“Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak”, insanın insana olan sevgisinin, din, dil, ırk, kültür ve aklınıza gelebilecek her şeyin üzerinde olduğunu kurgulayan ve Claudia Cardinaye gibi bir sinema efsanesini de içinde barındıran bir ilk film. Aşk, yalnızlık, yabancılaşma, dostluk ve elbette dönüşüme dair…

Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak’ın yönetmenlik koltuğunda, senaryoyu da yazan Ali İlhan oturuyor. Filmin görüntü yönetmeni Soykut Turan, müzikleri ise Orhan Şallıel’e ait. Antalya “Altın Portakal” Film Festivali’nde yarışan Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak, seyircinin büyük ilgisini çekmişti. Filmin başrolündeki efsanevi aktris Claudia Cardinale de en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanmıştı. Oyuncu kadrosunda Cardinale dışında İsmail Hacıoğlu, Lavinia Longhi, Teoman Kumbaracıbaşı, Nilay Cennetkuşu, Fahriye Evcen, Bedia Ener, Galip Erdal ve Murat Karasu var.

Filmin en büyük problemi, sık sık tekrara düşmesi, misal 110 dakika yerine 90 dakikada bitirilebilseydi, kör kör parmağım gözüne muadili sahneler çıkartılsaydı, daha iyi olabilirdi. Örneğin bir şarap var, yeter artık ya şunu için ya da kırılsın gitsin diyorsunuz. Bu şişe, film boyunca peşimizi bırakmıyor. İsmail Hacıoğlu’nun canlandırdığı “Hüdaverdi” tipli karikatürize karakterin, aşk uğruna bıçkın bir delikanlıya dönüşmesi, inandırıcılığı tümüyle ortadan kaldırıyor. İnandırıcılık ortadan kalkınca, seyirci için her şey tepetaklak olur, çünkü beyazperdenin büyüsü bozulmuştur. Zorlama sahneler, esinlenmenin abartılması, ilgi çekici erotik hareketler, yama gibi duran karakterler. Sinema dilini oluşturmak, kurguyu duyguyla buluşturmak öyle kolay bir iş değil.

Bunun dışında haddimizi biliyoruz ve elbette Cardinale’yi eleştirecek değiliz. Güzel İtalyan kız kontenjanından Longhi ise hayli iyi. Rahibe adayı Maria rolünü üstlenen Nilay Cennetkuşu da keza öyle. Sinyora Erica ile İtalyan Olmak’ın hataları, resmen acemilikten, ilk filmlerde böyle şeyler olur. Dev aktör-yönetmen John Malkovich’i bile reddeden Cardinale’yi Enrica’da oynatmayı başarabilen Ali İlhan, bizce gelecek vaat ediyor, işte tam da bu yüzden filmine de şans tanınmalı diyoruz.

Sinyora Enrica, yıllar önce kendini terk eden kocasından sonra büyük sorunlar yaşadığı oğlu dışında hiçbir erkeği, evinin kapısından içeri sokmamıştır. Erkeklere dair nefreti, düşmanlık boyutundadır ve hatta kapısında “Erkekler ve köpekler giremez” yazar. Terzilik yapan ve pazarda çalışan Enrica, evindeki boş odaları da kız öğrencilere kiralamaktadır. Yıllar sonra evine girecek ilk erkek, Türk öğrenci Ekin (Onu, adı yüzünden kız sanmışlardır, filan) olacaktır. Erica, sadece evinin değil, aynı zamanda kalbinin kapılarını da açacaktır, zamanla…