ALPER TURGUT

 

Memleketin bir ucu, hendek savaşlarında, diğer ucu Yıldız Savaşları’nda… Bir yanımız, sokağa çıkma yasağıyla ya evlerine hapsolmuş, ya da göç yollarına koyulmuş, diğer yanımız, sıcacık koltuklarda, dev perdeyi seyreyliyor, gözünde 3D gözlük, elinde patlamış mısırla… Bir tarafta, gerçek silahlar, ölümler ve tarifsiz acılar, öte tarafta, oyuncak ışın kılıçları, büyümemiş çocuklar ve kahkahalar. İstikbal göklerde midir bilemem, öyle olsa bile, meşhur Yıldız Savaşları’na daha çok vakit var, yerde ise hendekler, barikatlar, sıra sıra tabutlar var, şimdi var, bugün var, görmesek de var, sırtımızı dönsek de var, kabullenmesek de var.

 

‘İlk ‘Yıldız Savaşları’ (Star Wars) filmini, seyretmiştik maaile, çekirdek çitleyerek, bir yazlık sinemada, yıldızların altında… Zaman, boyutlar, yerçekimi, uzay, pek de umurumuzda değildi hani, ışın kılıcına, lazere, garip yaratıklara, yaratılan müthiş atmosfere kilitlenmiştik. Sinema büyüsü işte buydu, Bilge Yoda, sanki hepimize dokunmuştu’ daha önce anlatmıştım bunu, bizim kuşak işin önemi büyüktü serinin, arsalarda, bostanlarda, sokaklarda boy veren neslimiz, bilimkurguyla haşır neşir olmuştu. Haliyle etkisi, kaçınılmazdı, ne güzel işte, tıka basa melodram yerine… Hem basit şeytan uçurtmasından ve afili kasnaklıdan, ünlü ve dost uzay gemisi Milenyum Şahini’ne ve düşman güçlerin, avcı filosunu oluşturan X Kanatlılar’a geçmek için, zaten bize gereken, ışık hızıydı. Elbette, hayranlık meselesini abartanlar da oldu, Jedi dini ve çocuklarına Ceday adını koyanlar gibi.

 

Basın gösterimi iptal edilince, Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor’u (Star Wars: The Force Awakens), Perşembe sabahı seyredebildim. Neden basın gösteriminden bahsettim, çünkü filmleri, reklamsız ve aralıksız izlemeye alışmış bünye, başta yarım saat reklam, antrakta da on dakika reklam, ağır geldi haliyle… Seyirciye, harbiden yazık değil mi, hem filme para veriyorlar, hem de reklam bombardımanına tutuluyorlar. Evet, güzelim sinema keyfinin, ticaret kaygısıyla bozulması, pek hoş olmasa gerek. Ötesinde serinin yaratıcısı George Lucas, yapıtlarının tüm haklarını, Disney’e satmıştı, üç milyar dolara, biliyorsunuz. Yılların Disney’i, bilir işini, hemen kolları sıvadı, ortalığı resmen galaksinin arka bahçesine çevirdi. Süper marketler, oyuncakçılar, kafeler, aklınıza ne gelirse, genişletilmiş evrenin askerleriyiz diye bas bas bağıracaklar neredeyse… Star Wars çılgınlığı, gündelik hayata daha fazla sirayet etmez, canım seriden soğutmazlar umarım. Gençler, karanlık taraf kadar koyu kahveleriniz geldi veya aaa aşkitom, ne güzel bak, ışıl ışıl ortam, güç (force), aydınlatıyor mekânı derlerse, yandığımızın resmidir. Hazzo Pulo Pasajı denen eski han, bitik Beyoğlu’nun, ender sosyalleşme alanlarından ve çay tiryakileri için vaha gibi. Bu durum, serseri pilot Han Solo’nun çayları gibi bir girişime yol açmasın da, Çaykovski çaycısı gibi dumur olmayalım.

