Alper Turgut

 

Beyaz Tanrı (Fehér Isten – White God) için, yalnızlıklarını birbirlerinde tamamlayan bir çocukla, bir köpeğin masalsı dostluğunu anlatan bir film diyebilirdik. Ancak bu çok kolay bir tarif olurdu. Çünkü bu film, her şeyin ötesinde bir intikam destanı, melez bir sokak köpeğinin, kendisine kötü davranan, satan, kovalayan, kapatmaya çalışan, uyutmaya çabalayan, it dalaşına hazırlayan insanlardan öç almasına ve diğer köpekleri de ayaklandırmasına dair.

 

Macar aktör, senarist ve yönetmen Kornél Mundruczó’nun çektiği Beyaz Tanrı’nın belli başlı rollerini Zsófıa Psotta, Sándor Zsótér, Szabolcs Thuróczy, Lili Monori, László Gálffi, Lili Horváth sırtlıyorlar. İnsanları geçelim, tam 274 sokak köpeği, filmin resmen itici gücü, hemen her şeyi, en iyi onlar oynamış, yalan yok! Uysal Hagen iken savaşçı Max olan, bu yüzden Luke ve Body adlı iki köpeğin canlandırdığı başroldeki köpek arkadaş, son Maymunlar Cehennemi serisindeki karizmatik şempanze Oscar’a benziyor. İkisi de doğuştan lider, biri maymunları, diğeri de köpekleri peşinden sürüklüyor. Tek kelimeyle: Yakışır!

 

“Kötü olan her şeyin, sevgimize ihtiyacı vardır” sözüyle başlıyor film, trompetçi kız Lili (Zsófia Psotta), melez köpek Hagen ile gayet mutludur. Annesi ve babası boşanmıştır, annesinin üç aylığına Avustralya’ya gitmesi gerektiğinden, 13 yaşındaki Lili, Hagen ile birlikte, babası Daniel’in yanına yerleşir. Baba, köpeği istemez, komşu kadın istemez, okulu istemez, devlet de istemez. Çünkü safkan değildir, melezdir, o, ev değil, bir sokak köpeğidir. Avrupa’da sokakta köpek istenmediğine göre, Hagen’in yeri barınaktır. Barınakların hali malumunuz, başına gelebilecekler konusunda herkesin bir çıkarımı vardır, şüphesiz…

 

Yani melez köpeğe yer yoktur, koca Macaristan’da, hatta Avrupa’da… Faşizm böyle bir şey işte, insanı ari, köpeği safkan istiyor, köpeği bile ötekileştiriyor. Komşu ihbar eder, devlet kapıya dayanır, para öde derler, baba ödemez. Lili, köpeğini orkestra çalışmasına götürür, bizim afacan havlar, orkestradan atılırlar. Yetmez, babası köpeği sokağa salar. Lili, yıkılır, Hagen de bir başına kalmıştır, meşhur Lassie gibi… Sonra zulüm ve işkence peşini bırakmaz Hagen’in, fakirinden zenginine, Çingenesinden, Afganlısına, tüm insanlar kötüdür, onu satarlar, dövüştürürler, savaş makinesine dönüştürürler. Son durağı barınaktır. Ancak o, köpeklerin kaderine ve uysallığına isyan eder, insanlığa savaş açar. Şimdi intikam zamanıdır, insanlar kaçar, sokağa çıkma yasağı konur, artık tüm sokaklar, havhav yoldaşlarındır.

 

Fareli Köyün Kavalcısı’nı bilirsiniz, anlatmayalım. Bu film, ünlü masalın, ahir zamana uyarlanmış hali gibi… Barış yoksa dostluk da yok diyor Beyaz Tanrı, cici köpek filmlerine tokadını atıyor, tepki, etkiyi büyütüyor, filmi özgün ve çarpıcı bir yapıta dönüştürüyor. Sert bir film Beyaz Tanrı, Ayı: Bir Sevgi Filmi değil, kesinlikle… Köpek: İntikam Zamanı, olabilir, mümkündür. Hah! Sivas’a benzeyen sahneler var, ancak alakası yok, bu bambaşka bir mecra, bambaşka bir macera… Irkçılık, türcülük, fakirlik, kötülük, ne ararsan var bu filmde, daldan dala zıplıyor, senaryo desen, arada sallanıyor, fanteziye fazla abanınca ve karışık yola dalınca insanlar karikatürize oluyor, kopukluk hissi yaşanıyor. Ancak, tüm bu olumsuzluklar, filmin farklı bir yapıt olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Nihayetinde bir köpeğin gözünden anlatıyor, ehlileşememiş insanı, dostunu satanı, aynayı da, biz vahşi insanlara tutuyor. Herkesin alacağı bir mesaj, mutlaka vardır, seyredin derim.