ALPER TURGUT
Altın Portakal’da yarışan Ali İlhan idaresindeki “Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak” adlı filmde Sicilyalı fettan dilber Valentina’yı canlandıran Lavinia Longhi, olaylı festivalin en güzel yüzüydü, hiç kuşkusuz… İri ve dolgun dudaklar, ateşli gözler, Akdeniz sıcaklığı ve sıfır ego, bu genç kadını fark etmemek mümkün değildi. Lavinia’nın yaşıtı olan bizim yerli yıldızlarımız, ondan ders almalılar. Çünkü onlar, kasıntı, şımarık ve kendini beğenmiş gibi yaftalar edinmekte son derece ısrarcı ve hünerliler, ne yazık ki… Neyse… İtalyan Sineması’nın genç yeteneği Lavinia, ülkesinde geleceğin Ornella Mutti’si olarak anılıyor. İki yıl önce tartışmasız dünyanın en güzel kadınlarından yurttaşı Monica Bellucci ile “Sanguepazzo” adlı filminde, lezbiyen sevişme sahnelerinde karşılıklı oynayan Lavinia, en iyi kadın oyuncu dalında Altın Portakal’a uzanan efsanevi Claudia Cardinale ile aynı filmde yer almaktan son derece memnun. Lavinia, İtalya’da hayli tanınan Ferzan Özpetek’ten daha çok “Duvara Karşı”dan beri hayranı olduğu Fatih Akın’ı beğeniyor ve onun çekeceği bir filmde oynamak istiyor. Röportaj biterken, hiç Türkçe bir kelime öğrendiniz mi? diye soruyoruz, yanıt gecikmiyor; o, bize, Sezen Aksu’nun “Gidiyorum Bütün Aşklar Yüreğimde” şarkısını söylüyor.
IMG_2379
-Bugüne dek kaç filmde rol aldınız ve sevişme sahneleri sizi zorluyor mu?

Her şeyi kısaca anlatmak kolay değil. Bugüne kadar altı sinema filminde rol aldım. Mesela Sanguepazzo gerçekten önemli bir çalışmaydı, Monica Belluci gibi büyük bir isimle çalışmak ise onur vericiydi ama şimdi düşününce o tarihte oldukça deneyimsiz olduğumu görüyorum. Konu cesaret değil, oyuncu olarak her türlü sahneye zaten varım. Sevişme sahnelerini çok sevdiğim söylenemez ancak rol neyi gerektiriyorsa onu yaparım. Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak ise benim kendimi daha rahat, hazır ve başarılı hissettiğim bir film oldu. Ali İlhan’ın senaryosunu okuduğum için tüm sahneleri biliyordum ama yine de sevişme sahnelerinde çok çıplak kalmak istemediğim konusunda yönetmenle pazarlık yaptım. Bu yüzden sevişme sahnesinde yakın çekim yapıldı, beni sadece sırtımdan gördüler. Çekim sırasında sette sadece yönetmenimiz Ali İlhan, Claudia Cardinale, İsmail ve ben vardık. Buna karşın sinemada o sahneyi ilk defa görünce utandım. Yeni bir ortam ve başka bir ülkede olduğum için elbette çekingenliğim vardı, yanlış anlaşılmadığını görünce rahatladım.

-Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak’ta en başından hangi rolü üstleneceğiniz belli miydi ve karaktere neler kattınız kendinizden?

Ya rahibeyi canlandıracaktım ya da Valentina’yı… Ama rahibe olmak istemiyordum. Kuzey İtalya’da doğdum, güneyin lehçesini, Sicilyalı’yı oynayabilmek için bir süre ders aldım. Lavinia’dan yüzde 30 koydum o karaktere… Ben asla tamamen Valentina gibi olamam.

-Filme nasıl dahil oldunuz?

