ALPER TURGUT

90’lar sineması, kesinlikle senaryonun gücünün ulaştığı son zirvedir. Ve ardından ne yazık ki; önlenemeyen büyük bir düşüş başlamıştır. Evet, 2000’lerde, metin öldü, görsel öne çıktı. Tekrar çekilen filmler, seriye dönüşen ucuz yapımlar, üç boyutlu efekt katkılı şölenler, 90’ların hemen ardından yaşam alanı buldu. İşte gerek memleketimizde olsun, gerek ise tüm dünyada, beyazperdenin ve devamında elbette bizlerin en mutlu olduğu yıllar, 90’lardır, hiç kuşkusuz. Sinemalara koşup, salonları doldurup öyle güzel, etkileyici ve akılda kalıcı filmler izledik ki, onların hatırına şimdi kötü filmlere bile daha rahat katlanabiliyoruz.

Türkiye’de, 1990 yılı başından 1999 senesi sonuna dek tam 503 uzun metraj kurgusal film (Bu sayının gerçeği yansıttığı söylenemez, aralarında gösterime giremeyen pek çok yapım var) çekildi. Örneğin 1993’te 82 film çekilmiştir ancak gösterime giren sayısı sadece 11’dir. Eşkıya, Tabutta Rövaşata, Masumiyet, Ağır Roman, İstanbul Kanatlarımın Altında, Hamam, Her Şey Çok Güzel Olacak, C-Blok, Piyano Piyano Bacaksız, Kaç Para Kaç, Güneşe Yolculuk, Kasaba… 1980’lerin o bunaltan, psikoloji ve kadın sorunları üzerine yoğunlaşan darbe tesirli filmleri yerini, şimdi eski yeni kuşak diyebileceğimiz yönetmelerin (Derviş Zaim, Yeşim Ustaoğlu, Reha Erdem, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz) daha özgün ancak esinlenmekten hala vazgeçememiş yapıtlarına bıraktı. Ömer Kavur, Yavuz Turgul, Orhan Oğuz gibi yönetmenler ise ustalık dönemine girmişlerdi artık. Tek tük örnekler dışında 1990’larda gişe başarısından söz etmek mümkün değildir. Hollywood, ABD’de vizyona soktuğu filmi aynı zamanda Türkiye’de de göstermeye başladı. 90’lar öncesinde yabancı bir film, ülkemizde bir, iki yıl sonra gösterime girebiliyordu. Hollywood belasına karşı Atıf Yılmaz, Ömer Kavur, İrfan Tözüm, Barış Pirhasan, Memduh Ün, Erden Kıral, Ali Özgentürk, Yusuf Kurçenli, Zeki Ökten ve Orhan Oğuz, 1995 yılında Sinema Vakfı’nı kurarak, sinemanın canlandırılması için harekete geçtiler.

Yeni bir sürece, kendini geliştirme, dönüştürme ve çeşitlendirme sürecine giren Türkiye sinemasınnda, 1990’ların ilk yarısı ile ikinci yarısı arasında da fark vardır, aslında iki ayrı bölüm olarak düşünmek gerek. İlk yarı bariz bunalımlı, yönetmenlerin hayli kişisel ve iç dünyalarını resmetmeyi denedikleri 80’lerden tam olarak kurtulamamıştı, ikinci yarı ise gişe hedefi ve sanat ürünlerinin çeşitliliği ile daha bereketli geçti. Varoluşçuluk, Tarkovski, Kafka, klasik edebiyat, Yer altı edebiyatı, marjinallik, deneysel çalışma, simgesel anlatım, artık aklınıza gelebilecek her yoldan her şekilde eserler üretildi. Lakin memleket sineması diyebileceğimiz bir akım yaratılamadı. Yerelden evrensele giden yol açılamadı, kurallar esnetildi ama ezber bozulamadı. Düşünün, bugün sinema hala bir sektör değil bu ülkede, dizilerin uzantısı olan, belki sektör aday adayı… Kitle iletişim araçları çoğaldı, PR çalışmaları arttı ancak kaliteli yapıtların oranı çok ama çok düşük kaldı. İşte yüzde 80’i yazın çekilen filmlerle festival festival geziyoruz, ödüllere seviniyor, günü ve gişeyi kurtarmaya çalışıyoruz.

Yeşilçam’ın etkisinden çıkmak, batı tekniklerini yurdun gerçeğine yedirmek, Yeni Türkiye Sineması için harekete geçmek. İşte 90’lar sinemasını önemli kılan şey buydu. Sanat filmleri ve popüler filmler olarak yol ikiye ayrılacaktı ancak, zaten toplamda yakalanan başarı, ülke sinemasının hanesine yazılacağı için bunda sorun yoktu. Teori, pratikle pek örtüşmez, 2000’lerde problemler çoğaldı, kaliteli filmlerin sayısı azalırken üretim ise giderek arttı. Dizi estetiğiyle çekilen filmler, öğrenci ödevi nden hallice yapımlar, seyirciyi TV karşısından alıp, beyazperdenin önüne konuşlandıramadı.

