ALPER TURGUT

Senaryo üretmekte zorlandığı malum olan Hollywood’un günümüzde sıklıkla başvurduğu yeniden çevrim modasına, ülkemiz sineması da katıldı. Evet, 24 yıllık bir aradan sonra gelen ikinci “72. Koğuş” filmimiz, bunun en çarpıcı örneği. Elbette, özgün senaryo bir sinemasever için daha çekicidir, öncelikle merak hissini kamçılar. İkinci kez beyazperdeye taşınan bir uyarlamadan beklenen ise duygusuyla, kurgusuyla, ruhuyla bir sinema şölenidir. Ne var ki, 72. Koğuş, vasat bir yapım, üstelik dönem filmlerini çekememe halimizin de tipik bir özeti.

Orhan Kemal’in neredeyse 50 yıl önce kaleme aldığı ünlü öyküsü 72. Koğuş, ilk olarak 1967 yılında Asaf Çiyiltepe tarafından Ankara Sanat Tiyatrosu için sahnelendi. Beyazperdeyle buluşması ise tam 20 yıl sonra 1987’de gerçekleşti. Erdoğan Tokatlı’nın yönettiği 72. Koğuş filminin başrollerini Kadir İnanır ve Halil Ergün sırtladı. Çok başarılı bir proje değildi belki ama bugün vizyona giren yeni 72. Koğuş filminden daha iyiydi, kesinlikle…

Yeni 72. Koğuş filmi, Yavuz Bingöl ve Kerem Alışık’ın sahibi olduğu Sasin Film’in yapımcılığında çekildi. Filmin yönetmeni Murat Saraçoğlu’nu, “120”, “O… Çocukları” ve “Deli Deli Olma”dan hatırlıyoruz. Senaryo Ayfer Tunç’a ait, görüntü yönetmenliği ise Demian Barba üstlendi. Cezaevi gibi dar bir alanda çekilen filmin oyuncu kadrosu ise aksine geniş; Hülya Avşar, Yavuz Bingöl, Kerem Alışık, Songül Öden, Ahmet Mekin, Civan Canova, Devrim Saltoğlu, Nursel Köse, Ayça Damgacı, Volga Sorgu ve Zeynel Karaca. Cezaevinde iki bölüm var, kadınlar ve erkekler diye. İşte erkekler bölümü olmamış, kadınlar bölümü ise daha iyi kotarılmış. Filmdeki en iyi oyuncu performansını Hülya Avşar sergiliyor, Kerem Alışık ve Yavuz Bingöl’ün oyunculuklarını ise beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Bunun dışında doğum ve sevişme sahnesi resmen kötü. Özellikle uzun zamandır, sinemada böyle kötü bir doğum sahnesi izlememiştim. Sürekli tekrar halleri, diyaloglardaki özensizlik ve dönem filmine ait gözle görülür hatalar, filmin diğer eksik yönleri. Söylenecek daha pek çok şey var ama inanın çoğu olumsuz olacak, o yüzden daha fazla ayrıntıya girmeye de gerek yok.

72. Koğuş, 1940’ları anlatır, 2. Dünya Savaşı’na girmediği halde etkilenen Türkiye’yi ve kıtlık çeken insanları. Ülke açken, cezaevindekiler ne haldedir? Hele 72 numaralı koğuşta kalan Adembabalar… Onlar, açlıktan, üşümekten, sefaletten, hastalıktan, hor görülmekten adeta hayvanlaşmışlardır. Umutları asla geleceğe dair değildir, günü kurtarmak, ölmemek, yaşamak, bir gün daha yaşamaktır, tek istekleri. 72. Koğuş’ta kalanlar sürünürken, ağaların koğuşunda yatanlar ise sefa içerisinde yaşarlar. Sonra bir mucize olur, 72. Koğuş’un Kaptan’ına para gelir anasından ve o, paylaşır diğerleriyle. Ardından aşk bile gelir, karınları da doyar, mutludurlar artık. Ancak kötülük her yerdedir ve eninde sonunda cezaevi gibi kanunsuzluğun hüküm sürdüğü dört duvar arasında, zalimler ve güçlüler ayakta kalır, mücadele etmeyen, direnmeyen, haksızlığa isyan etmeyen ise yok olur.