ALPER TURGUT

 

Adana ‘Altın Koza’ Film Festivali’nde memleket dâhilinde ilk gösterimi yapılan ve bugün tüm Türkiye’de vizyona girecek olan “Bir Zamanlar Anadolu’da”, Nuri Bilge Ceylan’ın bir önceki filmi “Üç Maymun” ile başlayan kendi sinemasındaki acemi dönüşümü, resmen bir mucizeye imza atarak ustalık mertebesinde tamamlayan müthiş bir yapıt. Zamanın durmaya yemin ettiği bozkırın vahşi güzelliğinde, gizemli bir suç öyküsünü kara mizah destekli taşra eleştirisiyle süsleyen, geri plandaki güçlü kadınların ve öne çıkan aciz erkeklerin ilişkilerini de didikleyen Nuri Bilge Ceylan’ın bu en geveze filmi, aylardır yerli işi yapımlara hasret kalan sinemaseverler için bulanmaz bir nimet. Mutlaka izleyin.

 

Cannes’da verilen ödüllere adeta ipotek koyan Nuri Bilge Ceylan, uzun bir süre neredeyse salt fotoğrafa abanan, genel izleyiciden uzak, suskun, durağan ve hazmı zor filmler çekti, kendi adıma, Tarkovski esinlenmesi bu temposuz ve haliyle ruhsuz sinema seçeneğini sevmedim, sevemedim. Ancak şimdi gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, yeni bir dönemece giren Nuri Bilge Ceylan sineması, görseline söylemi de kattı, ivme, tempo ve ruh kazandı. “Bir Zamanlar Anadolu’da”yı çok sevdim, çünkü şimdi sanat, gerçek hayat ile buluştu.

 

Kırıkkale’nin Keskin ilçesinde çekilen filmin senaryosu, Ercan Kesal, Ebru Ceylan ve Nuri Bilge Ceylan’a ait. İki saat 37 dakikalık filmi dikkatli izlemek gerek, çünkü suça dair muğlak bir çember var, biraz da akıl yürütmeyle bu daire tamamlanıyor, döngüden çıkılabiliyor. Böyle bir senaryoya ancak şapka çıkartılır. Görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki, kuşkusuz Türkiye’nin en iyisi, onun kamerasından bozkırı seyretmek, büyük bir keyif. Filmin oyuncu kadrosunda Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan, Taner Birsel, Ahmet Mümtaz Taylan, Fırat Tanış, Ercan Kesal, Erol Eraslan, Nihan Okutucu, Cansu Demirci ve Kubilay Tunçer var. Oyuncuları yönetmek ayrı bir mecra ve maceradır, Ceylan, bu konuda yetkin ve oyuncularından neredeyse kusursuz performanslar almayı başarabilmiş. Karakterler dışında, meslek tahlilleri de amansız, şık ve isabetli olmuş. Uzuner iyi, Erdoğan iyi, Birsel iyi, Tanış iyi ama en iyileri Ercan Kesal ve Kubilay Tunçer.

 

İzleyiciyi geceden alan ve gündüze bırakan, karamsar ama inandıran, sırlar için kafa yorduran ve tempoyu düşürmeyerek bizi öyküye katan, üç kağıtçı karakterler ile neşelendiren, hem katili hem de polisi ve savcıyı kadınların oyuncağı yapan (Erk peşindeki erkek, perde arkasında da olsa muktedirin kadın olduğunu asla unutmasın, özellikle Bir Zamanlar Anadolu’da bu böyleydi) yapıt, Neşet Ertaş’ın, Hacı Taşan’ın türküleri gibi içten ve katıksız bir bozkır güzellemesi, hiç kuşkusuz. Çoğu karanlıkta çekilen, asker, polis ve adliye aracıyla, yanlarına bir cinayetin faillerini de katarak, suç mahalli çeşmeyi bulmak için bizleri, çeşme çeşme gezdiren Bir Zamanlar Anadolu filminde, asıl yolculuk ise taşrada doğan ve görev icabı orada olmak zorunda olan insanları keşfetmeye ve anlamaya dair. Hemen her erkeğin kadınlarla ilgili bir yarası var, kimi açıkta kimi çok derinlerde bu yaralanmalar, asla kapanmıyor. Gölgedeki kadınlar, bozkırdaki tüm erkeklerden daha baskın. Erkek filmi gibi görünse de, ana merkezde kadınlar var. Erkeklerin kadın tutkusu, başa bela getiriyor, arzu ve ısrar, sadece aptallıkları ve pişmanlıkları büyütüyor. Ve devamında kaçışlar, boş vermişlik, uğruna suç işlemek, Hipokrat yeminini bozmak, suç ortağı olmak, suskun kalmak, yeni yaralar açmak, ceza olarak sonsuz bir kederi kabullenmek… Sonuçta ne yaparsan yap faydasız, Bir Zamanlar Anadolu’da hayat inadına duruyor ve hiçbir şey unutulmuyor.