Alper TURGUT

 

Din dersi zorunlu olsun, misal fizik zorunlu ders olmasın. Oh mis gibi, iktidar, buradan ne güzel yürür. Çünkü canım efendim, fizikte bir bölüm vardır, paralel kuvvetler ve ağırlık merkezi diye, aman da aman, neleri çağrıştırır, çok ama çok fena, tez kaldırıla… Paralel kuvvetler de neyin nesi, resmen okyanus ötesi… Üstelik Kimya dinine, Fizik mezhebine, Matematik tarikatına bağlı değilsek, bu zorunluluk niye? Maddeye mi tapacaksınız, elementlere mi inanacaksınız, sizi öteki tarafta, bilim mi kurtaracak? Haşa… Avrupa’nın oyunları bunlar, zaten İnternetle gençleri zehirlediler, Erasmus programı ile öğrencileri kaynaştırıp, bir milyon çocuk dünyaya getirttiler. Zorunlu din dersi olsa, ne terör kalır, ne uyuşturucu, ne de ergenlerin aklını karıştıran, bir modern yaşam biçimi…

 

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersindeydik, hayli tuhaf bir hocamız var, asortik, diskotik gençlik diyerek, taaa o vakitler, bugünün müjdesini veriyor. Harbiden komik bir adam, güldürmeyen şakalar yapsa dahi… Ve sürekli sırıtıyor, son gülen iyi güler, ezberlemeyin de, görün gününüzü diyerek… 10 dua ezberle, abdest nasıl alınıyor, namaz nasıl kılınıyor, İslam’ın ve imanın şartları nedir, işte dersler böyle geçiyor. Arada sıra üzerinde namaz denemeleri yapılıyor, tam haytayız, gülüşüyoruz sürekli, mizansen desen, hayli trajikomik. Neyse, yanımdaki eleman, kıpkırmızı… Diyorum, lan niye somurtuyorsun, arkadaşımın adı bende kalsın, kulağıma eğildi ve “Ben, Ermeni’yim” dedi. Hayda! Zorunlu din dersinde, ailesinin isteği ve memleket gerçeği yüzünden Türkçe isim kullanan bir Ermeni kardeşim, bizimle oturmuş, İslamiyet’i öğreniyor. Durum garip ve acıklı, müdahale ettik, meseleyi hep birlikte anlattık. Tamam dediler, muaf tutacağız, derse girmeyecek, ancak zorunlu ya ders, yarım, ucu ucuna geçer not alacak. Bu da böyle bir anımdır.

 

Sonra içimden diyorum ki, Arapça duaları ezberliyoruz, keşke bir de anlamları üzerine konuşsak, tartışsak, şekil yerine, içeriğe yoğunlaşsak. Neyse bu durumu, hocaya çıtlatıyorum, haklısın diyor, ancak süre kısıtlı ve öğrenci çok, çıkamayız işin içinden, keşke ders saatleri çoğalsa, uyduruk dersler kaldırılsa… Yani bizim hoca da, fizik ve kimyaya karşı, ama elinden bir şey gelmiyor. Müfredat deyip, geçiştiriyor. Zaten öğrenim hayatımız, kopya çekerek, okulu asarak, tuvaletlere doluşup sigara içerek, beden dersinden, terleriz diye kaçarak, müzikten flüt kırıldı, kayboldu yalanına sığınarak (İbrahim Tatlıses’in, neden benim oğlumun flütü yok diye, içki masasında kahır çekmesi boşuna değil), zorunlu resim dersinde kaynatarak, şimdi kaldırılan milli güvenlik dersinde, emekli albayla, askercilik oynayarak geçerdi. Karma okulduk, kızlı-erkekli idik, bizim eleman, erkek öğrencileri er ve erbaş, kızları subay yapardı, absürt idi, harbiden…

 

EYY BİYOLOJİ

 

Kimya, fizik ve matematik derslerinin zorunlu olmasını, biz öğrenciler istemedik, zaten bize soran da olmadı, eski vali bey diyordu ya, şimdi okullu olduk, sınıfları doldurduk diye, tepeleme doldurdular bizi sınıflara, söz hakkı pek vermediler, anlamamızı değil, ezberlememizi istediler, kafa yormamızı değil, sürüye katılmamızı arzuladılar. Kara tahta şahidimizdir. Bu arada unutmadan, biyoloji nasıl kurtuldu, azardan ve reisi cumhurun hışmından, Allah Allah, çok şanslısın, eyy biyoloji…

 

Lafı gelmişken söyleyelim, şu yalan dünyada, din ve mezhep savaşları olmadı hiç, insanlar, felsefe yüzünden çatıştı, radikal kimyacılar, köktenci fizikçiler, kıyasıya kapıştı. Parabol var örneğin matematikte, kesinlikle yanlış yazılmış, bol paradır bunun gerçeği, kapitalizmin de simgesidir, ya ya… Misal eşitsizlikler var, neoliberalizm ve vahşi kapitalizmin dayanağı bu değilse, sorarım sizce nedir? Hayat, elbette matematiktir, çok sinsi ve çok tehlikelidir, başımıza ne bela geliyorsa, sebebi odur, illettir, kaçmak gerekir. Bana kalırsa, yasadışı örgüt üyesi bile olabilir, illegal yollara sapabilir. Binom açılımı, Lineer, integral, matris, Kartezyen, trigonometri, aboooo, resmen şifre de kullanıyor, örgüt üyelerine mesaj iletiyor. Asal ve ardışık sayılar aşkına, çember giderek daralıyor, bu denklemden nasıl çıkarız, zor, çok zor, sonuçta havuz problemi gibi bir şey… Yanıtı biliyorsunuz, çözümün farkındasınız, o zaman adını koyalım, hayır, hayır, Obeb ve Okek değil bunun cevabı, elbette zorunlu din dersi, ne sandınız?

 

Benim peder mühendis, gazeteci olmamı hiç istemedi, birlikte çarpım tablosu üzerinde çalışırken bile fende kal, bilim iyidir derdi, lakin hain edebiyat aklımı çeldi, ne yazık ki… Vektör, moment, magnetizma, dinamik, elektrostatik, bunlar ne işimize yarayacak diye bilmiş bilmiş tartışırdık aramızda, fizik konusunda, karşı cinsin fiziği dışında, herhangi bir algımız yoktu. Isı ve sıcaklık, elektrik akımı, kimyasal tepkimeler… Keşke hayatı öğretselerdi, bak bunlar, aşkın da tarifidir gençler deselerdi, demediler. Fiziğin güzel, kimyamız da uyuştu diye dalga geçerdik, şakanın altında, gerçeklik yatardı, kızlar önce utanırdı, sonra beraber gülüşürdük, kendi kendimize öğrendik yani, alımız al, morumuz mor.

 

5 Ekim 2014 / Evrensel