nin diğer adı da dünyanın jandarmasıdır. Bu militarist sevda, düşman bellediği ülkelere, üstün teçhizat ve donanımlı ve deneyimli birliklerle demokrasi ve özgürlük götürmek gibi, saçma sapan bir misyon edinmiştir. Japonya’ya iki atom bombası atacak kadar gözü dönen, Latin Amerika’daki devrimci yükselişi, darbecileri destekleyerek geriletmeyi deneyen, Ortadoğu’yu resmen yol eyleyen Amerikan Ordusu, Vietnam’dan Irak’a, Afganistan’dan Panama’ya pek çok ülkeyi işgal etti, can aldı, kan döktü, terör estirdi. Şimdi neden bunları anlatıyorum? Çünkü ABD, hem kendi milletini ikna etmek, hem de dünya halklarına korku salmak için sinemayı kullandı, kullanıyor ve elbette kullanacak. Evet, 7. sanat dalı olan sinema, çok eskiden beri, propaganda aracı olarak da işlev görmektedir. Mevzuyu şöyle açalım; Meşhur Potemkin Zırhlısı, 90 sene önce çekildi ve ne yazık ki; Hitler’in sağ kolu, Nazi’lerin Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Paul Joseph Goebbels’i de derinden etkiledi; “Eşi benzeri olmayan şaheser. Bu filmi izleyen insan bir Bolşevik olabilir.” ABD, hiç geri kalır mı, hemen kolları sıvadı, bir yandan “Amerikan Rüyası”nı, diğer taraftan da çok güçlüyüz, aşırı kuvvetliyiz, en kahraman biziz destanını beyazperdeye taşıdı.

 

11 Eylül meselesinden sonra, Savunma Bakanlığı, tedbir planı hazırladı, hazırlanan listede, zombi saldırısı da var. Gülmeyin, tuhaf bir memleket bu ABD, savaşacak şey bulamayınca, Battleship ve Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı gibi filmlerle uzaylılarla çatışıyorlar. Çünkü dünyayı kurtarmakla mükellefler, kim onlara bu görevi verdi, belli değil oysa…

 

Yaşı 85’e dayanan, 60 yıldır sinemanın içinde olan 1.93’lük ünlü kovboy dedemiz Clint Eastwood, kesinlikle sağcı, harbi militarist ve silah sevdalısı Hollywood yıldızlarından biridir, belki de en ünlüsüdür. Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarladığı son filmi “American Sniper” (Keskin Nişancı), gösterime girdi. American Sniper, en iyi film dâhil, altı dalda Oscar’ı kapmak izin yarışacak. Yaşayan en büyük sinemacılardan demiştim, onun için altı yıl önce yazdığım bir yazıda, işgale kılıf uyduran şu son eserine ne kadar kızsam da, canım sıkılsa da fikrim değişmiş değil!

 

Clint Abi hakkında yazmayı keseyim ve filme geçeyim. Ama öncesinde, Oscar’ın, militarizmi nasıl sevdiğini vurgulayayım. Ölümcül Tuzak (The Hurt Locker) 2009’da, Operasyon: Argo (Argo) da 2010’da, Akademi’nin en iyi film ödüllerini kazanan iki yapım, biri ABD ordusunun sevgilisi, diğeri de CIA güzellemesi… Hele Ölümcül Tuzak, Akademi üyelerine mektup yazdı filmin yapımcısı, aman Avatar’a değil, lütfen bize ödül verin diyerek, resmen yalvardı. Eh çabaları da sonuç verdi, heykelciği kaptılar. İşte Keskin Nişancı, onlar yaptıysa, ben de yaparım kafasında, deniz piyadelerini kahramana, işgal altındaki ülkenin insanlarını da cellada ve barbarlara benzeten, haksız ve anlamsız bir film aslında… Dürbünlü tüfeğinden kan damlayan, 168 ila 255 arasında can alan (rivayet muhtelif), Amerikan tarihinin en çok insan öldüren askeri sıfatıyla, efsane ilan edilen Chris Kyle adlı ağır arıza bir askeri, allıyor pulluyor, göklere çıkartıyor.

