“Gelecek Uzun Sürer” hakkında ne anlatabilirim inanın bilmiyorum. Yazmayayım dedim, es geçeyim, görmeyeyim, unutayım istedim. Rahat bırakmadılar, çokça soran oldu, niye yazmıyorsun diyen oldu. Peki, kısa ve öz anlatalım. Evet, “Sonbahar”ı çok sevmiştim, çünkü son yıllarda çekilen en iyi ilk film oydu, sarsıcı, çarpıcı, üzgün ve düzgün bir yapım idi. Ya Gelecek Uzun Sürer?

Öncelikle filmin en büyük problemi karmaşa ve devamında gelişen odaklanma sorunu, bu akıcılığı engellediği gibi, üzgünüm yaratıcılığı da öldürüyor. Sonbahar, basit, anlaşılır, tutkulu ve duygulu idi. Gelecek Uzun Sürer ise memleketin tüm siyasi sorunlarını anlaşılmaz bir tarz ile anlatmaya soyunuyor. Yoğun emek verildiği belli lakin bir filmlik sürede yüz yıllık meseleleri beyazperdeye yansıtamazsın, Kürt sorununun üstüne Ermeni sorununu da eklersen inandırıcılık eksenini de yitirirsin, haliyle ipin ucunu da kaçırırsın. 

Duygu geçmiyor, karakterlerin derinliği yok, yan karakterler silik, oyunculuk performansları problemli. Durukan Ordu’nun ödüllü oyunculuğuna lafım yok, keşke onun öyküsü üzerinden yürüseymiş Özcan, daha özgün bir filme dönüşebilirmiş. Gördüğüm en coşkun, en hareketli ve en siyasi kentlerden biridir Diyarbakır, bu denli steril çekmek, haliyle yakışmamış. Benim bildiğim Diyarbakır bu değil.

Müzik araştırmaları için Diyarbakır’a giden genç bir kadın, gazeteciye dönüşüyor. Ağıt derken siyasi mülakata, röportaja, söyleşiye soyunuyor, bu olmaz, böyle olmaz. Devamında senaryoda hata var, bütünlük yok, içinden belgesel geçen kurmaca, resmen bulmaca gibi, meramına yanıt arayan… Neyse daha fazla uzatmayacağım, başta at sahnesinin olduğu birkaç sahne dışında zaten aklımdan çıktı bu film. Sinema çok sesli olabilir ama basitliğin dilidir, kargaşadan pek hazzetmez, işte öyle bir şey. Bunun dışında Özcan’a dair umudum var, şimdi bir adım geri attı ama daha iyi sıçramak için… Ben böyle düşünüyorum.

 

 

 

“Beni Unutma” için Özer Kızıltan’ın “Takva”dan sonra takla attığı film diyebilirim. Tamam, “İncir Reçeli”nden güzel ama bu bir şey ifade etmiyor. Bu filmde yönetmenlik zaafları var, yönetmen belki oyuncularına belki senaryosuna güvenmemiş, kasmış, uzatmış, kesmesi gereken yerde devam etmiş, devam etmesi gereken yerde durmuş. Özetle olmamış. “Başka Dilde Aşk” ve “Atlı Karınca”da neredeyse kusursuz oynayan Mert Fırat, Beni Unutma’da istikrarını koruyamamış ve vasatı aşamamış. Ancak diğer başrol Açelya Devrim Yılhan tam isabet. İsmini aklımızın bir köşesine yazdık. Yan karakterlerden Kenan Ece iyiydi, Tuba Ünsal’ı ise anlamlandıramadım.

Geçenlerde bir aşk filmleri listesi yapmış ve Uzak Doğulu aşklar bölümünde 2004 tarihli “Hatırlanacak Bir Anı” (Nae Meorisokui Jiwoogae) filmini unutmamıştık.

İki buçuk saat idi, arabesk idi, ağlatmaya meyilliydi, ama şirin ama güzel ama sımsıcaktı. Niye bunu anlatıyorum? Çünkü Beni Unutma ile öyle benzeşiyorlar ki, elbette Hatırlanacak Bir Anı ile Beni Unutma’yı karşılaştırmayacağım. Biri harbi güzel diğeri idare eder. Yine de yerli film tutkunları Beni Unutma’yı seyredebilir, ben izledim, pişman değilim.