Roma’dayken ajansım “Tükiye’den bir film için oyuncu arıyorlar” diyerek beni bilgilendirdi. Onlar, menajerimle görüştüler ve yönetmen showreel’imi izledi. Sonra bana senaryoyu yolladılar ve gerçekten çok hoşuma gitti. Yapımcıyla konuştuğum zaman “İstanbul’a gelmek ve çalışmak istiyorum” dedim. Sinyora Enrica sayesinde çocukluğumdan beri kurduğum İstanbul’a gelme hayalim gerçekleşmiş oldu. Asya’ya hep ilgi duydum, belki de yarı İtalyan, yarı Karadağlı olduğum için…

-Claudia Cardinale…

Claudia Cardinale, İtalyan Sineması’nın efsane isimlerinden. Sergio Leone nasıl sinema tarihinin bir parçasıysa Cardinale de öyle. Muhteşem bir tecrübe oldu. Bu film beni büyüttü. Sanki ben de sinema tarihine girmiş gibi oldum. İnanılmaz güzel bir duygu. Böyle bir isimle bu kadar uzun ve derin sahneleri paylaşmak benim için büyük bir şanstı. O yaşına rağmen bir kez olsun kötü bir laf etmemesi, bir yorgunluk belirtisi göstermemesi, hiç şikâyette bulunmaması benim için gerçekten hayat dersi oldu.

-Türk Sineması’nın genç kuşak aktörlerinden İsmail Hacıoğlu ile karşılıklı oynadınız…

İsmail ile hiç diyaloğumuz yok. Çünkü ortada bir lisan bariyeri var. Benim Türkçem ve İngilizcem yok, o da İtalyanca bilmiyor. Ama kamera karşısında o bariyerlerin hepsi kalkıyor. Çünkü gözlerimize bakınca ne yapmak istediğimizi biliyorduk. Galibada başarılı da olduk. Filmde aynı dili konuşmayan insanların hikâyeleri anlatılırken, gerçekte de bu yaşandı.

-Klasik bir soru, oyunculuk çocukluk düşünüz müydü?

Aynen öyle, çocukluğumda başlayan bir rüya idi oyunculuk… Hep ilgimi çekti, kuzenim dansçıydı ve beni tiyatroya götürüyordu. Tiyatroda çok mutlu oluyordum. Aslında benim tiyaroya büyük aşkım vardı ve bütün kalbimle tiyatroya devam etmek istiyordum. Bu benim için çok önemli bir ilk adımdı. Sonra Milano’ya sinema okumaya gittim. Bir tez yazmam gerekti ve Sergio Leone’yi seçtim. Ona başlayınca birdenbire sinemaya aşkım başladı. Bu aşk beni Cladia Cardinale gibi büyük bir isme kadar götürdü. Birlikte film çektik. Sergio Leone bana sinema aşkını başlattı. Roma daha çok imkanlar olduğu için bende Milona’dan taşındım ve sinema hayatım başladı.

-İtalya’da oyuncu olmak, kolay olmasa gerek…

Kesinlikle kolay olmadı ve kimse oyunculuğun kolay olduğunu zannetmesin. Ben bir sürü hayır duyduktan sonra ancak ayağa kalkabildim. Torpilim, tanıdığım yoktu ama üstesinden gelebildim. Çok ufak rollerle başladım ve yavaş yavaş bu dünyaya girmeyi başardım. Türkiye’deki gibi İtalya’da da televizyondan sinemaya geçiş var ama bizde sizin gibi diziler ve dizi çılgınlığı yok. İtalyanlar, daha çok yabancı dizileri izlerler.

-Türk yönetmeni Ferzan Özpetek, İtalya’da oldukça tanınıyor.

Şaşırmayın ancak benim için Ferzan Özpetek’ten daha ziyade Fatih Akın, gerçek bir Türk yönetmen. Ferzan daha çok İtalyan. Çünkü filmlerini İtalya’da İtalyanca çekiyor. Ben bir Türk yönetmenle çalışacaksam o kişinin Fatih Akın olmasını tercih ederim. Duvara Karşı’ filmini taparcasına seviyorum. Ferzan Özpetek’in sineması hakkında bir yorumda bulunmuyorum, yanlış anlaşılmasın, o çok büyük bir yönetmen. Ama ben Fatih Akın’ı daha çok beğeniyorum. Fatih Akın’ın Türkler’le çalışması da benim için daha ilgi çekici. Tamam, tamam, her ikisini de ayrı ayrı seviyorum diyelim. Birol Ünel’i de çok beğeniyorum. Benim için Türk aktörü, odur. Aynı filmde rol aldığım Teoman Kumbaracıbaşı dışında Serra Yılmaz, Sibel Kekili ve Sezen Aksu’yu da biliyorum.