ALPER TURGUT

 

Bir savaş fotoğrafçısı, acıyı, yıkımı, kanı ve gözyaşını belgeler, sonra bizler, barış içinde yaşadığımız, rahat, huzurlu ve güvenli evlerimizde, bunlara bakar, ah vah edip üzülürüz, içten içe de bizim başımıza gelmediği için seviniriz, yalan olmasın. Ateş düştüğü yeri yakar diye geçiştirecek, başkalarının acısından ve gerçeklerle yüzleşmekten kaçarak, gündelik hayatın peşinden koşturacak ve anında unutacağız, belki korunma güdüsü, belki samimiyetsizlik, belki korku, belki, belki, belki… İşte “Binlerce Kez İyi Geceler” (A Thousand Times Good Night), bir savaş fotoğrafçısı üzerinden hem doğu ve batı toplumunu, hem de kadın ve erkeğin olaylara bakış açısını masaya yatırıyor, kendimize de bir pay biçebilelim diye…

 

Nazım Usta; “Yangınlara fazla bakan gözler yaşarmaz…” der, yıllarca polis, adliye ve toplumsal olaylar muhabirliği yaptığım, pek çok acının yansıtılmasına ayna olduğum, önce insan, sonra gazeteciyim diyebildiğim için, gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; yaşarır, makine değilsen, o gözler yaşarır. Elbette, olay yeri için geçerli bu, TV’de haber izlerken, gazete okurken, duygu yükünden daha kolay kaçabilir bir insan, çünkü sürekli bir acı dozu, uyuşturur, ölümü bile sıradanlaştırır. Bu yüzden, ana haber bültenlerindeki gerçek acılardan değil, kurmaca filmlerdeki duygu istismarından daha çok etkilenir insan, ne yazık ki…

 

Norveçli yönetmen Erik Poppe, yetenekli aktris Juliette Binoche ve Taht Oyunları’nda (Game of Thrones) Jamie Lannister karakterini canlandıran Nikolaj Coster Waldau’yu yanına katarak, hayata geçirdiği projesinde; Rebecca adlı ünlü kadın savaş fotoğrafçısının, Afganistan’daki kadın intihar bombacılarını çekerken, yaralanmasını ve ailesinin artık onun uslu durmasını istemesiyle gelişen olayları anlatıyor.

 

Rebecca, tehlikeli işini bırakır, güvenli evine çekilir. Eşi ve kızlarıyla birlikte olmak güzeldir, ancak mutlu yaşam oyunu, çok sürmeyecektir. O artık bir adrenalin bağımlısıdır, üstelik geride bıraktığı yıkılmış hayatlardan kurtulması da pek mümkün değildir. Kendi yarattığı acılara sırtını dönmek, batı uygarlığının bataklığıdır, vicdan ve cüzdan arasındaki sıkışmışlık, kirlenme, yozlaşma ve ruhundan olma… Olay yeri ve yardım çığlıkları, Rebecca’yı çağırmaktadır ve dünya üzerinde kaçacak bir yer yoktur.