ALPER TURGUT

 

Bu bir Recep İvedik 5, aaa rekor kırıyormuş, en iyisi çok şaşırmış gibi yapayım yazısı olmayacak, hem neden olsun? Serinin dördüncü filmi, kayıt tutulan 30 yılın en üst sırasına yerleşmiş, vitesi beşe takmadan önce, yani dört filmi, sinemada yaklaşık 20 milyon kişi seyretmiş, harbiden hayret etmeye mecal mi kalmış? İşte adam, resmen damarı bulmuş, biz burada hala, maden nerede diye, keşif yapmaya mı kasacağız? Özetle; halkının ve memleketinin gerçeğinden uzak düşen çok seçkinci gardaşlarım, şaşırmayın, sabrımızı taşırmayın. Koca koca adamlar ve kadınlar, biz nerede yanlış yapıyoruz, ahaliden niye koptuk, derdimiz ve asıl meselemiz nedir bizim demiyor, aşağılamayı, alay etmeyi, küçümsemeyi, laf sokmayı, gerçeği görmezden gelmeyi sürdürüyorlar, ısrarla ve inatla… Burunlar yine kalkık, elitistlik gene tam gaz, kendi zevk, keyif ve seçimlerine göre, yargılamak yeniden moda, ama artık dur orada! Recep İvedik ve benzeri kaba güldürüye, kolaj metne, salya, tükürük, balgam, osuruk, bok kokteyline, seksin en dibine, onun erin diline, hangi farkındalık yaratan yapıtları karşısına çıkartıyor, okumayan, sorgulamayan, itaat ve biat etmeyi görev olarak algılayan kitleler için, ne gibi çözümler üretiyor ve acil reçeteler hazırlıyorsun? Yanıt veriyorum, hiç, kocaman bir hiç.

Bir festival filmi seyrediyorum, harbiden içim kıyıldı, durağanlık değil mesele, abukluk sirayet etmiş her karesine, saçmalığın daniskası olmuş, anlatmak istediği şey belli değil, ruhtan muaf, üstelik kasıntı mı kasıntı…

Sıkıntımı katlayan filmden çıktım, bir sigara yaktım, baktım, bir eleman mutlu, çok mutlu, en mutlu… Filmi sevdiniz mi üstat (bu kelimeye de uyuz olurum) diye sordu bana, hayır dedim, kesinkes ve net, beğenmedim. Aaa olur mu öyle şey, şaka yapıyorsunuz sanırım, ana karakterin, içsel sıkıntılarını çözmesi izlemek çok iyiydi. Kaç yaşındasın diye sual ettim, 35 dedi, peki dedim, 35 yıllık ömründe, kendi iç sıkıntını çözebildin mi? Öylece kaldı, tadı kaçtı, biraz düşündü ve hayır dedi. Eee be arkadaşım dedim, senin senelerdir içinden çıkamadığın mevzuyu, iki saatlik bir film nasıl çözmüş oluyor? Sustu, başka da bir şey demedi. Recep İvedik ile sanat sepet filminin ne alakası var diye sormazsınız umarım, genel izleyici seyrettikçe, festival filmleri çekilebiliyor, elbette bakanlıktan destek peşinde olan yapımlara bu sözüm. Herkes kendi beğenisini, karşısındakinin gerçeği olsun istiyor, arzusu yerine gelmezse şayet, kızıyor, atarlanıyor, öfkeleniyor, köpürüyor. Kimse burnundan kıl aldırmıyor, yahu haydi ortada buluşalım demiyor. Sanattan nasibini almış, emek verilmiş ve iyi çekilmiş gişe filmlerimiz olsun demek, ezber bozmaya giriyor ve haliyle zor geliyor.

Genel izleyiciye değil de, niye sinemasevere, sinefile yükleniyorsun diyenler olacaktır. Benim üstünde tepindiğim şey, eleştiri mekanizması değil ki, elbette hakaret, küfür ve aşağılama yoksa şayet, herkesin en doğal hakkıdır bu, tartışmak bile abes. Lakin küçümsemek, yol yordam olmasa gerek, sen ne kadar büyüksün diye sorarlar insana? Harbiden, senin diğerinden farkın nedir? Bilimsel bir keşifte mi bulundun, dertlerimize çare mi oldun, memleketi üretim merkezine mi çevirdin, hepimizi ileri mi taşıdın, kitap okunan ülkeler listesinde, yerimiz hüsran, sen, okuma sevgisi mi aşıladın, affedersin önerdiğin kitapların çoğu çerçöp, bir genç kızın tuhaf anıları, günlük muadili saçmalıklar dizisi, bir delikanlının garip halleri, eee klasikleri yine ve yeniden okusam, daha iyi, daha güzel!

