ALPER TURGUT

 

Tam, artık sinemaya dair bir şeyler yazayım, memleket sinemasında, uzun metraj kurmaca ne durumda, tane tane anlatayım diyorum. Hayda, gündelik hayatın kurgusu, beyazperdeye resmen rahmet okutuyor. Meczup ve zalim senaristler, yerli işi yapımlar için kalem oynatanlardan daha katmanlı, daha akılda kalıcı, haliyle tokatlayıcı metinler yazıyorlar. Üstelik kast dertleri yok, aktör ve aktris şımarıklığı da yok, başroller çoktan kapılmış, yan roller ve figüranlar sürekli değişiyor. Özetle; sırası gelen, gönüllü oluyor, çıkıp oynuyor, pardon döktürüyor. Hem kırmızı boya da şart değil, zaten oluk oluk kan akıyor, görüntü gerçek, tür belgesel, oysa her şey, tam tekmil kurmaca. Bu absürt eseri çekenlerin ise keyfi gayet yerinde, onlara dokunan yok, hesap vermek yok, sorumluluk zaten hiç yok!

 

Siyaset dışında da, tuhaflıkta üstümüze kimseyi tanımayız. Hayvan hakları derneği kurup, açılışında kurban kesilmesi, daha önceki gün uyuşturucuyla mücadele eden bir derneğin başkanının, 70 kilo esrar ile yakalanması ve dahası… Bu ülkede trajikomedi, eşantiyon ürün gibi, ne yaparsan yap, yanında kakalıyorlar işte. Bu satırları yazarken, bir haberde pişmiş kelle gibi sırıtan bir elemanın fotoğrafını gördüm. Herif, FETÖ operasyonunda yakalanmış, neredeyse mutluluktan uçacak, belki inandığım şey, beni mesut ediyor, bir meczuba biat etmek, hoşuma gidiyor diyordur, inanın bilmiyorum. Lakin bu sırıtık arkadaş, bir bilim insanı ve NASA’da görev almış. Sürekli ağlayan ve ne dediği tam olarak anlaşılmayan emekli vaize, bol yıldızlı paşalar nasıl kandı diye kafa patlatan dostlar, buyursunlar buradan yaksınlar. Bakın maşa, masa demiyorum, NASA diyorum. Hımmm cin-ecinni departmanı yetmemiş olsa gerek, gözü, harbi harbi fezaya dikmişler, ya uzaylılara da okul açacaklar, ya da Türkçe Olimpiyatları’na çağıracaklar, durum vahim.

 

Önümüz Eylül, Adana, Edirne sırasıyla film festivalleri gelse de, azıcık gerçek hayattan kopabilsek. Televizyonlarda itirafçılar, gazetelerde muhbirler, çürümenin, erimenin, çöküntünün, yozlaşmanın, neredeyse matah bir şey olduğunu aşılayacaklar, akılları sıra, kandırıldık masallarının arasında… Oysa bağır çağır bir dekadans bu, devletin ve biat edenlerin iliklerine dek işlemiş. Sinema demişken, Kurtlar Vadisi Darbe filminin adının, Mayıs’ta tecil edilmesi, soruşturma konusu değilse, harbiden nedir? Malum oldu, valla tahmin, attık tuttu, salladık hedefi vurdu gibi bir açıklama, kabul edilmez, kimseyi de tatmin etmez, değil mi?

 

Şimdi bir kısım zevat çıkmış, diğer cemaatlerin günahı yok, onlar, devletinin ve milletinin yanında diye bik bik ediyorlar. Eee sonuç? Bırakın dini, mezhebi, kendi tarikatını her şeyden öte gören, bilimi, fenni, uzmanlaşmayı ve ustalaşmayı değil, silsileyi rehber edinen, anasından babasından çok şeyhini önemseyen örgütlenmelere, kapıları ardına dek açmak, onlara kritik alanlarda görevlendirmek, devletin anahtarını teslim etmek, vicdanı es geçtim, akıl ve mantık ile açıklanabilir mi?

