ALPER TURGUT

 

Yabancı dizi tiryakisi güzel kardeşlerim, bana katılır mısınız bilemem, lakin canımız ciğerimiz dizimiz Narcos ara verdi ya… Hah! Haliyle devamında boşluk hissi geldi, ne edeceğiz şimdi biz derken, sekizer bölümlük Stranger Things ve The Night Of, resmen imdadımıza yetişti. Aslında bir kedi sevdalısı olarak, The Night Of’u da yazmak isterim, neyse artık bir sonraki sayıya… Ve Gollumumuzun efendisi, pek kıymetlimisss Yüssük, pardon Narcos geri döndü, ikinci sezon başladı nihayet!

 

Şimdi Pablo Escobar denen pek ünlü adam, salt en bildik uyuşturucu baronu, tereddütsüz kötü ve azılı katil değil, herif, bildiğiniz efsane, ülkesi Kolombiya’da ise bir anti-kahraman… Fakirler, yardımseverliğini görmüş ve harbiden çok sevmiş, zenginler desen, düşmanı değil, dostu olmaya didinmiş, siyasetçiler, muazzam gücün etkisiyle sersemlemiş, kapısına dizilmiş, güvenlik güçleri, bol mangırı görünce, biat etmekten asla çekinmemiş. Eee biricik suçlu, gencecik yaşında, Medellin Karteli’nde bir imparatorluk kuran Pablo mu yani? Tek başına mı yapmış her şeyi, ezbere eğitimin yan etkileri işte, koşullar, zorunluluklar, yancılar, yardakçılar ve çıkarlar, hep es geçilir.

 

Pablo Escobar’ın büyüsünden, unutulmaz öyküsünden, elbette sinema ve televizyon da kaçamadı, kaçamazdı. Hakkında, belgesel, film, dizi, çekildi, çekilecek. Elbette en afilisi, “İki Escobar” adlı belgeseldi, müthiş bir işçilikti, hakkı teslim edildi ve İstanbul Film Festivali’ndeki hıncahınç gösteriminin ardından, ayakta bir alkış tufanı koptu. Sıkı işler çıkartan Netflix’in Narcos’u ise, yitik efsaneyi, yine ve yeniden fenomen yaptı, hiç kuşkusuz.

 

Narcos’un, çekim tekniğine, sesine, rengine, sinematografisine, oyuncularına ve elbette harika müziğine laf etmek, bize yakışmaz. İspanyolca desen, sanki fıkır fıkır, coşturan, yani kısaca etkileyici şarkılar söylenmesi için yaratılmış bir dil, kadife eldiven takmış gibi, kulak okşuyor resmen. Dizinin en önemli derdi, senaryosu, hem kopukluklar ve aksaklıklar var, hem kontrolsüz hızlanmak yaramamış, hem de çok tarafgir. ABD’nin gözünden görülen Escobar yerine, Kolombiyalıların yüreğinden geçen Pablo, enfes bir proje olurdu, şüphesiz. Final zaten belli, ne demeye koşturuyorsunuz, en az beş sezon sürebilecek malzemeyi, hangi akla hizmetle, tek sezonda harcıyorsunuz? Pablo değil ha, siz kendi ayağınıza sıkmışsınız, demedi demeyin, tam da bu yüzden, birçok küfür yediniz, bunu da bilin.

 

Geçenlerde Escobar: Kayıp Cennet (2014) adlı bir film seyrettim, deyim yerindeyse tırt bir şeydi, ayakları yere basmayan, karikatürize bir canavar yaratmışlar, bir çuval incirin içine etmişler. Oscar ödüllü, sevdiğimiz aktör, Porto Rikolu Benicio Del Toro, Escobar rolündeydi, böylesi bir yetenek bile, dikiş tutturamamıştı, ne yazık ki. Oysa Brezilyalı Wagner Moura (Özel Tim ve Özel Tim 2 filmlerinde, aklımızın köşesine yazılmıştı adı) , Narcos’ta, 30 kilo almış Pablo rolü için, resmen destan yazıyor. Pantolonunu çekişi, duruşu, bakışı, konuşması, vesaire vesaire… Hani kazara Escobar gelse, sen benden daha iyi, ben olmuşsun der, tekrar geriye dönerdi, aynen öyle. Tıpkı Bruno Ganz ustanın, Çöküş filminde, Hitler’e dönüşmesi gibi, o hesap.

 

Efendim, Sihirbazın (lakaplarından biri) etkin olduğu 1970’ler ve 1980’lerde, Kolombiya’da, tehdit çok ve tehlike büyükmüş, özetle yaşanmaz bir yermiş diyor ahali, sanki 2016’da Türkiye’de, her şey normal, huzur, refah, güvenlik o biçim. Bomba patlamazsa şayet, darbe girişimi oluyor, baskın, katliam, her türlü melanet yakamıza yapışmış, hala bik bik peşinde bağzı arkadaşlar, her neyse… 44 yıllık ömründe yapmadığı kalmamış, adam neredeyse ergenken, racon kesmeye başlamış, henüz 26 yaşındayken ABD’deki uyuşturucu trafiğinin beşte dördünü ele geçirmiş, sonra dünyanın en zengin dokuzuncu insanı olmuş, memleketinde meclise girmiş. Tarlalara gömdükleri paranın ne kadar olduğunu geçin, defnettikleri dolarları bile unutmuş. Kızı üşümesin diye, milyon dolar yakmış şöminede, yani elemanın, hayatında gördüğü yegâne kâğıt, neredeyse paraymış, yani o kadar.

 

Meclis, siyaset demişken, şöyle bir diyalog geldi aklıma; Pablo: Siyasetçilerle buluşmaya gidiyorsun, haydutlarla değil! -İkisi aynı şey değil mi patron? Pablo: Siyasetçiler daha çabuk korkar. Tabanca alsanız yeter. Politikacıları da çözmüş hınzır, oh ne ala! Birde dizide, halkını seven ve onlar tarafından sevilen adam, hangi ara ve ne tür bir hızla dostlarını gözünü kırpmadan öldürten manyağa dönüştü, nedenlerini açıklamazsan, tane tane anlatmazsan, bu kamyon deviren keskin dönüşü de, kazaya sebebiyetten senin hanene yazarlar, hiç acımadan.

 

Umarım, ikinci sezonda, hatasıyla, sevabıyla sevdiğimiz dizimiz, eksik ve gediklerin farkına varmış ve toparlamıştır. Yoksa başyapıt dediğimiz işlerde bile, ararsan tonla hata ve yanlış bulursun. Misal bir trafik polisi, seni durdursun, ceza kesmek isterse, kurtuluşun olmaz, istediğin kadar tedbirli ol, kesinlikle yetmez.

 

Dünya tuhaf bir yerdir, Pablo Escobar, elbette kötüdür, imrenilecek, yolundan gidilecek bir insan değildir, ancak ondan daha kötü olan insanlar, yasal kılıf altında, zehri zerk edip durur, küresel sermayenin koruması altında semirir. Emperyalist ve kapitalistlerden daha tehlikelisi yoktur, Escobar gibileri, zirveyi de, en dibi de görebilir, lakin sonu bellidir, ya tepe tepe kullanılır, ya çemberi daraltılır, haliyle günü gelince de fişi çekilir. Kolombiya’da, onu hala kurtarıcı olarak görenler var, elbette çoğu fakir, çünkü zenginler, çoktan yeni dostlar bulmuştur bile.