ALPER TURGUT

 

Kısa film, yanlış oyuncu seçimiyle, upuzun bir çileye dönüşebilir, rahatlıkla… Yönetmen arkadaşların işi hayli zor, çünkü filmi çekmek kadar, oyuncu ve oyuncuları yönetmek de var, bu meselenin özünde… Eskide kaldı o salon filmleri, bildik jönler, Klark çekmeler, kasıntı kasıntı yürümeler. Dublaj ile çözülüyordu sorun, oyuncu ağzını oynatsa yetiyordu, şimdi ses, mimik, jest, bakış, duruş, tutku, ruh, enerji… Hepsini bir araya getirmek ve doğru seçimle yerleştirmek, öyle kolay şey değil, hiç ama hiç değil!

 

Türkiye’de film platoları kurabilir miyiz diye yoklamak için, yıllar önce Hollywood’dan yapımcılar gelmişti, onlarla söyleşi yapmıştım. Bir yıldız nasıl doğuyor diye sormuştum. Güzellik yetmez demişlerdi, boy, pos, endam da kâfi gelmez. Işık olmalı aktör ve aktris de, parıl parıl parlamalı ki, beyazperdede gözümüzü alabilsin, yıldız olabilsin. Marilyn Monroe veya Türkan Şoray örneği gibi, nasıl da doldururlar perdeyi, evet, yeteneğinden önce gelir, bazılarının ışığı… Kabiliyet gösterisi daha ziyade, karakter oyuncularına, başrolleri besleyen yardımcı oyunculuklara kalır, onlar, yıldızı besler, daha da cazibeli ve albenili olsun diyerek. Hah! Büyük oynamak, tirat atmak, bağır bağır bağırmak, rol çalmak, tiyatroya özgü şeylerdir, karıştırılmasın ve ıskalanmasın. Sinema, gündelik hayat gibidir, böyle coşkun, taşkın ve haliyle şaşkın tipleri, yolda görsek, deli der geçeriz. Minimal, inandırabilen, seyirciyle bağ kurabilen, duyguyu yeterli ölçüde verebilen, gerektiği yerde, gerektiği kadar oynayan, doğaçlaması, senaryonun bütünlüğünü ve filmin akışı bozmayan, hatta yapıtta yaşayan, karakterine dönüşebilen, rolle bütünleşebilen aktör ve aktrisler, her yönetmenin rüyasıdır. İşte birliktelik böyle doğar, fetiş oyuncular, vazgeçilmez olurlar.

 

Elbette, buraya dek yazdıklarım, uzun metraj kurmaca için, daha geçerli… Kısa filmlerin neredeyse yüzde 80’i, öğrenci işidir, bizim memlekette… Genç arkadaşlar, yıldız peşine düşmesinler, şimdilik. Zamanla o da olur, ancak bizim önceliğimiz, oyuncu bulabilmek. Okulun en güzel kızını, mahallenin en yakışıklı delikanlısını filminizde oynatmak, yapıtı kotarmaya yetmez. Komik duruma düşmek, ya dostum, ne gereği vardı demek gibi tepkiler alabilirsiniz. Aile üyelerine dadanmak, arkadaş listesini filme katmak da yapılan hatalardan en öne çıkanları olsa gerek. Senaryoyu, oynatacağınız insanı düşünerek yazdıysanız, sorun yok, zaten rol onun, doğrusu ve yanlışıyla… Evet, filmlerin ve TV dizilerinin en büyük handikaplarındandır, hatalı kast. Bazen bununla şu yer değiştirse daha iyi olurmuş dersiniz, kuşkusuz haklısınız. Çünkü ikisi de sırıtmaktadır, belki sırtladıkları karakteri, değiştirerek yeniden yüklenseler, film bambaşka bir mecraya sürüklenmiş olmayacaktı. Mizaç denen bir şey var, herkesten mafya babası, herkesten komedyen, herkesten şarkıcı olmaz, olamaz. Sonra saça, başa da dikkat etmek gerekir. Elinizde makyaj ustaları yok, pudrayla, perukla genç birini ihtiyar gibi göstermek, bizleri, gülünç bir tabloyla karşı karşıya bırakabilir.

 

Aktrisler, sete gitmek için, yönetmenlerin yatak odasından geçerler gibi klişe uzun metraj geyiğini de geçelim, hem daha masumdur kısa film, belki açılmak istediği kıza, bir rol yazabilir delikanlı, ne diyelim kısmet. Şakası bir yana, gerçekten kalifiye oyuncu bulmak, zor zanaat. Hele günümüzde, maddiyatın, sanatın önüne geçtiği koşullarda, filminize tanınmış bir oyuncuyu katmak, bir bedel gerektirir. Hatır gönül ilişkileri de bir yere kadardır, zaten çoğu ünlüye ulaşamazsınız bile, menajerleri devrededir. Yani başbakana ulaşmak, meşhur aktöre ulaşmaktan kolaydır. Şansınız yine de var, parlamak isteyen, projelere balıklama atlayan, evde keşfedilmeyi bekleyen, pek çok insan var, hatta bir bölümü eğitimli, bu işin kursuna gitmiş, okulunda okumuş, ama olmamış, talih kuşunu arıyor işte. Özetle; günümüzde herkes ya futbolcu olmak istiyor, ya da oyuncu, bu gerçeğin ışığında, harekete geçmenin tam zamanı, hepinize kolaylıklar.