Bu zavallım memleket, erkek ve dişi Recep İvedikler ile dolmuş, metrobüse, sabah ve akşam saatlerinde binen anlar yahu, bırak gençleri, yaşlı teyzeler ve amcalar bile öndekini itiyor, kimsenin kimseye saygısı yok, her an herkes bir kıvılcım olsa da, yaksak, yansak derdinde, alışveriş yaparken, müşteri bir âlem, kasiyer başka bir âlem, nezaket düşsel bir oyuncak olmuş, kabalıksa gerçekliğin yakıcı etkisi… Ama bunların çoğu Recep İvedik kitlesi, geçiniz efendim, kendinize haklılık payı çıkartmayın. 1980 kanlı darbesinin ardından, kaderciliğe, arabeske ve lümpenliğe özendirilen toplumda, sen payına düşeni almadığını mı sanıyorsun?

Kadıköy’ün merkezinde oturuyorum, Bağcılar’dan farkı ne? Hacı Murat’a doluşup, sesi sonuna kadar açan muhafazakar ahalinin okumamış gençleri neyse, seküler ahalinin, okumuş çocuklarının, son model motosikletleriyle, uykumuzdan zıplatan gürültü sevdası da o. Sabaha karşı, bir de kolon yükletmiş alete, bangır bangır rock müzik dinletiyor, şimdi insana dair herhangi bir saygısı var mı bu elemanın? Ama onlar sokağa tükürüyor, eee sen de sokaklara kusuyorsun, içmenin bile adabını bilmiyorsun, saat 04.00’de böğürmek (öküz arkadaşları tenzih ederim) nedir Allah aşkına? Beni delirten asıl şey ise saygısızlığın ve hadsizliğin batağında debelenenlerin biz solcuyuz demesi, yok ya, solcunun, insanla derdi olmaz, sistemle olur, güvenilir olur, örnek olur, mevzu insanlıksa, yıkıcı değil, yapıcı olur, anlamaya çabalar, yardımcı olmaya gayret eder.

Sansürün yeniden azdığı, sinemacıların soruşturulduğu, kültür bakanlığının, senaryoya değil, başvurana göre destek verdiği, çoğu sinemacının ya sustuğu, ya da iktidara koşulsuz teslim olduğu süreçte, tartıştığımız şey, Recep İvedik serisi olmamalı… Çöl ikliminde, kaktüs yetişir, böylesi koşullarda da hanzo yetişmiş, çok mu? Biz neyi güzelce yetiştirip, sevgiyle büyüteceğiz, işte en temel meselemiz budur, bu olmalıdır. Yoksa kaba, küfürbaz, cinsiyetçi bu anti-kahramana, bu tür garabetlerle donatılmasa, kapitalizmin sömürmeye doyamadığı koşullarında, kim haksız ve yanlış yolda diyebilir? Ötekileştirilmiş, budanmış, ezilmiş, örselenmiş sınıftan birinin, beyaz yakalı ezenlere, patronlara ve yönetici tayfasına kazan kaldırması, sinemaya koşturanların yüreğini soğutuyor olamaz mı? Bir doktorun açmazları, bir avukatın ikilemi falan filan yeterince işlenmedi mi, işsiz bir adamın, gaza gelip, gaza getirmesini, kendilerine daha yakın bulmaları, harbiden çok mu garip geliyor? Hangimiz hemen her şeyi etkileyecek kararın, iki dudağının arasında olan bir banka müdürünü tokat manyağı yapmak istemedi ki? Veya hangimiz kendini beğenmiş bir patronun kulağını çekip, iş senin, hayatım ise benim demeyi gönlünden geçirmedi ki? Bizim asıl büyük çaresizliğimiz, kahramanların ve anti-kahramanlara ihtiyaç duyulmayan, güzelim bir dünya yaratamamış olmamızda… Çare de bizken üstelik.