ALPER TURGUT
Körlük denilince akla kopkoyu bir karanlık gelir, edebiyatın büyük ustası, Nobel ödüllü Portekizli yazar Jose Saramago’nun Körlük’ü ise bembeyaz bir zalimliği resmediyor. Bulaşıcı körlük, karmaşa, karantina, kahredici bir tanıklık ve “insan insanın kurdudur” (homo homini lupus) adlı bıçak sırtı bir gerçeklik. Kült bir eserin sinemaya uyarlanıp beyazperdeyle kucaklaşması ve dörtdörtlük bir beğeniyle sahiplenilmesi hepimizin bildiği üzere çok zordur. İşte Körlük’ü, çoğunluk için orta karar bir seyirlik haline getiren yegâne şey, belki de beklenti çıtasının inanılmaz yüksek oluşundan kaynaklanıyor. Ancak siz yine de hoşgörüyle yaklaşın ve inanılmaz bir emek-efor harcandığı her halinden anlaşılan Körlük’e bir şans tanıyın.

TANRI KENT’TEN KÖRLÜK’E…

 

Körlük’ü (Blindness), debdebeli Rio de Janerio’nun yoksulluğuna yaslanan favelalarında, “Tanrı Kent” (Cidade de Deus / 2002) denilen ve hepimizi derinden etkileyen bir suç masalı kotaran Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles çekti. Reklam sektöründen sinemaya atılan Meirelles bir sonraki filmi “Arka Bahçe” (The Constant Gardener / 2005) ile rüştünü ispatlamıştı. Filmin senaryosunu, Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde (2005) “Altın Lale” için yarışan “Çocuk Yıldız”ın (Childstar) yönetmeni Don McKellar kaleme aldı. Sağlam bir oyuncu kadrosunu bağrında barındıran Körlük’ün başrollerinde; Julianne Moore, Mark Ruffalo, Danny Glover ve Gael Garcia Bernal var. Özellikle Julianne Moore deyim yerindeyse döktürüyor.

 

POLİTİK METİN ÇARÇUR EDİLMİŞ

 

Körlüğe dair simgelerin ve kameranın kullanımı, güzelim geçişler, yakın plan çekimlerindeki ustalık, sıkı ve cezp edici bir atmosfer, kâfi derecede doyurucu bir final… Tüm ekip (başta yönetmen ve görüntü yönetmeni) alkışı hak ediyor. Romandaki politik metnin çarçur edilmesi eksi bir nota karşılık geliyor. İnsanın dar alana sıkışınca kaosu çare bellemesinin ise sinema tarihinde bin bir örneğini bulunuyor. Cannes Film Festivali 2008’in açılış filmi olan Körlük, Filmekimi 2008 ile Antalya (Danny Glover iştirak etmişti) ve Bursa (Gael Garcia Bernal gelmişti) film festivallerinin ardından nihayet 5 Haziran günü gösterime giriyor.

 

BEYAZ KÖRLÜK VE MEDENİYETİN YIKIMI

 

Metropolde sıradan bir gün… Herkes gündelik hayatın gerekliliklerini yerine getirme derdinde… Sonra sıra dışı bir olay yaşanır, arabasının içindeki bir adam aniden görme yetisini yitirir. Ne yazık ki; körlük bulaşıcıdır. Kısa bir sürede salgın yayılır ve devlet, körlerini toplum sağlığı aşkına karantinaya alır. Askerlerin kontrolündeki eski bir akıl hastanesine tıkılan körlerin yanında hastalığa yakalanmayan bir kadın vardır. Çok geçmeden körlerin dünyasında hâkimiyet savaşı patlak verir. Hadi yazarın hayal gücünden devşirme “beyaz körlük” illetini es geçelim, insanoğlunun ruhuna kazınan nankörlüğe ne kulp takacağız… Hem vicdanın göze de ihtiyacı yok ki… Elinde silah olan kör güçlüdür, doğuştan kör olan diğerlerinden şanslıdır. En büyük mağdur ise tüm melaneti gören kadındır. Ahlak, değer yargıları, acıma hissi… İstisnasız her şey çoktan çökmüştür. Peki; insanlığın cılkı çıkarsa uygarlığın yıkımı resmi bir hüviyet kazanır mı? Mahşer yerine çevrilen dünyaya bakıp yanıtı siz vereceksiniz.