Evet, bu vizyon haftasında iki büyük yerli gişe filmi var, tekelleşmekte sınır tanımayan sinema salonu sahipleri erken bayram edecek. “Anadolu Kartalları” 278, “Behzat Ç.: Seni Kalbime Gömdüm” ise 245 kopya gösterime giriyor. Bu toplamda 523 kopya eder. İlki keşke belgesel olarak çekilseydi dediğim bir kurmaca hüsran, ikincisi bir filmden öte bildiğiniz dizi uzantısı… Her yer tutulmuş, salonlar kapatılmış, koltuklar kapılmış. Peki, sinemada gerçek bir film nasıl izlenecek?

 Türk Hava Kuvvetleri’nin 100. yıl dönümü için Ömer Vargı’nın çektiği Anadolu Kartalları’na çakma “Top Gun” benzetmesini yapmak bile abes. Ortada herhangi bir öykü yok, çatışma yok, düşman yok, hiçbir şey yok. Heyecanlanmamız gereken yerlerde esneten, uçuşlarda konuşmaları duyamadığımız, oyunculuk performanslarının vasatı aşamadığı bir film bu. Engin Altan Düzyatan, Şevket Çoruh, Özge Özpirinçci, Ekin Türkmen, Alper Saldıran, Hande Subaşı, İsmail Filiz, Çağatay Ulusoy, belli başlı rolleri üstleniyor. Ancak seyirciye her hangi bir duygu geçmiyor. “Nefes” gibi kalburüstü bir filmin senaryosunu yazan eski asker Hakan Evrensel, bu kez resmen tökezlemiş. Hani Amerikalılar, bu tip filmlerde milli duyguları kabartan sahnelere abanır, burada o da yok. Başlıyor, devam ediyor ve öylesine bitiyor. Türk Hava Kuvvetleri, keşke bir belgesel ile asırlık yaşını kutlamayı seçseydi. Türk Hava Kuvvetleri’nin neredeyse tüm ekipmanlarını gördüğümüz, Titanik’ten girip artık hangi filmden çıkacağımızı bilemediğimiz saçmalık derecesindeki esinlenmelere muzipçe güldüğümüz, bir ara pilotun Savaşan Şahin’in vidalarını sıkmaya çalışacağını sandığımız olmamışın olmamışı bir film bu. Bir de şu takıldı aklıma, pilotlar aşık olmadan, sevgilisine kavuşamadan uçamaz mı?

 

 

Gelelim Behzat Ç.’ye, yerli dizi izlemek gibi bir kültürüm yok ancak Behzat Ç.’nin bazı bölümlerine baktım, özgün, keyifli ve beklentiyi yüksek tutan bir proje, buna eminim. Ancak sinema başka bir mecra, bir sezonda anlattığını 90 dakikaya sığdıramazsın, hah zorlarsan bunu da yaparsın ancak bu başlı başına bir film olmaz. Behzat Ç, dizi estetiğiyle çekilmiş demeyeceğim bu söylem yeni çıktı başımıza, sadece şunu söyleyeceğim diziyi izlemeyen bir insan bu filmi pek anlamaz, yurtdışında göstersen senaryodaki derin boşlukları apaçık görürler. Savcıyla polisin ilişkisi nedir? Ağabey göründü ve kayboldu, hayırdır? Behzat. Ç.’nin kızının ölümünün ve onda yarattığı tahribatın detayları nedir? Sorular bitmez, tükenmez. Üstelik dizinin en güçlü yanı, yan karakterlerin sağlamlığı, ancak filmde Harun, Akbaba, Hayalet’in altı boş kalıyor, karakter değil tiplemeye dönüşüyorlar. Ne yazık ki… Altın Portakal’da en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanan Erdal Beşikçioğlu, yetenekli bir aktör, “Hayat Var” ve “Bal”da buna şahit olmuştuk. Hatta Ankara Film Festivali’nde tanışmış ve niye “Kurtlar Vadisi: Filistin” gibi bir müsamerede oynadığını sormuştum. Neyse…

Beşikçioğlu, Behzat Ç. filmine nazaran aynı adlı dizide daha iyi oynuyor, belirteyim. Beşikçioğlu dışında Fatih Artman, İnanç Konukçu, Berkan Şal, Tardu Flordun, Cansu Dere, Canan Ergüder, Hakan Boyav, Hazal Kaya, Ayda Aksel, Rıza Kocaoğlu, Ege Aydan, Seda Bakan, Hakan Hatipoğlu, Berke Üzrek, Tolga Tekin, Nihat İleri, Eray Eserol, Ali İpin, Zühtü Erkan, Nuri Gökaşan, Serhat Nalbantoğlu ve İlhan Kantarcı’dan oluşan oyuncu kadrosu, eğlence ve keyifli zamanlar vaat ediyor, buna şüphe yok. Red Kit’ten Düldül’e, Rin Tin Tin’den Daltonlar’a, politik göndermeli mavra güldürüyor. Dizi ağır ağabey idi, trajedi baskındı, film ise biraz hafife ve komediye kaçmış. Serdar Akar’ın çektiği “Gecenin Kanatları”na, “Gecenin Kanatları, bırakın bu ayakları” demiştim, “Gemide” ve “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” gibi filmleri kotaran bir yönetmene yakıştıramamıştım, şimdi daha iyi bir işe imza atmış olsa dahi benim ondan beklediğim yine de bu değil.