 

Başroldeki Bradley Cooper, hakkını yemeyelim iyi oynamış, ancak canlandırdığı karakter, Teksaslı despot babasından 8 yaşında geyik avlamayı öğrenen, babası, yırtıcı olma, av olma, koruyucu ol dediği için, koruma güdüsüyle harekete geçen, rodeocu olmak kesmeyince, askerlikte karar kılan ve geyikten insan avlamaya terfi eden, kanatsız bir melek adeta… Donanma SEAL komandolarından Chris’in biricik görevi, Irak’ta ev baskınları yapan silah arkadaşlarını, çatıya yerleşip, saatlerce bekleşip, şüphelendiğine ateş edip, korumaktır. Askerleri kurtarmak için kadınlara, hatta çocuklara kurşun sıkar. Gözümü kırpmadan adam öldürürüm, benim için insan vurmak çok kolay diyen, Irak’ın direnen bölgelerine (Felluce gibi) dört kez giden ve bin günü savaşarak geçiren usta nişancı, evde de sorunlar yaşamaktadır, çünkü aklı fikri cephededir. Adı duyuldukça, düşmanı da artar, lakabı Ramadi Şeytanı olur, hatta Irak’ta kafasına ödül konur. Karşı cephede de bir keskin nişancı vardır, Suriyeli Mustafa, olimpiyat şampiyonu bir atıcıdır, komşu ülkeyi işgalcilerden korumak için tüfeğine sarılmıştır. Lakin o kötü adamdır, “Kimseyi geride bırakma” sözüne tutunan bizim Chris ise iyi adamdır, haliyle… Lan arkadaş, memleketini korumak isteyenler ve onlara yardıma koşanlar pislik herifler diye gösterilecek, işgalciler ise güzel insanlar olarak baş tacı edilecek. Hadi oradan! Film, elbette fena değil, bir şekilde izlettiriyor kendini, ancak yolu sakat, yorumu sakat, ana fikri sakat…

 

Gerçek hikayeden esinlenilmiş ya, spoiler verdin demeyin, Teksas’a geri dönen bu seri katil, iki yıl önce, bir başka savaş gazisi tarafından, evinin yakınındaki poligonda öldürüldü. Aman vatanım, aman silah arkadaşlarım diye, binlerce kilometre uzakta sivilleri, direnişçileri öldürürsen, silah arkadaşın da kalkar seni, atış talimi yerinde vurur. Nede olsa atış serbest, oh olsun!

 

Demokrasi havarisi ABD’de, dün ve bugün, birçok savaş filmi, Pentagon’dan alınan destekle çekiliyor. Yardım isteyip, reddedilenler de cabası… Ancak tam tersi duruşlar da var, haklarını yemeyelim. Misal Oliver Stone, Müfreze ve Doğum Günü 4 Temmuz filmlerini çekerken, ordunun destek önerisini reddetti ve ağır konuştu; “Kendi bakış açılarını satmak için hepimize fahişe muamelesi yapıyorlar. Belirli tipte filmler yapmamızı istiyorlar. Savaşın karanlık yüzüyle uğraşmamızı istemiyorlar. Savaş hakkında gerçeği dile getirmeyen filmlere destek veriyorlar ve savaş hakkındaki gerçeği arayan filmleri desteklemiyorlar. Savaş hakkındaki çoğu film, askere alım ilanlarından farksız”

 

Pentagon ile Hollywood’un yakın ilişkisinin ve işbirliğinin başlangıcı, 1927’de çekilen Oscar’lı The Wings (Kanatlar) filmine kadar uzanır. İnsanlar Yaşadıkça, Patton, Dünyanın Durduğu Gün, Yeşil Bereliler ve diğer birçok yapım, askerden yardım aldı ve bu kanıtlandı. Sansürü coşturan, kendilerine karşı olanlara zorluk çıkartan bu iki büyük oluşum, birbirlerine muhtaçtırlar, birinde araç, gereç ve mühimmat vardır, diğerinde dünyayı etkileyecek ve büyüleyecek beyazperde… Hollywood, etkileyici filmler çekerek, potansiyel belirlemede, asker adaylarını çekmekte kullanılan bir aparat aynı zamanda, ne yazık ki…