Arabesk ile aram hiç iyi olmadı, Müslüm Gürses ile tanışıklığım ise biraderlerim sayesindeydi, onlar dinlerdi, bana da kulak misafiri olmak kalırdı. Bundan 20 yıl evvel, bir Gülhane konserinde ilk kez gördüm onu, ilginçtir, onu değil, hayranlarını takip etmek için oradaydım. Taşkın bir grup, konser öncesinde olay çıkartmıştı, zil zurna sarhoştular, ot çekiyor, şaka maka değil, resmen jiletliyorlardı kendilerini… Kan, gözyaşı, itiş kakış, haykırış, feryat figan… Müslüm Gürses’e bakıyorum, görülebilecek en sakin, en mütevazı adam, hayranlarına bakıyorum, çoğu fakir, yaralı, coşkun, isyankar, kaderci, deli, zırdeli… Cehennemin kapılarını kırıp gelmiş gibiydiler. Bir bilgenin hüznünü taşıyordu belki, boş başak dik durur ya hani, onun başı eğikti, anlayışlı ve hoşgörülü idi karşısındakini dinlerken… Sonra Müslüm Gürses, şarkılarını söyledi, içten, samimi ve yanık sesiyle, arada da yapmayın, etmeyin, sakin olun çocuklar dedi, bunlar o konuştukça uysallaşıyor, sonra yine deliriyorlardı. Konser sürüyordu, parkı dolaşmaya karar verdim, arka taraflarda içki alemi sürüyordu, beni de davet ettiler, eyvallah dedim. Paylaşmasını biliyorlardı, ‘kenar mahalle’ insanları, ortada kibir yoktu, ego yoktu, zengin yoktu, sosyetik tip yoktu, henüz. Kanlı gömleklerini çıkartmış, beyaz fanilaları ile çıldıran bir topluluk… Harbiden değişik bir deneyim idi. Sanki o, ruhu huzur bulmayanlara gönderilmiş gibiydi. Şimdi Müslüm Baba’ları gitti ve o zaptı zor delikanlılar, yetim kalmış gibi hissedecekler, ben en çok onlara üzüldüm.