 

Filmin çıkışında, yönetmen JJ Abrams, ağır Yahudi, doldurmuş Nazi’leri, uzayda da hesap sormak için diyen mi ararsın, ya çok reklam var derken, üstü gerçek bir reklam panosu gibi olan ergenlere mi şaşarsın, bu eser, klişe deposu gibi, serinin eski filmine benziyor derken, tarif ettiği filmin, aslında bambaşka bir seriye, Uzay Yolu’na (Star Trek) ait olduğuna mı yanarsın, harbi harbi bilemedim. Film, çok hızlı aktı diyor eleman, neye göre hızlı aktı, beylik laflar var, ezberlenmiş, bolca saçılıyor etrafa, filmin felsefesi yok diyor bir diğeri, neredeyse serinin yarı yaşında, arkadaşı soruyor, her filmi seyrettin mi, yok diyor, bu henüz ilk deneyimim, kâbus gibi, şaka gibi, yeminle… Bizim en fiyakalı derdimiz, kafa patlatmadan bir mevzuya, direkt bilmişlik hastalığına yakalanmamız, kesinlikle. Dur bir dinle, dur bir anla, dur bir oku, dur bir düşün kardeşim be, acelen ne, kimse seni bilmediğin şey için yargılamaz, yanlış bildiğin şeyde ısrar ettiğin için eleştirir, olsa olsa.

 

Jedi ustası bilge Yoda artık yoktu, kötülüğün karizmatik lordu Darth Vader de, benim çok sevdiğim karanlık tip Darth Maul da… Lakin sevgili Han Solo (Harrison Ford), gıcık olduğum Luke Skywalker (Mark Hamill), garip saçlı Prenses Leia – General Organa (Carrie Fisher), işte beyazperdedeydiler, zaman su gibi akıp geçmiş, yaşlanmışlardı, eski dostlar. Sonra Chewbacca, C-3PO, R2-D2, Stormtrooper ahalisi ve diğerleriyle karşılaştık, geçmişimizle kucaklaştık, kavuşmuş olduk. Yeniler de vardı elbette, Rey, Finn, Poe Dameron, Kylo Ren derken, en akılda kalan, hayli şirin yeni kahraman minik robotumuz BB-8 oldu, kanımca. Teknolojinin gelişiminin, tüm efektleri, daha da gerçekçi kıldığı, şüphe götürmez. Şimdi yedinci, gelecekte, yetmiş yedinci film çekilse, belki öyküye de ihtiyaç kalmayacak, daya görseli, gitsin. O kadar malzeme var mı diye sorarsanız, genişletilmiş evren bu, istediğin kadar kahraman, robot, uzay gemisi, silah, aparat ekleyebilirsin, üstelik tiplemelerin sayısı arttıkça, mağazalarda satılacak ürünlerin sayısı da artar, sonra hop paralar cukkaya.

 

Evet, beğenenlerin, beğenmeyenlerin, çok sevenlerin, hiç sevmeyenlerin, burun kıvıranların, gaza geldik filme gittik, keşke bileti Düğün Dernek 2 için alsaydım, daha çok eğlenirdim, bol bol gülerdim diyenlerin olduğu bir film, Güç Uyanıyor. Doğruya doğru, bilimkurgu, herkesin harcı değil, haliyle bu bilimkurgu da değil, aslında tastamam fantastik kurgu, insanın uzaya ve uzaylılara dair fantezilerinin yansıması, o kadar.

 

Yani çok abartılacak, çok büyütülecek bir mesele değil, elbette çocuktuk, etkilendik, dünyamız genişledi, George Lucas abimize saygımız sonsuz, ancak bu, onun düşleri… Ve bizim düşlerimiz bambaşka olabilir artık, ergenlikten çıktık sayılır, çok şükür. Şimdi biraz gerçeğe dönme vaktidir, can yangınları sürerken, tek derdimiz Yıldız Savaşları olmasın, mümkünse. Öğretmenlerinden ve okullarından olan çocuklar var coğrafyamızda, onların düş kurmaya mecali yok, önce onlar düze çıkacak, sonra hep birlikte göğe bakarız, yine…