ALPER TURGUT

 

Şu gündelik hayat denilen acımasız koşuşturmada, iki istikamet, iki taraf vardır. Zenginler ve fakirler. Elbette faturalarını, kirasını, taksitlerini vs. ödeyip ay sonunu hasbelkader getirebilenler de vardır. Bunlar yoksul olmadıkları için içten içe sevinen, varsıllar arasında katılamadıkları için kıskançlıktan çatlayanlardır, her ne kadar aksini iddia edecek de olsalar. Yani siyah ve beyaz arasındaki mücadelede, grinin pek bir hükmü yoktur. Etkisiz eleman gibidirler, ne yazık ki… Neyse. Ezen ve ezilenin, insanlık tarihi kadar eski öyküsüdür bu, orantısız güç aslında budur. Kolluk güçleri, paranın yanındadır, adalet, iktidar, artık akla ne gelirse sermayenin kontrolü altındadır. Feminizmden tutun, eşcinsellik haklarından çıkın, tüm bunlar tali mücadele alanlarıdır. Asıl olan zengin ve yoksul arasındaki kavgadır.

 

1 Mayıs, bu haklı husumetin en belirgin günüdür. Bedeller ödemiş emekçilerin, dayanışma günüdür, uğruna canını verdiği bir meydanda toplanmak ve yitenleri anmak en doğal hakkıdır. Yasaklara uymak, meşru bir mücadelenin seçeneklerinden değildir. Emekçileri, alanlara haddinden fazla önem vermekle suçlayanların, yalanlarla dolu hayatları da örnek değildir, hiç kuşkusuz. Sermayenin, emekçilerin 1 Mayıs Alanı olarak gördüğü Taksim’i rant merkezine dönüştürmek istemesi de anormal değil, şüphesiz. Demiştik bu çok uzun soluklu bir kavga, hakkaniyet içerisinde yürütüldüğü de söylenemez. Emekçiler, işsizler, emekliler, öğrenciler, muhalifler, son yıllarda zorlayarak aldıkları meydanı, tekrar kaybetmek istemiyor. Bunu marjinallik ve ideoloji ile nitelendirmek saçmalamak olur. İdeolojisi olmayan, örgütsüz kitleler, aidiyet duygusundan yoksun, amaçsız, inançsız yaşasınlar. Liberal kafaların istediği bu mudur? Bu tam tekmil şaşkınlıktır, ötesi de yoktur. Haliyle her şey ekonomiktir. Bir zenginin 1 Mayıs’tan anladığı, hadi izin verilmiş, gidip fotoğraf çektirelim, sosyal medyada paylaşalım şeklindeki bir şebekliktir. Kusura bakılmasın. Yalın gerçek budur!

 

Sendikalara laf etmek kolaydır, sendika ağaları vardır ve bunlar semirerek zaten zengin sınıfın safına geçmiştir. Burada sorgulanması gereken, güdümlü sendika liderlerinden öte, dayatılan örgütsüzlüktür. Erk, emekçinin örgütlenmesini, haklarını istemesini, grev yapmasını, toplu iş sözleşmelerini istemiyor. Ancak ahali, çekindiği iktidara değil, sendikacıya yüklenmeyi tercih ediyor. Dürüst olun, hem iktidara hem de sendika ağalarına yüklenin, samimiyet koksun her hareketiniz, ama nerede?

 

1 Mayıs’ta bir kısmı inşaat alanı halindeki Taksim’e, yasak koyan iktidar, aman çukura düşülmesin diyerek, meydanı kuşattı. Köprüleri kaldırdı, ulaşımı engelledi, barikatlar kurdu, yaklaşmayı deneyene haddini bildirmek istedi. Küsuratlı olmaması, biraz komik gelse dahi 2000 gaz bombası kullandı, panzerler, TOMA’lar eşliğindeki binlerce polisle güç gösterisinde bulundu. Hatta gaz bombalarını kafalara attı, gençleri komaya soktu. Adı konmamış sıkıyönetimin, insanların çukura düşmemesi için alındığını düşünen ya saftır, ya da işi gücü salt safsatadır. Bisiklet yarışında bile tecrit altındayız diyerek mızmızlık yapan kentlinin, polisin gaz bombalarından nefes alamazken dahi, kanı deli akan gençlerin, sokak aralarında koşturmasına, panzerlere karşı taşla karşı koymasına laf etmesi, düpedüz korkaklıktır. Bölünerek çoğalan, pardon azalan sola dair örgütlere kendimi yakın hissetmiyorum. En hızlı solcuyken döneklik edip saf değiştirenlere inat, ömrüm boyunca yoksul halklara yakın olmayı tercih ederim. Sırt çevirmek yerine, yüzünü ve yönünü hep güneşe çevirmek, bu da bir idealdir, anlayabilene…

 

Yine de sadece örgütler şöyle böyle diyerek, devletin uyguladığı şiddeti mazur göremem. Sayısız toplumsal olayı takip ettim veya katıldım. Polisin müdahalesi olmadığında, ya da güvenlik güçleri uzak durduğunda hiçbir olayın çıkmadığına şahit oldum. Bu nedenle gençler, bu ürkünç tabloyu yarattı diyenlere gülüp geçerim. Kendini ciddiye almayanı, ciddiye almak gibi huyum yok çok şükür. Şu hayatta öğrendiğim biricik şey, vicdanın siyasetler üstünde olduğudur. Güçlü olup merhametsiz olan zalimdir. Güçsüzü görüp, hala üstüne yürüyenler, her koşulda insanı değil devleti savunanlar, düşene tekme atanlar da keza öyle… Hengame bitince, gece televizyonu açayım dedim. Justin Bieber adlı hayli şişirilmiş proje tipi veledin hayranı genç kızların halini gördüm, bir de gaz bulutu altında kanlar içinde yatan akranları Dilan’ı… 17 yaşındaydı gece liseli Dilan, sabah gaz bulutu dağılınca reşit ilan ettiler. Kim ne derse desin, sen hayat kadar güzelsin ve yaşamaya mecbursun be çocuk ve yüreğin hepimizden büyük…