ALPER TURGUT

Adana Altın Koza ve Antalya Altın Portakal’ın ardından memleket sinemasına dair iki laf edecek kıvama geldik, eh nihayet… Birkaç yıl önce sinemamızın mesele problemi var, kendine bir mevzu bulamıyor filmlerimiz diyordum, şimdi konuyu yakaladık ama bu kez de öyküleri ıskaladık. Yaşam kesitleri sunma, gerçekliği kanırtırken reality show moduna geçme, yavaşlıkta inat etme, öykünme, esinlenme, tekrara düşme… Yaz yazabildiğin kadar… Arkadaşlar, öyküleri resmetme sanatı bu, belgesel değil, fotoğraf değil, tiyatro değil. Sinema bu, ruhu, tutkusu, hikayesi olsun, bize başkalarının penceresini açsın, masallar anlatsın, inandırsın.

Festivalden evvel, Osman Sınav’ın son filmi “Uzun Hikaye”yi seyrettim, elbette önyargımı kuşanıp gittim, “Kurtlar Vadisi” tipi aksiyona meyilli ve beni deli etme potansiyeli olan bir film bekliyordum, yanıldım. Tamam, süresi de adı gibi uzun idi, hayli karikatürize idi, hatta kestirme yoldan TV filmi veya dizisi de olurdu bu estetikten ve projeden, ancak anlatmak istediği bir öyküsü vardı, kesinlikle… İşte tam da bu yüzden, Uzun Hikaye’ye, birçok eleştirim de olmasına karşın Antalya’da ve Adana’da ödül bile verirdim, sanat adına bizi vasat, benzer ve ağır çekim işlere mahkum edenlere inat.

Tam 227 kopyayla 433 sinema salonunda gösterime giren Uzun Hikaye, bir baba-oğul öyküsünden demleniyor ve ilerliyor. Çocukluk, ergenlik ve delikanlılık diyebileceğimiz evrelerde resmedilen bir oğul ve onu memleketin farklı yerlerine peşinden sürükleyen, hep vicdanıyla hareket eden, şüphesiz haklı olanı savunan ve gerçekten idealist bir baba… Evet, bu bir baba-oğul öyküsü ve annenin erken kaybı, bu ikilinin kaderini de değiştiriyor.

Filmin oyuncu kadrosu hayli geniş; Kenan İmirzalıoğlu, Tuğçe Kazaz, Altan Erkekli, Güven Kıraç, Zafer Algöz, Cihat Tamer, Mahir Günşıray, Mustafa Alabora, Şener Kökkaya, Osman Alkaş, Melih Çardak, Cengiz Bozkurt, Ufuk Karaali, Mustafa Üstündağ, Erkan Avcı, İsmail Hakkı, Bora Koçak, Ferdi Kurtuldu, Ushan Çakır, Damla Sönmez, Taner Ölmez, Batuhan Karacakaya, Elif Atakan, Buğra Bahadırlı, Başak Kasacı, Meriç Benlioğlu, Taha Yusuf Tan, Fatima Betül Cordal.

Filmde Tuğçe Kazaz’a değil, Altan Erkekli’ye takıldım daha ziyade, Uzun Hikaye’den sonra Altın Portakal’da yarışan Tunç Okan’ın Umut Üzümleri’nde de izleyince karar verdim, sürekli kendini tekrar ediyor, sanki her filmde aynı rolü oynuyor, aynı şey Serra Yılmaz için de geçerli ya, neyse… Kenan İmirzalıoğlu’nun kabadayı, bıçkın polis vs. dışında farklı bir rolü sırtlaması iyi olmuş. Biraz karikatürize bir karakter ancak olsun, bu filmi bir masal olarak gördüm ve kabul ettim, bu yüzden sorun yok.

Karısına aşık bir babanın oğlu büyür ve o da sevdaya yakalanır, zaten tarih tekerrürden ibaret değil midir?

Tarih demişken, zaman mevzusu üzerine iki film girdi bu hafta vizyona. Biri “Tetikçiler” (Looper) diğeri de “Başka Bir Kadın” ((La Vie D’une Autre)… Gelecekten gelen insanları (kendi yaşlı halleri dahil) öldüren tetikçileri kurgulayan ilkini seyredin derim, uyandığında hayatının15 yılını hatırlayamayan bir kadını anlatan ikinci filmi ise bol zamanınız varsa şayet, izleyebilirsiniz. Uzayda zaman mefhumu yoktur, biz insanların algısıdır zaman… Felix, uzaydan atlıyor, ben de daldan dala… Ve daha Çanakkale 1915’i yazacağım, bana müsaade.