ALPER TURGUT / @AlperTurgut01

 

Memleket ahalisinin, en çok övündüğü şeylerden biriydi, bizde ırkçılık yok demek. Hatta ‘sokaktaki insan’ (bu ne biçim bir laftır yahu), ABD’de siyahilerin haksızlığa uğradığından, polisler tarafından hâlâ ve ısrarla şiddet gördüklerinden, yasal mermilerle öldürüldüklerinden bahis açarlardı, kuşkusuz haklı bir söylemdi, söylemdir. Sonra Kurtuluş’ta, Tarlabaşı’nda, burası artık iyice ‘zenci mahallesi’ oldu, daha da çoğalsalar, her türlü pisliği yapar bunlar diyenler de aynı kişilerdi, komik olmayan bir şaka gibi. Çiçek gibi ülke burası ya, oysa Türkler, Kürtlere, Araplara; Araplar da, Türklere, Kürtlere; Kürtler ise, Araplara, Türklere, gündelik hayatta da, sosyal medyada da, saydırıyorlar uluorta. “Barzo”, “Çomar”, “Apaçi” ve benzerleri, kelime dağarcığımıza çoktan eklendi. Bir kısım, seçkinci takılmayı seviyor, diğerleri de bunlara züppe diyor. Yani salt milletler arasında yok bu ayrımcılık dalgası, zengin ve fakir arasında, kentler arasında, futbol taraftarları arasında, siyasi parti sempatizanları arasında, inanan ve inanmayan arasında, erkek ve kadın arasında, resmen yükselişe geçmiş durumda, lanet nefret söylemi. Aidiyet, tarafgirlik, biat, bu üçü, zaten insanlığın baş belası, hep fişekleyip duruyor, sürekli gazı veriyor, kin ve öfke girdabına…

 

Etiket çağı bu çağ, uzun sakallı gördü mü, hah işte, al sana yobaz, resimli ve yazılı tişört giyen, bacaklarına kısa pantolon geçiren, sırt çantası taşıyan da ya çapulcu, ya da marjinal. Yaz ayında mont giyenler IŞİD’çi, yaftalama sezonunda yeni moda bu, dur belki de, hastadır ve üşüyordur eleman, hemen paniğe kapılma. Giderek daha küçük parçalar halinde, istifliyoruz, yeni ara başlıklarla karşıt kümeler oluşturuyoruz. Bunca bölünmüşlükten de yurttaşlık çıkartmayı umuyor ve bu tuhaflığa harbiden inanıyoruz. Maneviyat yok, tasavvuf yok, imece yok, yardımlaşma yok, dayanışma yok, kader birliği yok, küçüklere sevgi, büyüklere saygı yok, ama kadına şiddet var, çocuklara taciz var, hayvanlara eziyet var, ötekileştirme hep var, hah bir de pahalı köprülerimiz ve duble yollarımız var. Üstüne sürekli vergi ver, ek vergi ver, anti-militarist olsan da askerlik yap, itiraz edince işkence gör, haksızlık var deyince cezaevine gir, neymiş, vatandaşlıkmış, sürünmenin, süründürmenin yasal kılıfı bu ve valla kendine eziyete ne çok gönüllü varmış.

 

ABD’de siyahi olmak, cezaevlerine doldurulmak, oy hakkından mahrum olmak, patronların ucuz iş gücünü, tutsakken karşılamak demek. Geçenlerde Michael Moore’un “Şimdi Nereyi İşgal Edelim?” adlı son belgeselinde seyrettim, pek meşhur Victoria’s Secret firmasının, internetten kadın müşterilere yönelik pahalı satışlarını, demir parmaklıklar ardındaki mahpuslar yapıyormuş, herhangi bir ürününü alamayacakları dolarlar karşılığında. Haliyle esir ettiklerini sömürmek daha bereketli iş, kapitalizmin doymayan açlığında… Yani siyahi kukla bir Başkanı, ‘Beyaz Saray’a koyup, bakın ABD’yi siz yönetiyorsunuz aslında demek, hunharca bir plan, olabildiğince… Fransa’nın başkenti Paris’te, neredeyse hiç Fransız çalışan görmemek, deplasmanda sömürdüklerini, kendi evinde de iliklerini emmek değilse, nedir? Özetle, Ege sahillerimizdeki esnafların, Yunan adalarına giden vatandaşları, neredeyse hainlikle suçlaması, kazıklamaya kılıfı, vatanseverlikle açıklaması, insanı vatandan da soğutur. Karidese 74 lira fiyat demenin, ota, et muamelesi çekmenin, vatanla ne alakası var, ama ben seni otururken uyutuyorum, cebini de boşaltıyorum ile çok yakın ilgisi var, hiç şüphesiz.

