ALPER TURGUT

 

“Vecide” (Wadjda), Suudi Arabistan’ın ilk kadın yönetmeni Haifaa Al-Mansour’un çektiği, bir kız çocuğunun gözünden, şeriat ülkesinde kadın olmayı anlatan bir seyirlik. Hani bilmediğimiz şeyler de değil, memleketimizde siyasal İslam giderek güçleniyor, gönüllüler dışında, işinden, aşından olmak istemeyenler de muhafazakâr dalgaya kapılıyor. Neyse… Dilimize iyice doladığımız kızlı, erkekli mevzularını, ders kitaplarına dek düşen, kocanıza kurban olacaksınız saçmalığını, yani muhafazakar Yeni Türkiye heveslilerinin çoğaldığı ülkemizi bırakıp, İslam coğrafyasına geçelim, çünkü orada kadın olmak, yasaklarla yaşamak anlamına geliyor. Özgürlüklerin ihlalini, sevap, kadının hür iradesini ise günah sayan ve böylesi bir yakıcı gerçeği kurgulayan filmleri, daha önce de seyrettik, kâh İran’dan, kâh Afganistan’dan… Ancak bu film, her şeyden öte umudu anlatıyor, sürünün içerisinde kara koyunların da olduğunu, resmen koca bir hapishaneye dönüşmüş, kadın sesinin, bir erkeğe ulaşmasının bile ayıplandığı bir ülkede, inadına özgürlük isteyenlerin varlığını ve sessiz isyanını haykırıyor.

 

Güzel bir film Vecide, 10 yaşındaki bir kız çocuğunun, bisiklete binme ve erkek akranlarıyla yarışma hayali kadar güzel! Başrollerini Waad Mohammed, Reem Abdullah, Abdullrahman Al Gohani, Sultan Al Assaf’ın sırtladığı film, festival festival dolaştı ve birçok ödül kazandı. Sinemanın olmadığı, film seyretmenin günah sayıldığı bir ülkede, pelikülün peşine düşen kadınların varlığı, işte bunun adı umuttur. Riyad’ın kenar mahallerinde yaşayan Vecide, muhafazakâr yapıya, ters düşmekten sakınmaz. Baskıcı, tutucu, boğan, kısıtlayan çevrisine ve okuluna rağmen, eğlenmeyi sever, savaşçı bir ruhu vardır ve ezberi bozmaya didinir. Sürekli sınırlarını zorlar, dikte edileni kabul etmez, yüreğine ve aklına uyanın peşine düşer.

 

Şimdi yeri gelmişken söyleyelim, elbette klişeler de eser miktarda mevcut, lakin klişesiz ne bir film vardır, ne de gündelik hayat… Kimi oyunculukların sallandığı yerler de mevcut, varsın olsun, nihayetinde bu bir ilk film, üstelik finaliyle, ufak tefek aksamaları da unutturmasını biliyor. Bir ülke düşünün, film çekmek kadar, göstermek de yasak ve bir kadın kalkıp, gizli gizli film çekiyor, hakkını verelim, bu azme ancak şapka çıkartılır. Suudi Arabistan’ın bazı kentlerinin, görece daha özgür olması, uzun yılların ardından, erkeklere ve çocuklara film gösterilmesi, yasaklar ülkesinin gerçekliğini pek sarsmıyor, ancak geçenlerde okuduğum, sinema salonlarının açılacağına dair haber, artık toplumun, özellikle bir bölümünün, ezber bozmak istediğinin müjdesi gibi, bunu da belirteyim.

 

Okulda yasak olduğu için, spor ayakkabısını, siyaha boyayan, bisiklet alabilmek için, Kuran okuma yarışmasına katılmayı göze alan, yabancı müzik dinleyen, saçını tamamen örtmek istemeyen, erkek çocukla arkadaşlık eden, yani yasak ve günah diye belletilen ne varsa, peşinen kabul etmeyen küçük kahramanımızın öyküsü, okuldaki yaşıtları, kendinden büyük öğrenciler, öğretmenler, komşular ve ailesi üzerinden, din adına yapılmış çarpıtmaları ve köle edilmiş kadınları dillendirmeyi başarıyor. Küçük bir hikaye bu, basit, sade, çocukça ve safça… İnanç varsa, ideal de vardır, zulüm edenler varsa, karşı koyanlar da vardır, baskı varsa, isyan da vardır. Ve gayret edenler, mücadeleyi sürdürenler, günün birinde kazanır. Sonuçta hüzünlü, trajik, ağdalı bir öykü yaratmak yerine, içinde neşe ve umut barındıran bir film çekmek, bisiklete binip, sürmek gibi bir şey.