ALPER TURGUT

“Aşk ve Devrim”, Adana Altın Koza Film Festivali’nde dört ödül kazandı. Son yıllarda Türkiye’de çekilen ilk filmler arasında belki de en çok sevileni olan “Sonbahar” yapımcılığından Aşk ve Devrim ile yönetmenliğe geçiş yapan F. Serkan Acar, kendi çektiği bu ilk filmle vasatı aşmayı başarıyor. Uzun yıllar toplumsal olayları takip etmiş, sol örgütlerin konusunda görece uzmanlaşmış bir muhabir olarak, siyaseten katılmadığım pek çok şey var Aşk ve Devrim’de, lakin ülke gerçeğine yakın bulduğum ve solun hastalıklı hallerine dair örtüşen pek çok şeyi kurguladığı için filmin hakkını da vermek gerek. Aşk ve Devrim’i müsamereye benzeten de olacak, sinematografisini güçlü bulan da… Sonuçta kararı sinemaseverler verecek, ötesi laf-ı güzaf.

“Başka Semtin Çocukları”ndan hatırladığımız M. Serkan Turhan’ın senaryosunu yazdığı filmin görüntü yönetmeni ise Feza Çaldıran… Filmin oyuncu kadrosunda Gün Koper, Deniz Denker, Bedir Bedir, Ayberk Pekcan, Serkan Tınmaz, Nefrin Tokyay ve Derya Durmaz var. Özellikle başroldeki genç oyuncu Deniz Denker’in performansına diyecek yok ancak diğer başrol Gün Koper, hayli tutuk kalmış, belirtmeli.

Aşk ve Devrim, elbette iddialı bir film adı, bireyleri ve toplumları sürükleyen bu iki büyük tutkuyu, birbirlerine kaynaştırıp beyazperdeyle buluşturmak kolay iş değil, ya aşk eksik kalır, ya da devrim düşü yarıda… İşte filmle ilgili sorunun ta kendisi de bu zaten…

AH ŞU BÜYÜMEMİŞ EBEVEYNLER

“Acımasız Tanrı” (Carnage), çocukları kavga eden iki çiftin, bir odada birbirleriyle, ilişkileriyle ve elbette kendileriyle hesaplaşmasından yola çıkan tiyatrovari bir kara mizah, özetle. Sekiz yapımın gösterime girdiği bu bol seçenekli haftanın en iyi ikinci filmi (Bisikletli Çocuk en iyisi), izlenmeli…

Büyük yönetmen Roman Polanski’nin tecrübesi ve yeteneği ile dört üst düzey oyuncu Kate Winslet, Jodie Foster, Christoph Waltz ve John C. Reilly’in varlığı, 79 dakika boyunca bir odada geçen filme çok şey katıyor. Hatta güzel diyaloglar, üstün oyunculuk performansları ve müthiş uyum, su gibi akan, kâh güldüren kâh düşündüren bir filmi ortaya çıkartıyor. Filmin uyarlandığı Yasmina Reza’nın oyunu, Türkiye’de geçtiğimiz yıl Devlet Tiyatroları tarafından sahneye aktarılmış ve kapalı gişe oynamıştı.

Parkta kavga eden iki çocuk düşünün, henüz 11 yaşındalar, dişleri kırılmış, dudakları kanamış. Hadi çocuklardan birine kiri kurban diğerine saldırgan diyelim, şimdi bunların anne babaları, buluşmaya ve yaşanan olayı çözmeye karar verirler. Ancak çocuklar kavga da etse barışır, yetişkinler ise barışmak için geldiği yerde resmen bir savaş başlatabilir.

TERSYÜZ EDİLEN ŞARLOK İLE YOLA DEVAM

“Sherlock Holmes: Gölge Oyunları” (Sherlock Holmes: A Game of Shadows), dedektiflik öykülerine imrenmemizi sağlayan ipucu, zeka, sonuç güzergahından ziyade, hallice bir aksiyon ve bol sululuk ile denge kurmaya çalışan, Robert Downey Jr. ve Jude Law ikilisine sırtını dayayan bir devam filmi, özetle. Sherlock Holmes ve şaka maka gizli bir aşk yaşadığı can dostu Dr. Watson, Profesör Moriarty adlı savaş tutkunu, kötü yürekli bir dâhinin karşısına çıkarlar. Guy Ritchie bu filmin üçüncüsünü de çeker, maden buldu resmen. Ancak “Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana” ve “Kapışma” gibi müthiş filmler çeken bir yönetmen, kibirli bir tipken maymuna çevirdiği ünlü dedektifi sonu gelmez Testere serisine dönüştürmemeli.  ilk filmi izleyen bunu da seyretsin, aksi takdirde hiç bulaşmayın derim.

BÖYLE BABA OLMAZ OLSUN

Cannes’da Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu”da adlı güzelim yapıtıyla ödülü paylaşan Dardenne kardeşlerin “Bisikletli Çocuk” (La Gamin au Velo – Kid With A Bike) filmi nihayet gösterime girdi. Thomas Doret, Cecile De France, Jeremie Renier, Fabrizio Rongione’nin oyuncu kadrosunda yer aldığı Bisikletli Çocuk, babası tarafından istenmeyen bir çocuğun, yürek burkan ısrarını ve en azimli yetişkine taş çıkartacak büyük mücadelesini anlatıyor. Üstelik koruyucu annenin sevgilisi yerine bizim mazlum yavruyu seçtiği bir film bu, öz babaya inat. Daha ne olsun ki ?