ALPER TURGUT

 

“John Carter: İki Dünya Arasında” (John Carter) filmini izleyince aklıma geçen hafta gösterime giren bizim yerli işi “Sen Kimsin?” geldi, o da her şeyden katmıştı hikayesine, resmen çorba gibi olmuştu.

 

Şimdi şöyle başlayalım; İndiana Jones vari bir kovboy, pardon eski süvari yüzbaşısı, öfkeli Apaçilerden kaçarken kurşunla öldürülebilen bir ölümsüz Titan’a yakalanırsa, Mars kapısı açılır ve kendini Yıldız Savaşları ile Avatar karması bir ortamda bulur. Mars’ı kurtarmak elbette, kahramanız ‘Cesur Yürek’ İskoçyalı William Wallace’a kalmıştır. Sonra aşk, geçmişe dair yaraları kapatır. Dostluklar pekişir, düşmana karşı birleşilir. İsterseniz daha da uzatabilirim lakin buraya kadar ne anladığınızı merak ettim. Evet, 250 milyon dolar bütçeli ve son zamanların en çok beklenen bilimkurgu filmi John Carter, tuhaf görünümlü ve elbette klişe dahil hemen her şeyin karıştırıldığı kokteylin adı olsa gerek. Esinlenmeyi anlarım ama benim izlediğim 132 dakikalık üç boyutlu absürt bir kolaj idi. Görsele lafım yok, üstelik ne yalan söyleyeyim ayrıntıların çokluğu karşısında eğlendim bile.

 

Yönetmen ve senarist Andrew Stanton, animasyon denince akla gelen ilk isimlerden biri. Onun 2008’de En İyi Animasyon filmi dalında Akademi Ödülü ve Altın Küre Ödülü kazanan WALL-E’yi yazmış ve yönetmişti. İlk filmi güzelim “Kayıp Balık Nemo” ise animasyon dalında Oscar’ı kapmıştı. Stanton, “Oyuncak Hikayesi”, “Bir Böceğin Yaşamı”, “Oyuncak Hikayesi 2 “, “Sevimli Canavarlar”, “Ratatouille” ve “Yukarı Bak” filmlerine de katkı yaptı, muhteşem işler başaran ekipte yer aldı. İşte Kayıp Balık Nemo ve WALL-E gibi iki unutulmaz yapımın yönetmenlik koltuğunda oturan Stanton’un, üçüncü filmi John Carter’dan beklentimiz büyüktü. Ancak çıta bu kez düştü. Efekte abanan, oradan buradan otlanan çevrecilik mesajı da veren bu film, yine de seyredilir, aksiyondan, yaratılan egzotik ortamdan keyif bile alınır. Ancak bilimkurgu kültü olması çok zor, belirtelim.

 

Efsanevi ormanlar kralı Tarzan’ın yaratıcısı Edgar Rice Burroughs (1875-1950), Amerikan İç Savaşı’nda yer alan babası binbaşı George Tyler Burroughs’tan hikayelerini dinleyerek ve ondan etkilenerek bir süvarinin sürüklediği “A Princess Of Mars” adlı bir bilimkurgu romanı yazdı. İşte John Carter böyle doğdu. Bu kitaptan uyarlanan senaryoyu, yönetmen Andrew Stanton ve Mark Andrews kaleme aldı. Burrougs’ın kitabı burada bitmiyor, bu 11 kitaplık bir seri, anlaşılacağı üzere (gişe başarısı da neredeyse garanti) Tarzan kadar tanınmış olmasa da tam 95 yıl önce okuyucu ile buluşan kahramanımız John Carter, Mars’ta maceradan maceraya koşacak. Sıra takip edilirse, sonraki bölümün adı Mars’ın Tanrıları, ardından da Mars’ın Savaş Lordları gelir. Andrew Stanton, yine animasyona dönse, diğer John Carter serüvenlerini de başka bir yönetmen çekse keşke. Bak bu ne güzel olur.

 

Filmin geniş oyuncu kadrosunda öne çıkan isimler ise Taylor Kitsch, Lynn Collins, Samantha Morton, Mark Strong, Claran Hinds, Dominic West, James Purefoy, Daryl Sabara, Polly Walker, Bryan Cranston, Thomas Hayden Church ve Willem Dafoe… Oyunculuklar karikatürize, yönetmen animasyon kökenli olunca yaratıklar resmen daha iyi performans sergilemiş, hem dünyalı hem de Mars’lı insanlardan…