Neyse… 90’lar filmlerine geri dönelim ve seçtiğimiz filmleri sıralayalım; Yengeç Sepeti, Kahpe Bizans, Amerikalı, Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, Berlin in Berlin, Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri, Düş Gezginleri, Dönersen Islık Çal, Suyun Öte Yanı, Gizli Yüz, Karartma Geceleri, Usta Beni Öldürseni, Tatar Ramazan. İskilipli Atıf Hoca, Mum Kokulu Kadınlar, Işıklar Sönmesin, Hoşçakal Yarın, Laleli’de Bir Azize, Üçüncü Sayfa, Salkım Hanım’ın Taneleri, Kız Kulesi Aşıkları, Lola Bilidikid, Karışık Pizza, Manisa Tarzanı, Şahmaran, Aşk Ölümden Soğuktur, Babam Askerde, Bir Kadının Anatomisi, Bir Erkeğin Anatomisi, Leoparın Kuyruğu, Sen De Gitme, Minyeli Abdullah, Propaganda, Güle Güle…

Gelelim, dünyaya… 1990’lar da Hollywood’un krallığıyla geçer ancak bu kez yeni bir rakip vardır karşısında… Bağımsız Amerikan Sineması, büyüyen, serpilen ve etkileyen bir güce dönüşmüştür. Avrupa ise Amerikan işi aksiyonun büyüsünden kurtulamamıştır, özgün filmler vardır ama sayısı azdır. Uzakdoğu’da ise güzel bir doğum gerçekleşmiştir, 2000’lerde imza atabilmek için…

Şimdi hangi filmden başlayalım o denli çoklar ki… Sıkı Dostlar, Makas Eller, Vahşi Duygular, Kurtlarla Dans, Kuzuların Sessizliği, Terminatör 2, Güzel ve Çirkin, Delicatessen, Balıkçı Kral, Barton Fink, JFK. Bitti mi? Bitmez! Rezervuar Köpekleri, Affedilmeyen, Glengarry Glen Ross, Ağlatan Oyun, Chaplin, Malcolm X, Acı Ay, El Mariacci, Schindler’in Listesi, Gerçek Romantik, Bugün Aslında Dündü, Piyano, Carlito’nun Yolu, Arizona Rüyası, Stalingrad, Naked, Babam İçin.

Liste uzun… Daha Esaretin Bedeli, Pulp Fiction, Leon, Forrest Gump, Aslan Kral, Clerks, Karga, Ed Wood, Gün Doğmadan, Cesur Yürek, Olağan Şüpheliler, Büyük Hesaplaşma, Casino, 12 Maymun, Toy Story, Nefret, Trainspotting, Fargo var.

Soluk aldıysanız devam edelim; Can Dostum, Los Angeles Sırları, Hayat Güzeldir, Boogie Nights, Prenses Mononoke, Büyük Lebowski, Er Ryan’ı Kurtarmak, İnce Kırmızı Hat, American History X, Karanlık Şehir, Truman Şov, Ateşten Kalbe Akıldan Dumana, Rushmore, Pi, Dövüş Kulübü, Amerikan Güzeli, Yeşil Yol, Magnolia, 6. His…

Avrupa’dan Üç Renk, yani Mavi, Beyaz ve Kırmızı nasıl unutulur? Sonra Yıldız Savaşları serisi yıllar sonra 90’larda tekrar başladı. Seri demişken; Geleceğe Dönüş, Zor Ölüm, Baba, Yaratık, Robocop, James Bond, Rocky ise geçmişten 90’la taşındı. Ve Blair Cadısı, 90’ları kapatan bu fenomen, üç kuruşu milyonlarca dolara katlayan bir tanıtım mucizesi gibiydi. Sayesinde korku-gerilim türünde bir devrim yaşandı ve sallanan el kameraları ile çekilir oldu pek çok film…

Ses getiren filmler bitecek gibi değil. Hayalet, Evde Tek Başına, Özel Bir Kadın, Korku Burnu, Temel İçgüdü, Jurassic Park, Gerçek Yalanlar, Katil Doğanlar, Salak ile Avanak, Titanik, Siyah Giyen Adamlar, Oyun, Beşinci Element, Şeytanın Avukatı, Kadın Kokusu… Bu filmlerin bazıları müthiş yapıtlar değil elbette, ancak bugün hala üstüne konuşuyorsak, belleğimizde yer etmişler demektir. Misal Titanik tüm zamanların en büyük gişe rekorunu kırdı ve tüm dünyada 1 milyar dolar barajını aşan ilk film oldu. Ta ki yönetmeni James Cameron, Avatar’ı çekene dek. Temel İçgüdü ve Özel Bir Kadın, 7. sanat adına belki bir ederleri yoktu ama kült filmlere dönüşmeyi başardılar.

Artık listemize aşağıda saydığım yapıtlarla bir son verelim, çünkü aklımıza ve gönlümüze yer etmiş 90’lara dair filmler o kadar fazla ki, yerimiz ise dar, nokta koymazsak sığdıramayacağız. Evet, son olarak; Çalınmış Güzellik, Kaya, Görevimiz Tehlike, İngiliz Hasta, Çığlık, Donnie Brasco, Jackie Brown, Aç Gözünü, Funny Games, Benden Bu Kadar, Küp, Lolita, Kayıp Otoban, Yalancı Yalancı, Yüz Yüze, Sefiller, Mesajınız Var, Ronin, Gözleri Tamamen Kapalı, John Malkovich Olmak, Aşk Engel Tanımaz, Erkekler Ağlamaz, Amerikan Pastası, Şehrin Azizleri.