ALPER TURGUT

Zift, 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde izlediğim uzak ara en güzel filmdi. Siyah-beyaz bu yapım için haliyle iyi kotarılmış yeni nesil bir kara film denemesi diyebiliriz. Bu bir beyazperde büyüsü ve mizahın en koyusundan demlenen sahici bir sinema şöleni… Üstelik matrak, absürt ve gerçeküstü… Hafif erotik, görece estetik ve hayli nevrotik… Yani edepsiz, sıcacık ve yarı deli… Ve tüm türleri bir potada eritmeye çabalarken kafası daha da karmakarışık bir hal alıyor. Hayır, bunca hengâmenin ortasında bilgi de zerk ediliyor. Kısaca; Zift, hem pislik hem de inadına güzel bir film.
Bulgaristan’ın geçen yıl Oscar adayı olan ve Uluslararası Moskava Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü (Gümüş George) kapan Zift’i, Javor Gardev çekti. Genç yönetmen Gardev’in henüz ilk filmiyle hedefi tam 12’den vurduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zift’in başrollerinde Hollywood’un da ilgisini çeken yetenekli aktör Zachary Baharov ile Tanya Ilieva ve Vladimir Penev var.
Bildiğiniz üzere bulaştı mı çıkmak nedir bilmeyen Zift, petrolün posasıdır, asfalt malzemelerinin de hasıdır. Ancak Vladislav Todorov’un aynı adlı romanından uyarlanan Zift’in anlamı ise bambaşka… Malum kelime, Bulgar argosunda afedersiniz “bok”a denk geliyor imiş. Zaten film, üç ton dışkının bir aldatılma hikâyesine suç ortaklığı yapmasıyla (daha doğrusu cezalandırma işlevi görüyor) başlıyor. Mesaj şu; bok büyük olursa verdiği hasar da azalır. Tabi ki bahsi konu edilen maddi değil manevi hasar…
Öyküsü acıklı ve silme yoksul bir ailenin yaramaz oğlu, insanları korkutmak için bavullara saklandığı için “Güve” adını almıştır. Afet muadili sevgilisi de halvet olduktan sonra erkeğini yiyen “Peygamberdevesi”ni kendisine lakap seçmiştir. Sacayağını tamamlayan ise yerel sanatçı ve tipik üçkâğıtçı “Sülük”tür. Üç kafadar, yaşlı ve sapık bir mücevhercinin (sakladığı yer ve kullanım amacı ahlakdışı) kıymetli elmasının peşine düşerler. Baskın umdukları gibi gitmez ve Sülük, azgın mücevherciyi öldürür. Ama Güve, Sülük’ü ve hamile olduğunu öğrendiği Peygamberdevesi’ni ele vermez ve kendisini kodeste (komünizmden önce 1944) bulur. İşlemediği bir suçtan dolayı içeride kahır çeken kahramanımızın tek dileği cezasını tamamlamak ve tropik adalara yelken açmaktır. Aradan tam 20 yıl geçer, Sofya Cezaevi’nden salıverilen Güve, bilinmezliğe adımını atar. Özgürlük ve rahat bir yaşam ise aslında koskocaman bir hayaldir. Hain Sülük, kartlarını iyi oynamış ve aniden yükselerek “Yoldaş Binbaşı” olmuştur. O, Güve’nin nefes dahi almasına müsaade etmez ve kahramanımızın sakladığını düşündüğü elması alabilmek için sadık adamlarını devreye sokar. Güve’nin çilesi bitecek gibi değildir. Önce kan donduran işkence seansı başlar ve ardından Sülük, Güve’ye bir günlük yaşam hakkı tanıyan ölümcül bir zehir içirir.
Geçmiş ile hayatının sonlanacağı gün (1964’ün komünist başkenti Sofya) arasında sürekli mekik dokuyan Güve, zehirin de etkisiyle tuhaf insanların çepeçevre sardığı içsel (ve bir kısmı dolayısıyla düşsel) bir dünyaya çoktan yuvarlanmıştır. Eski bir hapishane kuşu olan anarşist dövmeci, Guguk kuşlu saatin tek gözlü bıraktığı boksör bilge, daracık yerde yellenen ve osuruktan ateş çıkaran mezar kazıcıları, kafadan kontak tabirinin cuk oturacağı hemşireler, delibozuk bar kuşları, uyduruk öykülerini anlatma telaşındaki arıza ve karikatürize tipler ve dahası… Ancak Güve için asıl darbe, Sülük ve Peygamberdevesi’nin birlikte kurduğu tezgâhın açığa çıkmasıyla iner. Acaba kandırılmaktan asla bıkmayan Güve ölmeden evvel intikamını alabilecek midir?
Yazarın Notu; Zift’te hoşuma gitmeyen yegâne şey ise komünizmi yerip, kapitalizme göz kırparken takındığı ikircikli tavırdan kaynaklanıyor. Tamam, komünizmi despotik bulabilirsin, sistemden nefret de edebilirsin ancak simgeler ve imgelere sığınıp batı demokrasisine selam çakmak sana kazandırmaz aksine seni sıradanlaştırır. Çünkü komünizmin tu kaka olduğundan dem vuranlar ve onu can düşmanı belleyenler, 2. Dünya Savaşı bitiminden bu yana aynı aparatları kullanıyor ve artık iyiden iyiye bayatlamış yemeği ısıtıp ısıtıp önümüze sürüyorlar. Hah, komünizm deneyini başarısızlığa uğratanların hiç mi günahı yok? Onlar benim gözümde en büyük suçludurlar. Güzel bir dünya yaratmak varken onu “Demirperde” ile mahvedenler, ABD’yi de tek kutuplu dünyanın efendisi yapmadılar mı? Bakın finalindeki şarkının sözlerine; “Bulgaristan güzel bir ülke ama Rusya hepsinden daha iyi…” Trajikomik, ucuz ve zavallı… Neyse… İşte öyle bir şey…