ALPER TURGUT

 

Anthropoid, insanlık tarihinin tanıklık ettiği en büyük ve en acımasız canilerinden, “Prag Kasabı” lakabı verilen, führeri Hitler tarafından ‘Demir Yürekli Adam’ denilen Reinhard Heydrich’e yönelik suikastı anlatmayı deneyen ve bunu gayet beceren bir film. Yapımda, şöyle bir diyalog var; “-Heydrich’i öldürmek mi? -Hayır, hayır. HHHHKKHkjmcemleikkmmmmmzazzaemlmOna suikast düzenlemek. Çünkü cinayet, onun yaşamaya değer bir hayata sahip olduğu anlamına gelir.” Evet, bu gönüllük isteyen ve kelleyi ortayı koymayı gerektiren bir zorlu görev, karanlık planlı, soğukkanlı, vicdansız ve eli kanlı bir pisliği gebertmek, yeryüzünden yok etmek için…

 

İkinci Dünya Savaşı’na dair, bugüne dek pek çok film seyrettik, çoğu soykırım içerikliydi, kalanı da militarizmin goygoyuydu, yani “anlı, şanlı müttefiklerin kahramanlığına” göndermeydi. Danimarka’daki cüretkâr direnişleri anlatan 2008 tarihli Ateş ve Limon gibi filmler ise tek tük idi. Anthropoid, işte bu nadide eserlerden, yeraltına çekilen Çeklerin, savaş aygıtına karşı mücadelesini anlatıyor. Filmin yönetmeni Sean Ellis’i, aklımızda kalan Zamana Güzellik Kat ve Metro Manila ile hatırlıyoruz. Başrollerde de Jamie Dornan, Cillian Murphy, Charlotte Le Bon ve Anna Geislerova var. Lafın özü; kadro sağlam, oyunculuklar aksamıyor. Finale doğru, tempo da giderek artıyor, hatta resmen koşuyor, yani aksiyon cayır cayır… Neredeys 42 yıllık Operation Daybreak filmi de, aynı meseleyi kendine dert edinmişti, karşılaştırmak isteyen, bulup seyredebilir.

 

Evet, bu lanetli Heydrich, ortadan kaldırıldığında 38 yaşındaydı, bir başka büyük belanın, SS’lerin başkomutanı Heinrich Himmler’in sağ koluydu. Hitler, Berlin’de Heydrich için düzenlenen törende; “Zırhsız araçla dışarıya çıkmak aptallıktır ve lanetlenmiş olan korunmasız sokaklarda seyahat etmek gibi kahramanlık hareketleri, suikast yapılmasına fırsat doğurmuştur. Heydrich gibi yeri doldurulamaz bir adam gereksiz tehlikeye kendini maruz bırakması, sadece aptalca ve saçma bir harekettir” demiştir. NAZİ’lerin onunla ilgili önemli planları vardı, çünkü toplama kampları, soykırım, katliam, nerede bir insanlık suçu mevcutsa, bu uğursuzluğun arkasındaki isim oydu. Ve suikastın ardından, Çekleri büyük bir yıkım bekliyordu, misilleme kaçınılmazdı, 10 bini aşkın insan idam edildi, köyler yakıldı, masum siviller, yaşlısından çocuğuna katledildi.

 

İngiltere’deki sürgün Çekoslovakya hükümetinin emriyle, orada eğitim gören paraşütçüler görevlendirilir, ülkedeki bir avuç direnişçinin desteği dışında, saklanma ve hareket alanı yoktur. Kabine üyelerinin kararları, direnişçilerin düşüncesiyle çelişse de, Prag Kasabı simge bir isimdir, hedef olması hayli gereklidir. Elbette savaş ve direniş, aşktan muaf olamaz. Peki, bu kan ikliminde filizlenen aşkın ömrü ne kadar olacaktır?

 

Film, bir başyapıt değil, klişeler ve bazı karakterlerin derinlemesine irdelenmemesi, en önemli handikapları…  Ancak her şeye rağmen sıkı ve iyi bir yapım, belirtelim. Özellikle işkence ve çatışma sahnelerinde, gerilimi, seyircinin iliklerine dek hissettiriyor. Kahramanlık ve ihanet, baskı ve özgürlük, korku ve umut, her şey iç içe… Bedel ödemeyi ve kendini feda etmeyi bilenler yüzünden, hala ve her koşulda kurtuluş mümkün.