ALPER TURGUT

46. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, 42. SİYAD Ödülleri’nde ve 21. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde “en iyi belgesel film” seçilen ‘5 No’lu Cezaevi’, nihayet vizyona giriyor. Cuntanın yarattığı kanlı geçmişin izlerinden derlenilen tek bir kopyayla Yeşilçam Sineması’nda gösterilecek bu can yakıcı belgeseli, sakın kaçırmayın. Çayan Demirel’in (ilk belgeseli “38”, Tunceli’de yasaklanmıştı) yönettiği 5’Nolu Cezaevi belgeselini, hayli zaman önce İstanbul Film Festivali’nde seyretmiş ve yakın tarihimizde yaşanan tarifsiz acılar karşısında bir kez daha kanımızın donduğunu hissetmiştik.

Yüzü aşkın tanık ve 50’den fazla röportajdan anlaşılacağı üzere, 12 Eylül (Cunta) karanlığının en koyusu hiç kuşkusuz Diyarbakır 5’Nolu Cezaevi’ne yansıtılmıştı. “İşkence Okulu”, bugün dahi kapanmayan yaraların açılmasına neden olmuştu. Vahşetin, dehşetin ve şiddetin adı 5’Nolu idi. Hem ahlak hem insanlık dışıydı, yaşananlar. Ve tüm bunlar, mahkûmların (üstelik çoğu henüz hüküm giymemiş) cezasını çekmesi için yapılmış olamaz, özellikle tepeden tırnağa bir zulüm mevzubahisken… İşkencede yitenler, ölüm orucunda can verenler ve protesto için kendilerini yakanlar… Dile kolay,1981–1984 tarihleri arasında cezaevinden 34 tabut (Mazlum Doğan’dan Kemal Pir’e, Ali Erek’ten Cemal Arat’a, M. Hayri Durmuş’tan Orhan Keskin’e… ) çıktı, yüzlerce kişi yaralandı. Diyarbakır 5’Nolu Cezaevi’nde yaşananlar, şiddet ve dramın en üst seviyesini oluştursa da tek örnek değildi. Cunta, tüm ülkeyi hapishaneye çevirmeyi (toplam 644 sivil ve askeri hapishane, 650 bin gözaltı, siyasi davalardan yargılanan yaklaşık 100 bin kişi, tutuklanan on binlerce insan) başardı. Hayat, acılara sırt çevireni, başkalarının yangınına yaşlı gözlerle bakmayanı affetmez. Unutmak, unutturmak, cunta karanlığına boyun eğmektir. Mutlaka seyretmeli.