ALPER TURGUT

 

“Sen Aydınlatırsın Geceyi”, nihayet dört kopyayla da olsa, gösterime girdi. İstanbul Film Festivali’nde seyretmiştim, çıkınca bir sigara yakmıştım, işte sinema böyle bir şey demiştim, hatta bıraktığı etki bozulmasın, bu tat hemen kaçmasın diye, sonraki İran filmini de izlememiştim. Fantastik bolca, absürt gırla, arada müzik klipleri gibi sahneler, elbette klişeler, uçuk kaçık tipler, ardı ardına göndermeler, hani desen toplamından bir film çıkar mı? Çıkar canım kardeşim, güzelim bir siyah-beyaz taşra masalı çıkar. 2013 neredeyse bitecek, bu yıl izlediğim en iyi yerli işi yapım bu, seyretmeyen kalmasın derim.

 

Onur Ünlü’nün yazdığı ve yönettiği bir önceki filmi Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’ne dair; “TV dizilerini es geçersek “Polis”, “Çocuk”, “Güneş’in Oğlu” ve “Beş Şehir” ile minimal heveslisi, gözyaşı gişecisi yönetmenlerden farklı bir güzergâh izleyen, Japon sinema devi, güzel abi Takeshi Kitono’dan yer yer esinlenen, arabesk ile kara mizahı harmanlayan, absürtten de şaşmayan Onur Ünlü’nün senaristliğini yaptığı “Acı Aşk”ı beğenmiştim, yalan yok. Ancak Celal Tan’ı tüm filmlerinden daha çok sevdim. Esinlenmelerden sıyrılarak kendi sinemasını bulduğunu, özgünlük ve yetkinlik sürecine girdiğini söyleyebilirim, haksız da sayılmam.Elbette Celal Tan’a da eleştirilerim var. Beyazperdeden ziyade TV’ye daha yakın olması gibi, akışı ve bütünü bozan fazlalık sahneleri gibi…” demiştim. Sen Aydınlatırsın Geceyi filminin, hayli sevdiğim Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’ni fersah fersah aşacağını tahmin etmemiştim. Şimdi kesinlikle eminim, Onur’un çektiği tüm filmler bir yana, Sen Aydınlatırsın Geceyi, diğer yana diyorum. Haydi bunu yayalım, kesin bilgi!

 

Resmen ustalık eseri bu film, anlamamakta ısrar edenler için tekrar tekrar söylüyorum; fantastik, absürt ve kara mizah fukarası memleketimiz sinemasında, salt Tarkovski çakması filmler değil, olabildiğince tuhaf, ruhuyla, kurgusuyla, temposuyla, senaryosuyla, özgün filmler de yer alsın. Tür filmlerimiz olsun, bilimkurgu yapıtları olsun, polisiyeler olsun. Güney Kore’den, Hindistan’dan tutmuş işleri, yeniden beyazperdeye yansıtmak haliyle kolay, kendi öykülerimiz, kendi deliliklerimiz, kendi felsefemiz olsun, buna harbiden ihtiyaç var.

 

Sen Aydınlatırsın Geceyi filminde, aşk, şiddet, dram, komedi iç içe geçmiş durumda, şiddet var, kan var, gözyaşı var, lakin Tarantino sinemasında şiddet göze batmaz, üstünde fazla durulmaz, öyküye, tiplere, iyiler ve kötülere odaklanır insan, hah! Burada da mevzu, aynı… Halüsinasyon etkisi yaratan, yine de inandırıcılık eksenini bozmayan bir yapıt bu, taşradaki sıkılmışlık, dramla aşılacak değil ya, sıkıntı sıkıntıyı doğurur öyle, bu yüzden geyik de şart, felsefe de…Hem darlanmak da zaten bir tür kara mizahtır, Ne anlatıyorum ben? Evet, kiminiz anladı, kiminiz kavrayamadı. Bu filmde böyle bir şey, seveni kadar, sevmeyeni de olacak, olmalı…

 

Dev adam, görünmeyen adam, kan ağlayan adam, ölmeyen adam, eliyle kurşun atan adam, tüm bu adamlar ne yaparsa yapsınlar, hangi süper güçle donatılmış olurlarsa olsunlar, kadınlarla ve aşkla başa çıkamazlar. Kadının zekası yetiyor, erkeğin bırakın kaba gücünü, süper gücü olsa ne yazar? Hiç! Filme cuk oturan şarkıda olduğu gibi “Gülmek için yaratılmış gözlerde yaşlar niye, sevmek için yaratılmış kalpler hep bomboş niye?” Aşka yalan diyenler, eninde sonunda yanılıyorlar işte, çünkü “sevmek acı, gerçek acı, benzer birbirine…”