 

Bakıyorum dünyevi değil, uhrevi hayatın temsilcisi iddiasında olanların görüntülerine; son model, pahalı ve haliyle yabancı arabalara kurulmuş yaşlıca şeyhler, peşlerinde koşuştururken bile, el pençe divan durmaya çabalayan, yoksul müritler… Bir sonraki sahne, emekleyerek şeyhinin dibine yaklaşan, şanslı bir adam, biat ve itaat ötesi, kula kulluk ediyor, resmen tapınıyor. Ardından başka bir enstantane, havalimanında yüzlerce insan, Umre dönüşü, şeyhini bağırlarına basıyor. Sevabı kazanan o, sizler fakirsiniz, hadi ben çok gittim Hacca, alın parayı, sıra sizde diyor mu? Elbette hayır! Arkadaş, bir yakınınız gelse, karşılamaya gitmezsiniz, üşengeçlik belirir, miskinlik baskın çıkar. Yıllardır bozulmayan ezber, tüm memleketi sokarken karanlığa, harbiden biz bu kafayla, nasıl çıkacağız aydınlığa?

 

Onlarca yıldır, vatan, millet, Sakarya, ecdat, bayrak, vatan, devlet, din, din, din… Şimdilerde de istikrar ve kandırıldık. İşte böyle idare ve sevk edildi bu memleket. Kelimelere hapsedildi koca yurt, büyük sözcükler, esir aldı halklarımızı, kutsal bellenen her şey, kendi çıkar gruplarını oluşturdu. Üstelik yüzeysel ve bomboştu çoğu şey, naiflik yoktu, derinlik yoktu, tasavvuf yoktu, maneviyat adı altında, maddiyat ilişkileri, bir de kendi aralarındaki bitmek tükenmek bilmeyen çelişkileri… Yani gaz, gaz, gaz, gaz, bir de ya ağlayan, ya da bağıran adamlar, avaz avaz.

 

Darbe girişiminin ardından tutuklanan Genelkurmay Personel Başkanı Korgeneral İlhan Talu adına kayıtlı Ankara’da 17 katlı on, 18 katlı üç, 25 katlı beş betonarme apartman ve arsa bulunduğu belirlenmiş. Toplayınca 18 apartman, 349 da kat ediyor. Varın bir devlet memurunun daire sayısını ve tüm bu evlerin ederini siz hesaplayın. “Parsel parsel sattın cemaate Ankara’yı” deniyordu ya hani, misal öğretmenleri gözaltına ve açığa almaktan fırsat bulunamadı mı buna hala?  Şu ana dek, göz yumuldukça devletleşen cemaate ait 62 bin 317 adet gayrimenkul olduğu belirlenmiş, bu mülklerin 4 bin 548’i de kamu envanterine geçirilmiş. Yani neymiş? Dinden nemalananlar için, dua değil, para, güç ve iktidar arzusu demekmiş.

 

Sonra Gaziantep’ten bir video düşüyor önüme, Uzak Doğu’lu turistleri kovalıyor birileri, tekbir getiriyor, Müslümanları Hristiyan yapmanıza izin vermeyeceğiz diye tepki gösteriyorlar. Başka bir dinden veya dinsiz olabilecekleri akılarına bile gelmiyor. Konukseverlik zaten sizlere ömür… Hani Kadıköy’de kilisenin kapısına yakan meczubun, İsrail’i protesto ettim demesi gibi, saçmalığın daniskası işte. Tüm yabancılar misyoner, bütün yerliler hain, herkes kendine devlet olmuş, başkasına pencereleri kapatmış. Kafalar desen boş kazan gibi, tın tınnn…

 

Hah! Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin bugün başına gelen ‘birçok şeyin’, Suriye politikası sonucu olduğunu söylüyor. Nerede o arkadaşlar, Suriye’yi bataklığa çevirmeyin, emperyalist planlara hizmet etmeyin, iç savaş denen büyük katliama destek vermeyin dedik diye, bizlere ‘hain’ yaftasını uygun görenler, hani neredeler?  Yetmezmiş gibi Çin de katılıyormuş, Suriye’de sahnelenen insanlık dışı oyuna… Vay! Klavye komandoları, yeni bir cephe açıldı sizlere, artık Pekin’de de namaz kılacağız dersiniz, nasılsa her şey mubah, yüzsüzlük ve kullanışlı aptallık var oldukça…