Alper TURGUT

 

Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde sansür var, tamam, başka yerde yok mu? Hayatın her alanı, aman işimi kaybederim, bari susayım, lan ekmeğimden de olurum, en iyisi konuşmayayım diyenlerin, bıktıran, bunaltan, bayıltan oto-sansür öyküleriyle dolu… Patrondan, iktidardan, düzenden dolayı suspus olanlar, hayallerini bile daraltanlar, üç maymun klişesine sarılanlar, yani otomatikman kendini sansürleyenler, bir filmdeki sansüre mi karşı çıkacaklar? Güldürmeyin insanı… Medya desen bağımlılığın ana merkezi olmuş, bankası, holdingi olan, tonla şirketi bulunan, erkle ilişki kuran, gazetelerin, TV’lerin tepesine oturmuş. Balık baştan kokar, haliyle, at da sahibine göre kişner, devamında… Dik durma beceresi ve yetisi olmayan çalışanlarla, sansür belasını yeneceksiniz ve bu pisliği, tarihin çöp sepetine göndereceksiniz, hadi canım, ucuz bir komedi filmi olur bundan, o kadar… Neden medyadan girdim, çünkü o bir sektör, sinemamızın durumu ise daha da vahim. 100 yaşına girmiş ancak kurumsallaşamamış, sektöre bile dönüşememiş sinemamızın, bağımlı ve muhtaç kalması, dar alanda kısa paslaşmalar yapmaya çalışması, korkunun esiri olması, harbiden acıklı bir hikâye, al işte sana, değişmeyen gerçeğiyle, eski ve yeni Türkiye…

 

FESTİVAL, PARA, ADAM KAYIRMA

 

Önce Kültür Bakanlığı’ndan gelen maddi destekle film çeken, ardından da festivalden alacağı parayı düşleyen bir sinemacı kuşağı… Affedersiniz de, bu arkadaşların, eli, kolu, zihni, bilinci bağlanmamış mıdır? Ötesinde daralmamış mıdır ufku, yaşam alanı, muhalif yanı? Epey bir süre önce bağımsız sinemacılar hareketi doğmuş, bir umut demiştik, aldanmışız. Festival, para, adam kayırma üçgeninde, bağımlı olanlar olmuş, haksızlığa uğradığını düşünenler, bağımsız sinemacıları bırakmış. Yol ve mücadele arkadaşlarını yitirdiğin bir süreç bu, sansür demiştik değil mi? Sanat odaklı sinemamızın, özetle festivalleri yöneten ‘uzman’ kadronun, eşitsizliğin, adaletsizliğin, çifte standardın, ötekileştirmenin, basiretsizliğin, bencilliğin, kibrin, egoların ve say say bitmeyecek türlü olumsuzlukların oyuncağına dönüşmesi, sansürün, biricik derdimiz olmadığının da göstergesidir.

 

Evet, belediyelerin festivalleri, her siyasi partiyle, bir kez daha dönüşmeye çalışan, yeni kabına sığmaya uğraşan festivaller… Tüm festivalleri, birbirine benzetmeye didinen ve hepsine çöreklenmeyi de bilen malum ve aynı tipler… Hem danışman olup, hem filmini yarıştıranlar… Muktedir sevdasına ve elbette çıkar pahasına, yönetmenlerin sansüre hayır metnine imza dahi atamayanlar… Bir değil, birkaç festivalin ön jürisini seçen ve artık illallah dedirten aynı kafalar… Film forumlarındaki para desteğini, kendi arkadaşlarına, organik ilişkilerinin bulunduğu insanlara sunan yapımcılar… Bitti mi? Asla! Kriz yönetiminden ve insanlarla ilişki kurmaktan bihaber festival komitesi… Sonra sorumluluğu üstlenmeyen, kaçak dövüşen jüriler, ardından verdikleri kararların muğlaklığı süren ön jüriler… Tescilli sinema yazarı arayanlar, kendi meslektaşını veto etmeyi marifet sayanlar, eleştiriye tahammül edemeyip, tam da bu yüzden magazini baş tacı edenler… Hangisini anlatalım? Ne dert, ne mesele biter bu memlekette, “Nesini söyleyeyim canım efendim, gayrı düzen tutmaz telimiz bizim…”

 

BELGESEL, BU ÜLKEDE ÜVEY EVLAT

 

Belgesel filmler üzerinden yapılan tartışma, ulusal uzun metraj kurmaca dalında yarışanları, nedense pek ırgalamadı. Ne de olsa, belgesel, bu ülkede üvey evlat, kısa filmciler ise evin haylaz küçük oğlu, büyüklerin ciddiye aldığı yok. Sansür varsa, biz bu alanda buna karşı çıkacağız, yok ya, ne ala… Yetmez ama evet diyorsunuz, para güzel, vazgeçemedik diyorsunuz, aman aramızı bozmayalım, musluk ince de olsa aksın diyorsunuz, pardon, demiyorsunuz. Siz demedikçe bir şey, karşı taraf, enseye tokadı patlatmaz mı? Bak sen, şamar oğlanı, sinemamızı kurtaracak ha, yav he he… Televizyonun hali belli, sadece dizileri izle, her şey apaçık ortada zaten. Cinsellik yok, küfür yok, içki yok, sigara yok, o yok, bu yok, hayatta var olan şeyleri, göstermek yasak, aman çocuklar etkilenmesin. Çocukları sokağa da salamıyoruz artık, arsaya, boş alana dalamıyor, ağaçlara tırmanamıyor, küfür müfür de öğrenemiyor yavrucaklar, koruyoruz onları, doğalı geçtik, yapay nesiller yetiştiriyoruz, onların beton üstünde mutlu olduklarını sanıyoruz, çokça aldanıyoruz. Bari sinemayı, bu fanusa sokmayın, hayatın yansımadır sinema, yasaklarla, sansürle, aman muktedir kızmasın ile, filmleri, tüketici çöpü dizilere çevirmeyin, dönüştürmeyin.

 

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, sinemaya gönül veren çocukların düşüydü, sizler, portakal kabuğundan gemiler yapmıyor, aksine yapanları, yapılanları yakıyorsunuz. Kendi çocuk düşlerinize, geleceğe dair hayallerinize ihanet ediyorsunuz, yetmiyor, sinema sevdanızı arkadan hançerliyorsunuz. Bakın, isim, cisim vermedim, kişiselleştirmedim, sadece festival komitesinin şahsında büyüyen adaletsizliğe tepki koydum, ha lafımı üstene almak isteyen alır, bir silkelenir, almayan ise aynen devam eder, festivallerin üzerine ölü toprağını serper.