Babası tarafından eşcinsel olduğu gerekçesiyle öldürülen Ahmet Yıldız’ın hayatından esinlenen “Zenne”, Altın Portakal’dan en iyi ilk film olmak üzere beş ödülle döndü. Filmin yönetmenleri M. Caner Alper ve Mehmet Binay ile başrol oyuncuları Kerem Can, Erkan Avcı ve Giovanni Arvaneh ile 2007’de belgesel projesi olarak başlayıp 2008 Temmuz’unda Yıldız’ın öldürülmesinin ardından kurmacaya dönüşen Zenne’yi konuştuk.

 Film ekibi gösterim günü salona kırmızı gömlekleriyle geldiler, Zenne bitti ve salon alkıştan adeta yıkıldı. Ekibin liderleri Alper ve Binay, Zenne’nin bir belgesel olabileceğini ancak Ahmet Yıldız’dan sonra daha geniş kitlelere ulaşabilmek adına filme çevirmeye karar verdiklerini vurguluyorlar; “Şimdiye kadar hep belgeseller üzerinde çalıştık. Türkiye’nin kültürel değerlerinden olan ve günümüzde batılılaşmanın da etkisiyle yok olmaya yüz tutmuş zennelik ilgimizi çekmişti. Bir zenneyle tanışmıştık o bize ilham verdi. Sonra yakın arkadaşımız Ahmet öldürülünce hayattaki pek çok şeye bir parça ara verdik. Büyük bir şoktu. Ardından belgesel yerine bir sinema filminde karar kıldık. Bu gerçek bir hayat hikayesi değil, bu kişisel bir proje, bizler Ahmet’ten esinlendik. Filmimiz Kültür Bakanlığı’ndan iki yıl önce telif alamadı, uygun bulunmadı. Ancak festivalde salonu dolduran insanların tepkisi müthişti. Bunu beklemiyorduk. Kabul görmek bizleri çok etkiledi. İnsanın kendi ülkesinde kabul görmesi bizleri çok mutlu etti. Ülkemize karşı umudumuz arttı. Bundan sonra da hep toplumsal meseleleri olan filmler çekeceğiz” diye konuştular.

Festivalde jürinin ilginç kararıyla başrolken en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülü kazanan Erkan Avcı, Ahmet Yıldız’ı canlandırma süreciyle ilgili olarak şunları söyledi: “Yaşamış birini canlandırmak bir oyuncu için çok kışkırtıcı ve asıl cesaret yaşamış birine yeniden ruh vermeye çalışmaktan geçiyor. Tam bir buçuk yıl bu karakterin hakkını verebilmek için uğraştım. Bu süre benim gibi yolun başındaki bir adam için büyük bir lüks ve üstelik heyecan verici uluslararası bir ekiple çalıştım. Bizim görüntü yönetmenimiz Norayr Kasper (Antalya’dan ödülle döndü), 70 film çekmiş, Woody Allen ve Tinto Brass ile çalışmış. Işık şefimiz keza yurtdışından geldi. Böyle bir sosyal projede olmak benim adıma gerçekten gurur vericiydi. Bir gece Ahmet’in bir makalesiyle karşılaştım, ailesine eşcinsel olduğunu açıklamasını anlatıyordu. Onu defalarca okudum, sonra yine Ahmet’in filmde de kullanılan 30 saniyelik görüntüsünü belki 80 defa izledim. Sanki Ahmet bana fısıldıyordu. Bunlar bir oyuncu olarak benim kalbime dokundu. Ben de Ahmet (Urfalı) gibi Türkiye’de yaşayan bir Kürt vatandaşım, Diyarbakırlıyım. Onun aile yapısını, sosyokültürel yapısını algılamamda, hayatta karşılaşabileceği zorlukları anlamamda bu çok önemli bir rol oynadı.”

Almanya doğumlu aktör Kerem Can (O, yeni filminde Guantanamo’da 1600 gün esir hayatı yaşayan bir Türk’ü, Murat Kurnaz’ı canlandıracak) 7 ay boyunca bir zenne gibi dans edebilmek için her şeyi bir kenara bırakarak sabahtan akşama ders aldığını belirterek, “Yeni baba olmuştum projeye katıldığımda, sonra Beril Şenöz, Burçin Orhon’la İstanbul’da, efsane Pina Bausch’un dansçılarından Daphnis Kokkinos ve Almanya’da gerçek bir zenneyle çalıştım. Bir erkek için böyle dans etmek çok ama çok farklı bir deneyimdi. Bedenimin ne yapabileceğini ve sınırlarımı gördüm. Cesaret konusuna gelince, benim korktuğum şey, bu dansları gerçekçi olarak gösterebilecek miydim, hakkını tam manasıyla verebilecek miydim? Çekincem buydu. Oyuncu olan eşimden ve ailemden gerçekten büyük destek aldım. Bu kadar önemli bir dava, böyle önemli bir misyona hizmet eden bir rol, bir oyuncunun hayatı boyunca karşısına ya bir ya da iki kez çıkar. Heyecanlandım, duygulandım. Çok şanslıyım, çünkü bu çok büyük bir hediye…” dedi.

Senaryoyu okuyup bitirdikten sonra ağladığını ve projenin önemini anladığını ifade eden Giovanni Arvaneh şunları söyledi: “Bazı hikâyeler vardır göstermek lazım, tüm dünyanın görmesi lazım. Bunu derinden hissettim. Benim karakterim birçok acı yaşamış bir karakter (Hollywood’da bir yarışmada Giovanni’nin canlandırdığı, filmin yönetmenlerinin de kendi yansımaları olarak gördüğü fotoğrafçı Daniel, en trajik karakter seçilmiş)… Bunun dışında bizler yurtdışında konuşmaya inanırız, anlatmaya ve polise gitmeye inanırız. Ama Türkiye’de buna emin değilim, polise gitmenin iyi olacağına emin değilim. Burada her zaman her şey saklanıyor ancak yine de filmi seyredince insanların verdiği tepkiden çok memnun oldum. Amacımıza ulaştığımızı düşündüm.”