ALPER TURGUT

 

İstanbul’un karanlık yüzü ve yoksun, yoksul insanlar… “Hayat Var”, insanı diken üstünde tutan, huzursuz ve huysuz bir yapıt. İzlenmeye değer. “A Ay”, “Kaç Para Kaç”, “Korkuyorum Anne”, “Beş Vakit” derken filmlerini iple çeker olduğumuz senarist-yönetmen Reha Erdem’in son eseri Hayat Var, nihayet gösterime giriyor. Filmin görüntü yönetmenliğini Florent Herry üstlendi, müzikler ise arabeskin kralı Orhan Gencebay’a ait. Hayat Var’ın başrol elbisesini, boyundan büyük bir iş kotaran çocuk oyuncu Elit İşcan giydi. Erdal Beşikçioğlu, Levend Yılmaz, Banu Fotocan, Handan Karaadam, Nebil Sayın, Erhan Tekin ve Metin Yıldırım da filmin öne çıkan diğer oyuncuları…

“Hayat Var”, eyvallah… Peki, bu filmde tam tekmil kasavet, rahatsızlık hissi ve kavruk bir yapı yok mu? Gürültü kirliliği uzmanı İstanbul’a, nefes darlığı çeken yatalak dedenin hırıltısıyla kadın olma heveslisi küçük kızımızın çıkardığı mırıltı da eşlik ediyor. Hiç şüpheniz olmasın, tüm bu cazırtı kulaklarınızı çınlatacak, rahat koltuklarınızda otururken karabasan etkisi yaratacak. Film, her haliyle yaralı ve üstelik kendisine ve karşısındakine zararlı karakterlerle dolu… Kayığıyla gemicilere fahişe pazarlayan mutsuzluk timsali eşcinsel bir baba, öksürük nöbetleri arasında üçkâğıtçılıkla iştigal eden zavallı bir dede, evlat ayrımı yapan samimiyetsiz bir anne, bir kaşık suda boğulmaya layık tacizci bakkal amca, yırtıcı bir kuş misali avını gözleyen lezbiyen komşu teyze, bir erkeğe olan aşkından meczuba dönüşen bir adam… Yahu koskoca İstanbul’da bir tane normal insan kalmadı mı? Hemen hemen herkesin ister istemez tepeden tırnağa kötülüğe belendiği tekinsiz kenti karşıma alıp, “Korkuyorum Reha” diye haykırmak geliyor içimden. Şakası bir yana ve her ne kadar katlanması zor olsa da, Reha Erdem’in “Hayat Var”ı izlenmeye değer bir seyirlik.

 

HAYAT’A DAİR…

 

Hayat Var, görece kadınların yanında saf tutan bir yapım. Film, görsellik dersinden de sınıfını geçiyor. Mutlu, umutlu arabesk bir final ise yukarıda dile getirdiğimiz üzere film boyunca peşinizi bırakmayan rahatsızlık hissini bir anda dağıtmayı başarıyor. Ancak peşin peşin söyleyelim; Hayat Var, sinemaya ağlamak, gülmek ve eğlenmek için giden genel izleyiciye göre bir film değil. 7. Sanat tutkunları, zihin jimnastiğini sevenler ve sinema salonunda tokat yemek isteyenler… Mesajı aldıysanız; Hayat Var, sizin için ideal bir seçim.

Bu öykü, küçük kahramanımız Hayat’a (14) dair… O, Göksu Deresi’nin kıyısındaki vahşi bir cazibesi de olan harabe bir yuvada büyümeye çabalar. Bakıma muhtaç dedesi ve evin rızkı için balıkçılık dışında yasadışı işlere de yönelen babasıyla… Acımasız dünyadaki korunağı derme çatma ahşap kulübesinde, boğazın diğer yakasındaki okulunda ve aklınıza gelebilecek her yerde yalnızdır bu çocuk. Hayat’ı, -içimiz cız ederek- kâh iskelede eve dönmek için büyük bir sabırla babasını beklerken kâh metruk arsada garibim horozu tekmelerken yakalarız. Fenerbahçe aşığı delikanlı çırak ile ağaçlara tırmanmadığı vakitlerde bakkal amcayla tehlikeli oyunlar oynayan Hayat’ın yakınlaşması ise kaçınılmazdır. Kadere inat, yaşama dört elle sarılmıştır Hayat…

