Son Dizesiz Şiirler: Didem Madak Belgeseli için yazdığım metin…

 

 

ALPER TURGUT

 

“Ne diyecektin, ne söyleyecektin / Şairlerin şahı olsan / bir AH’dan başka…” der Didem Madak, unutulmaz “Ah’lar Ağacı”nda… Sonra bütün birikmiş ahlarımı, söylediklerimi ve söyleyemediklerimi, bu ağacın altına gömdüm dedi. Bu da yetmedi, kâfi gelmedi, ‘Ah’lar Ağacı’nı nereye gömmesi gerektiğini düşündü ve söyledi; “Belki de ‘başsız ayaksız bir mezara.’ ‘Susmanın su kenarında’ bir yerlere…” Ah be güzelim şair, nereden bilecektin, oysa o ağaç sendin, yaprağını çok erken döktün ve ağaç, var olduğu yere, yani toprağına geri döndü, henüz yazılmamış ve hiç okuyamayacağımız şiirleriyle birlikte… Ve bize ne kaldı? Büyük bir Ah! çekmekten başka. Kalbini kalın bir kitabın arasında kurutan kadın için…

 

Şiirleri okundukça, şairler ölmez. Ölümsüzdür onlar, bu dünyada hemen herkes, kendince iz bırakır, ancak bir şair, iyi bir şair, büyük bir şair, resmen iz’i biz yapar, hepimiz yapar. Kadından şair olmaz, çünkü kadının kendisi şiirdir, kadın, şiirin öznesidir gibi klişelere ve bildik şeylere, tokat gibi bir yanıttı Didem Madak, kadın olmanın bile zor zanaat olduğu bir memlekette, kadın şair olmak, işte cüret, işte ezber bozmak, işte kadına yüklenen misyonu yıkmak, budur!

 

Evet, “Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi” sevendi o, rahat batandı, hem içine, hem de dışına kapanandı, gölge fesleğeniydi, göçebe yaşayandı, iki valizi olandı ve hep yalnızdı. Kendini daha nasıl tarif etsin? Bir çeşit olmayan hayatı, ortasını bulamamayı, kararında bırakamamayı daha nasıl dillendirsin?

 

“Çizgili olsun, buruşsun yüzü /Şiirlerim için yaşlanma etkilerini geciktirici krem kullanmayacağım”  Didem Madak, yaşlanmak ve çatlak ihtiyarlardan olmak istiyordu. “Zaten şu an yazdığım şiirler beni, torunlarıma hayatımı anlatmak zahmetinden kurtaracak. O zaman haliyle gece ikiye kadar oturaklı, derin şiirler yazacağım, o saatten sonra da torunlarımla diskoya falan gideceğim. Herkesin ‘kaçık ihtiyar’ı ayıplamasını şiddetle istiyorum” diyordu. Yaşlanmak onun için bir ütopya gibiydi. Yaşlanınca ‘kötü bir efendinin elinden kurtulmuş bir köle gibi’ olacağını söylüyor ve ekliyordu; “Minibüs edebiyatında meşhur bir laf var hani: Hızlı yaşa, genç öl, cesedin güzel olsun. Genç ölemediğim için hızlı yaşlanmaya başladım sanırım.” Tam 41 kere maşallah diyecektik, seni kaybettik şair, bizlerle birlikte yaşlandığını göremedik.

 

“Kalemim açılınca hiç zorlanmadan, kontrol etmeden yazıyorum. O zaman müthiş rahatlıyor ve hızlı yazıyorum. Bazen ağlıyorum. Genelde sayfalarca yazıyorum. Çoğunlukla sanki az sonra ölecekmişim gibi paniğe kapılıyorum yazarken. Sanki ölmeden önce itiraf etmem gereken bazı önemli meseleler varmış gibi hissediyorum. Bu yüzden sanki artık kaybedecek bir şeyim yokmuş gibi geliyor. Her şeyi söyleyebilirmişim gibi geliyor.” Biz okumaya, biz dinlemeye hazırdık çoktan, keşke daha çok söyleyebilseydin şair, keşke. Ölümü de anmasaydın, kaybedecek bir şeyim yokmuş demeseydin, çünkü bu ‘zalim’ hayatın, çok kötü sürprizleri var. İçimizi acıtan, yüreğimizi yakan.

 

“Vasiyetimdir / Dalgınlığınıza gelmek istiyorum / Ve kaybolmak o dalgınlıkta…”, “Vasiyetimdir: / Bin ahımın hakkı toprağa kalsın.” Kuşkumuz yok; O ahlar yeniden tohum verecek ve yeşerecek, Ah Ağacı, yine ve yeniden boy verecek. Ve Ah Ağacı oldukça, o, “beni anla” dedikçe ve dünya da döndükçe, Didem Madak, hep yaşayacak, sonsuza dek!

 

 

https://twitter.com/Didemadakinfo

https://www.facebook.com/didemadakbelgeseli/