ALPER TURGUT

 

İyiler hep erken ölür… Bu klişe, elbette gerçek hayat için geçerli, çünkü sinemada genellikle iyiler kazanır, haliyle kötüler de kaybeder. Evet, gündelik hayat, kötü yürekli tiplerin tekelindedir, işte, okulda, hemen her yerde, gündüz ve gece, kara kadınlar ve kara adamlar, vicdanı, insafı, merhameti, hoşgörüsü olan insanları ezer ve geçer, ne yazık ki… Yoksa insanlık tarihi boyunca sadece 40 yıl savaş yaşanmamasının başka bir açıklaması olamaz. Erk, para, güç, taptıkları şeyler bunlardır. Ruhlarını şeytana satmaya her an hazırdır onlar, zayıf olana tahammül edemezler, asla! Altın yürek denince misal, benim aklıma iyi bir insan gelir, onlar ise altın kelimesine dikkat kesilirler, yürek, bu canavarlar için mevzu bahis değildir! Konuyu yine dağıtmayı başardım. Oysa, sinemadaki kötü adamları anlatacaktım. Hah! Sinemada niye iyiler kazanır? Arkadaş, bari bırakın orada kazansınlar, mutlu sonlarla hayatı daha çekilebilir kılsınlar.

 

Ben tam aksine, gerçek yaşamda kötülerle savaşmak gerektiğini düşünürüm, sinemada ise kötüleri severim. Bana daha gerçekçi, daha sempatik, daha mazlum gelirler. Beyazperdenin iyilerinde kibir vardır, bencilik vardır, gıcıklık vardır. Güzel kızları iyiler kapar, herkes onlara hayran olur. Kah dünyayı kurtarırlar, kah memleketlerini… Kötüleri öldürür ve sonra gelsin alkış, gelsin övgü, saygı ve sevgi… Yemezler! Silik karakterler yarat, resmen tiplemeye benzesinler, birader, bu adam niye kötü? Altı niye boş, harbi niye, niye, niye? Misal karikatür gibi kötülerden Tecavüzcü Coşkun, filmde bir anda belirir, direkt tecavüz eder ve ardından da cezasını çeker. Çocukluğu mu kötü geçmiş, derdi neymiş, bir anlayabilsek! Nuri Alço’nun üstlendiği rollerin, gazoz ile ilgili kötü anıları mı var? Şakası bir yana, sinemadaki kötü adamlar, bir yazıya sığmayacak kadar çok ve önemlidir.

 

Klasik kötülerden, vahşilere, sapıklardan, hainlere, seri katillerden, acımasız tetikçilere say say bitmez. Çünkü sinema, çatışmayla beslenir. İyi ve kötü formülü, en bildik, en çok kullanılan formüldür, sayıları bazen bir olur, bazen üç, bazen yüz, ama illa kötüler ve kötülük vardır.

 

Erol Taş, Bilal İnci, Turgut Özatay, Hikmet Taşdemir, Hüseyin Peyda, Kazım Kartal, Hayati Hamzaoğlu, Necati Bilgiç, Kenan Pars, Yıldırım Gencer… Daha da uzar gider bu… Erol Taş, bizim sinemamızın en ünlü kötüsüdür, yeni nesil aktörler içerisinde, onun azimle, ısrarla ve inatla beyazperdeye taşıdığı kötülük halini, devralacak ve bu efsaneyi aşacak kimse yok, görünen şimdilik bu!

 

TV dizilerinde kötü adamlar kaynıyor, var mı yukarıdaki abileri geçen, bence yok, ya sizce? Üstelik Erol Taş ve diğerleri, kötü adamlığın acısını gerçek hayatta da ödediler. Yuhlandılar, dayak yediler, evleri taşlandı, cüzzamlıymışlar gibi onlardan kaçtı ahali… Gençken giderdik, Erol abinin Cankurtaran’daki kahvesine, hep ilgi ve alaka görürdük. Güzel adamdı, işte öyle…

 

Bazen kötü ve bazen iyi olan adamları da vardır sinemanın, örneğin Kevin Spacey, iyi adamdır çoğu zaman, ancak Olağan Şüpheliler ve Seven’da kötülüğü ince ince işlemesini de bilir. Al Pacino, hemen hemen her karakterinde suçludur, lakin bu onun kötü adam olduğu anlamına gelmez, gelemez. Korku Burnu’ndaki Robert de Niro’nun, son yıllarda oynadığı komedi filmlerindeki adamlarla alakası bile yoktur. Joker, efsanevi bir kötüdür ama Heath Ledger çoktan melek oldu, hep kalbimizdedir. Geçmişte Lee Van Cleef vardı, bugün de Javier Bardem var. Bir film, ne kadar iyiyse, inanın kötü karakter döktürüyordur. Leon, bir sevgi filmidir, eyvallah! Ancak Gary Oldman coşmasa, kült ve klasik nah olurdu, o başka!

 

Hannibal Lecter, Lord Voldemort, Freddy Krueger, Darth Vader… Sinemanın kötü adamları, fantastikten girer, bilimkurgudan çıkar, rüyadan gelir, canlı canlı beynini yer, gerekirse… Sapık’taki adam mı daha kötüdür, Amerikan Sapığı’ndaki mi? Ve Jack Nicholson’ın deli gözleri aşkına, Ajan Smith gibi, kötüler de inadına çoğalıyor sanki…

 

46 dergisi için yazıldı.