“Günah Keçisi”, Türkiye ölçeğinde “porno fenomeni” Şahin K., absürt Tecavüzcü Coşkun (Göğen) ve Yeşilçam’ın ilaçlı içecek uzmanı Nuri Alço’yu bir araya getiren (Sevtap Parman ve Ali Desidero da var) cinsel içerikli bir komedi denemesi, kısaca. Aslında müthiş bir potansiyeli olan bu girişimin, kaba güldürü ve salt gişe tercihi nedeniyle yer yer komik ve hayli vasat bir filme dönüştüğünü belirtelim.

Filmin senaryosu Alper Erze’ye, yönetmenlik koltuğu ise Cenk Özakıncı’ya ait. “Hibnos”, “Pipidis” gibi ucuz imalarla ve bol kepçe kötü esprilerle süslü 100 kopyalı Günah Keçisi’nin, önyargılardan dolayı, adıyla birebir örtüştüğünü düşünüyorum. Bazı salon sahipleri, filmi göstermek istemiyormuş, muhafazakâr ve din odaklı basın, Günah Keçisi’ne dair reklam, eleştiri ve haberleri kullanmamayı uygun bulmuş. Denizlerden gelen adam olarak bilinen, efsanevi seks filmleri oyuncusu ve yönetmeni Şahin K., Recep İvedik’in erotik versiyonuna çevrilmeseydi keşke, çünkü bu eleman, diğerinden daha komik, çok daha komik. Üstelik “Genç, yaşlı fark etmez, Şahin K. affetmez”, değil mi?

“Kutsal Damacana: Dracoola”yı, bana kalsa, kötü filmler listesine bile almazdım. Hatta görmezden gelmek, herkesin yararına olurdu, belki de… Çünkü bu yapımın sinemayla, bir filmi oluşturan temel parçacıklarla, seyir zevkiyle filan uzaktan yakından alakası yok. Her yıl salt gişe odaklı pek çok kötü film gösterime giriyor, hakkını verelim, arada “Eyyvah Eyvah” gibi iyi örnekler de çıkabiliyor. Ancak iddiaya girerim ki; ne Kutsal Damacana 3, ne de benzeri bugüne dek çekilmemişti. Sinemadan soğumamak, beyazperdeden nefret etmemek için bu “şey”den uzak durun veya yok sayın gitsin.

Dracoola’yı Korhan Bozkurt yönetmiş, Leman Dergisi yazarlarından Ahmet Yılmaz senaryoyu yazmış, Ersin Korkut, Şahin Irmak ve Özge Ulusoy oynamış. Aslında böyle bir şey yok. Yönetmek mi? Güldürmeyin! Bu mizahın izahı mı? Asıl gülünç olan şey bu olurdu. Oyunculuklar ile ilgili yorum yapmak ise, karakterlerine hayatlarını bağışlayan, tüm aktör ve aktrislere ayıp etmektir, kesinlikle. Evet, durum özetle budur.

Avustralya- Fransa ortak yapımı, Cannes Film Festivali’nin kapanış filmi “Ağaç” (The Tree), acıyla baş edebilmek için fantastik ile dayanışmaya giren, tam kafaların karıştığı yerde, yaşama dair gerçeklere de yaslanmayı bilen bir seyirlik. Filmin yönetmeni Julie Bertucelli. Belli başlı rollerde Charlotte Gainsbourg, Morgana Davies ve Marton Csokas var. Filme dair, Avustralya’nın vahşi doğasına tutunmuş, dev ve yaşlı güzelim bir ağaç ile tuvaleti mesken eyleyen şirin kurbağalar aklımda kalmış. Yaratıcı ve yok edici bir tabiat, elbette öğretici, üstelik bu, bir ailenin, evin babasını yitirmesi ve ardından yaraları sarma sürecinde ise… Ancak karakterlerle bütünleşemiyoruz. Çünkü yapım, Charlotte Gainsbourg gibi rolüyle adeta bütünleşen bir silahı olmasına karşın duygu aktarmak gibi bir problem yaşıyor. Ne yazık ki…

“Büyük Sır” (Get Low), sırf oyuncu performanslarıyla ayakta duran (Robert Duvall, Bill Murray, Sissy Spacek), senaryosunda görünür bir zafiyet bulunan bir ilk film. Büyük Sır, şehir efsanesine dönüşen gerçek bir yaşam öyküsünden doğmuş, keşke gizem olarak kalsaydı. Bunun dışında film, hiçbir şekilde akıcı değil, hatta son kerte yorucu, sıkıcı ve bunaltıcı. Tatsız ve tuzsuz…

Gelelim son yıllarda çekilmiş en kötü animasyonlardan birine… Üç boyutlu “Ayı Yogi”yi (Yogi Bear), ne sizlere ne de çocuklarınıza öneriyorum. Aslında sürekli “Efemmm” diye seslenen, maceradan maceraya koşan piknik sepeti hırsızı bu eski dost, daha iyi bir filmi hak ediyordu. Yazık olmuş.