 

Ekşi Sözlük adında, artık ekşiliği geçmiş, acıya dönmüş ünlü sitede, “Florya’da denize giren Suriyeli çomarlar” başlığını görünce, bu mevzu hakkında bik bik etmeye karar verdim. Denize topluca gitmenin, eğlenmenin, yüzmek istemenin suç veya yanlış olduğunu düşünen yoktur umarım? Peki, Türkler yüzebilir, Suriyeliler çimemez, Kürtler inşaatta çalışırken güneşlensin, tüm bedeni bronz olmasın, amele yanığı onlara kafi demenin, insanlıkla bir ilgisi olabilir mi? Böyle düşüncede insanlar varsa, Neo Naziler, ellerini ovuşturup, dedelerimiz öldü, fikirleri ise kafalarda demez mi? Bence salt ırkçıları sevindirir, bu alengirli ve vicdansız gidişat, o kadar.

 

Şimdi, klişe tabirle, elmaları ve armutları bir toplamayın, AKP iktidarının, savaşı körüklemesi, siyasal İslamcılara yardımı esirgememesi, dolaylı veya direkt yol açtığı yıkımdan kaçanlardan dahi, nemalanmaya çalışması bambaşka bir mecra. Hah! Sen de muhalefet olarak, siyasetini, siz, bahtsız ve hayatın sillesini yemiş insanlardan yararlanmayı umuyorsunuz, bu bir sömürü politikasıdır, her hareketinizi ucuz işgücü, oy potansiyeli ve başkanlık için yapıyorsunuz diyerek karşı çıkın, haklı yerde ve doğru zeminde olursunuz. Hatta Suriyeli dostlar, gelin birlikte haklarımızı arayalım, bu cehennemi yaratanlar ve ülkelerimizi yönetenler ile derdimiz olur, bizim birbirimizle sorunumuz olmaz deyin. Suriyeli bir çocuktan öfkemizi çıkartmak, daha kolay, bu belayı başımıza açanlarla didişmekten, öyle değil mi? Senin burun kıvırdığın işte, yarı maaşla çalışmaya razı olanlar dururken, yaşlı başlı adamlar, gencecik kızları, para karşılığında alırken, tacizden, tecavüzden, ölümün türlüsünden kaçanlar, denizde boğulurken, bu acı bilançonun sorumlusu da, dünyanın toprağından, salt tel örgülerle ayrıldığımız kardeş bir halk olacak yani? Biraz izan, biraz vicdan şart arkadaşlar, hani yara saramıyorsunuz, yeni yaralar açmayın bari.

 

Şimdi adı gereksiz bir modacı, savaştan kaçan uyuzlar diye podyum yerine, tribünlere oynuyorsa, üstüne de şak şak alkışlanıyorsa, bu zalim sayıklama, hele bir durun orada. Kendine solcuyum, sosyalistim diyen bir elemanın, bunu paylaşıp, işte gerçek diye arka çıktığını da gördüm ya, daha ne diyeyim. Sen sosyalist filan olamazsın gardaşım, halkların hakkı için canını seve seve ortaya koyanlara ayıp edersin öncelikle, sivil insanları asla hedefe koymayan, gerekirse onlara siper olan güzelim insanlar varken, sen olsa olsa, artık hayli bol bulunan kafası karışık, mantıktan ırak, yüreği kurak tiplemelerden biri olursun. Haydi söyle, insan sıcağından bunca mahrumken, karakter senin neyine?