ALPER TURGUT

 

“Fury”, yine ve yeniden ABD savaş aygıtına alkış tutmak için çekilmiş, sinsi bir seyirlik… Neden mi sinsi? Savaş karşıtı görünme derdinde de ondan, oysa zafer yanlısı, güç yanlısı, ölüm yanlısı, tam tekmil. Afrika’da Almanları öldürdüm, Fransa’da Almanları öldürdüm, Belçika’da Almanları öldürdüm, şimdi de Almanya’da Almanları öldürüyorum. Dünyanın pek çok yerinde, birçok kişiyi öldürüyorsunuz zaten, pardon demokrasi götürüyorsunuz.

 

Ötesinde dini göndermeler, Tanrı ve İsa bombardımanı, klasik bir hat izliyor, seviyorlar, ilahi ve ruhani bir gücün kendilerini kolladığı kafasını… Yine bir tankın içini mesken eyleyen Lübnan (Lebanon / 2009) filmi geldi aklıma, o yapıt, savaşın acılarını ve psikolojik yıpratma sürecini çok daha katmanlı ve derinlikli işlemişti, hatırlatayım. Lakin şunu da belirteyim, aksiyon filmleriyle tanıdığımız David Ayer’in en iyi filmi bu, savaşın kanlı, tozlu, çamurlu, kirli ve iğrenç yüzünü, resmetmesini bilmiş.

 

Temposu ve oyuncu kadrosu ile öne çıkan Fury, sonuçta bir savaş güzellemesi, klişeleşmiş bir destan şeysi, çatışmaların bozduğu ve büktüğü kişilikler, ölü ve diri kahramanlar, ustalar ve acemiler ve elbette erken ölen siviller… Almanlara çok yüklenince, aman gönül alalım diye, bir SS’ten, insan çıkartma manevrası yapmak ise, sadece güldürüyor. Son olarak Brad Pitt kadar, Shia LaBeouf, Jon Bernthal ve Michael Peña da resmen döktürüyorlar, haklarını teslim edelim. Filmin notu; 10 üzerinden 7