 

BİR NUMARALI HALK DÜŞMANI

 

“Ölümcül İçgüdü” (L’instinct de mort) ise Fransa ve Kanada’da “bir numaralı halk düşmanı” ilan edilen ünlü gangster Jacques Mesrine’in akıl almaz yaşam öyküsünü kurgulayan güzel ve ilgi çekici bir film. Öldüren İçgüdü, gerçek bir hikâyeden yani 39 can alan bir adamın otobiyografisinden devşirildi. Fransa’nın son gangsteri “bin bir suratlı” Jacques Mesrine, şiddete tapınan bir katildir ve karşısına kim çıkarsa çıksın silahı ölüm kusacaktır. Bu efsanevi haydudun akıbetini merak edenler ise 1 Mayıs günü vizyona girecek devam filmi “Ölümcül İçgüdü 2”yi beklemek zorundalar.

Yönetmen Jean-François Richet’in 33 haftada çektiği Ölümcül İçgüdü’nün maliyeti 80 milyon doları buldu, “Nefret” (La Haine) filminden bu yana mercek altında tutuğumuz güzeller güzeli Monica Bellucci’nin yetenekli kocası Vincent Cassel, Mesrine karakteri için 20 kilo aldı. Üç dalda Fransız Oscar’ı Cesar’ı kazanan yapım, biraz hızlı aksa ve psikopatlığa karşı saygı uyandırsa da aksiyon-macera filmlerini sevenler için biçilmiş bir kaftan…

“Kanunları sevmem, çünkü zenginler için yapılmışlardır” ve “hükümeti ve maksimum güvenlikli bölgeleri sevmem” gibi incileri bulunan ünlü katil Jacques Mesrine, 1936 yılında doğmuştur ve Fransa’nın Cezayir’de giriştiği soykırım yıllarında sıradan bir askerdir. Askerliğin bitimiyle memleketine dönen Mesrine, kötü arkadaşlar sayesinde yer altı dünyasına adımını atar. O, sürekli kendi kimliğini arar ve içgüdüleriyle hareket eder. Giderek vicdanı yitiren ve paranoyaklaşan cani Mesrine’nin zaafı ise güzel kadınlardır. Mesrine’nin iflah olmaz bir romantik olması ve sevdiği kadınlara aşk mektupları yazması ise ilginçtir. Hırsızlıktan banka soygunculuğuna, fidye için adam kaçırmaktan cezaevi basmaya, rehin alma eylemlerinden infazlara dek yemediği halt kalmaz. Çeşitli cezaevleri, üç kez firar ve kaçak yıllar… Güvenlik güçleri ve karşı cenahtaki diğer kanunsuzlar tarafından yana yakıla aranan anti-kahramanımız tüm bu hengâme esnasında evlenir ve üç çocuk sahibi olur. Tabii ki kendisini polisi aramakla tehdit eden karısının ağzına silah sokmayı unutmayarak… O, 60’lı ve 70’li yıllara damgasını vurur ve hatta “Anti-Mesrine” adı verilen özel bir polis birliğinin kurulmasına neden olur. Bunun dışında meşhur gangsterin, Quebec Özgürlük Cephesi üyeleri ve sol cephe militanlarıyla arası iyidir. Yönetmenin dediğine göre; Mesrine, aynı zamanda isyancıdır, provokatördür, entelektüeldir, sinemaya hayrandır, pazarlama dehasıdır, çekicidir, karizmatiktir, benmerkezcidir, mükemmel bir aşçıdır.

CUMHURİYET HAFTA SONU / 28 MART 2009