ALPER TURGUT

 

“Koş Lola Koş” (Lola Rennt), “Ölümcül Maria” (Die Tödliche Maria), “Prenses ve Şövalye” (Der Krieger und die Kaiserin), “Cennet” (Heaven) “Gerçek” (True), “Kış Uykusundakiler” (Winterschläfer) ve “Parfüm: Bir Katilin Öyküsü” (Perfume: The Story of a Murderer)… Alman asıllı Tom Tykwer, her filmi merakla beklenen ve hakkıyla üne kavuşan yetenekli bir yönetmen. O, her ne kadar bir önceki filmi “Uluslararası” (The International) ile frene dokunsa ve bizleri şaşırtsa dahi son eseri “Üç” (Drei) ile toparlamasını ve tekrar gaza basmasını bildi. “Sosyal, duygusal, politik ve özel anlamlarıyla ‘düzgün’ yaşamak ne demektir?” diyor Tom Tykwer, evet, iki erkek bir kadın arasında peydahlanan ilişkiyi, sert, cüretkâr ve tavizsiz bir şekilde dillendiren ve tabu devirmeye yeltenen Üç, İf İstanbul’dan sonra nihayet 1 Temmuz günü vizyona giriyor. Tykwer’in resmen ustalık dönemine girdiği müjdeleyen Üç, bırakın haftayı, yılın en iyi filmlerinden biri, hiç kuşkusuz. Mutlaka seyredin.

 

Berlin’i fon alan ve film genelinde bir tek bu güzelim kenti iyi kullanamayarak çuvallayan Üç’ün, senaryosu iyi, diyalogları etkileyici, kurgusu neredeyse kusursuz, müzikleri ise müthiş. Kesişmeler, kaçışlar, içe dönüşler, restleşmeler, tersleşmeler, yüzleşmeler, hesaplaşmalar, bu filmin anlatmayı denediği bu, üstelik kendine saf bir dil edinerek, klişeleri tadında bırakarak, ahlak anlayışına kafa yordurarak ve duygulara dair derin kanallar açarak… Kâh komik, kâh trajik ama bütünüyle romantik… Ve ziyadesiyle özgün… Tutku, heyecan ve sevda tuvalinde, farklı renkleri deneyen ve haliyle cinselliği resmeden böylesi bir yapımda, kabul buyurun ki, oyuncu performansları çok ama çok önemlidir. Güçlü oyunculuklar ve altı dolu karakterler şarttır. İşte başrollerini Sophie Rois, Sebastian Schipper, Devid Striesow ile Annedore Kleist’in sırtladığı filmde, kimse sırıtmıyor, herkes işini layığıyla yapıyor. Schipper ve Striesow, biri biseksüel diğeri o güne dek hetoroseksüel iki adamı, eşcinsellikten öte bir yere taşıyan ve zamanla her şeyden değerli olan aşka dönüşen öykülerine inandırmakta gayet iyiler, belirtelim. Ama Sophie Rois için ayrı bir paragraf açmak gerekiyor, Alman Film Ödülleri’nde en iyi oyuncu ödülünü kucaklayan Rois, gerçekten döktürüyor, mükemmel bir katkı bu, şüphesiz.

 

Berlin’deyiz, haber sunucusu Hanna ve sanat teknisyeni Simon dile kolay tam 20 yıldır bir ilişkiyi yürütmekteler. Henüz evlenmemişler ama heyecanı çoktan tüketmişler, sorun yok gibi yapıyorlar ve gündelik hayatlarına devam ediyorlar. Kültürlü arkadaşlar bunlar, her şeyi biliyor, en basit gerçeği göremiyorlar, inadına ıskalıyorlar. Oysa duvara toslayacakları o kadar belli ki… Ve sonra tesadüf bu ya, ikisi de aynı adama âşık oluyor, umursamaz, tuhaf ve çekici genetikçi Adam’a… Aslında bu ilişki dört kişilik, çünkü artık aralarında sır da var.

 

Cinedergi