“Mandela: Özgürlüğe Giden Yol” (Mandela: Long Walk to Freedom), dört ay önce yitirdiğimiz büyük ırkçılık karşıtı ve özgürlük savaşçısı “Madiba”nın hayat hikayesini kurgulayan bir film, lakin 95 yıllık çileli, azimli ve renkli yaşamı anlatmayı pek becerdiği söylenemez, ne yazık ki…

 

Nelson Mandela üzerine hemen herkesin bir fikri var, kimi çok uzlaşmacı buluyor, kimi onu bir rehberle eş tutuyor, kimi ayrımcılığın en önemli karşıtı olduğunu düşünüyor, kimi son yıllarının ona yakışmadığını iddia ediyor. Ancak çoktan tarihe geçtiği, insanlığın dünü, bugünü ve yarını için ne denli değerli olduğu konusunda hemfikirizdir sanıyorum. Çapkın, vurdumduymaz, boksör, eğlence insanı… Bir insan ne kadar değişebilir? İşte Mandela, bunun en nadide örneklerinden biri, kesinlikle… Haksızlık onu isyana sürüklüyor ve dönüşüm kaçınılmaz oluyor. Zekâsı, yeteneği ve kitleleri harekete geçirme gücü açığa çıkmakta gecikmiyor. Önder, toplumunun ihtiyacı olduğu yerde doğar. Irkçılık belasıyla dizginlenmeye çabalanan, beyaz esaret altında yaşayan bir ülkede, artık siyahi insanlar, cesur, haklı ve bedel ödemeye hazır bir adamın peşine düşmüştür. O, korkusuzdur, ölmeye hazırdır, ancak Madiba idamı beklerken, egemenler, cesaretini esaret ile kırmaya çalışır. Tam 27 yılı hayatından çalınır, ötesinde beyaz iktidar kadar, silahlı mücadeleyi savunan ve intikam almak isteyen gençleri de karşısına alır. Başta çok sevdiği eşi olmak üzere, hemen herkes ona karşıdır. Söyledik ya, önderlik karar alma mekanizmasıdır; ben hepinizin babasıyım der, hepinizden daha çok bedel ödedim, intikam istersek onlardan farkımız kalmaz, ben affetmeyi seçiyorum.

 

Alper Turgut